Arama

Tavadaki Balıklar, Okyanustaymış Gibi Davranırsa...
 
Erol Karayel
 
Kafkasya istikrarsız bir bölge. Halklar arasında oluşturulan kıvılcımlar, her an yangına dönüşebiliyor. Ve bu istikrarsızlığın birinci kaynağı da işgalci gücün bölgede yürüttüğü bilinçli politikalar. Emperyal iştahını hiçbir dönemde yitirmemiş olan Rusya, bölgeyi kontrolü altında tutabilmek için, sürekli yerli halklar arasına düşmanlık tohumları ekiyor;  bu şekilde, hem birlik düşüncelerinin yeşererek merkeze karşı geniş katılımlı bir muhalefet cephesinin oluşmasının önünü kesiyor; hem de problemlerde üstlendiği -güya- “arabulucu” ve “ağabey” rolü ile bütün kesimlere “ben olmazsam tufan” mesajını gönderiyor.
Problemlerin Rusya yönetimi kaynaklı ve suni olduğunu söylerken elbette somut örneklerden hareket ediyoruz. Geçmişten bugüne izlenen soykırım ve sürgün politikalarıyla demografik yapısı yıkıma uğratılan Kafkas halkları, bugün de, yapay cumhuriyetlerde, suni nüfus bileşimleri ile her türlü manipülasyon ve provokasyona açık tutuluyor.
Bir buçuk asır önce yurdundan atılan ana kitle, daha dördüncü batında nesillerinin en az dörtte üçünü asimilasyona kurban verirken; vatanında kalabilen bir avuç insanın da etnik sürtüşmelerle  biri birine kırdırılmaya çalışılması, Rusya’nın 300 yıllık şehvetinin hala dinmediğini gösteriyor. Kafkasya’da bütün imkanlarıyla, “pusu üstüne pusu atan” Rusya, halkların dirlik bulmasına, birlik olmasına, ayağa kalkmasına mani oluyor.
Bu politikaların en son örneklerini de, Kabardey - Balkar Cumhuriyeti’nde yaşanan gelişmelerde görmekteyiz. Bu yapay cumhuriyette yaşayan Adige ve Balkarlar arasında türetilen yeni yeni anlaşmazlık konuları, iki halk arasındaki uçurumu genişletiyor.
Kabartay Balkar’da son dönemde yaşanan provokasyonların kökleri, 2003 yılında Kabardey - Balkar Parlamentosu’nca Rusya Federal Yasası’nın 131’inci maddesine uyum maksadıyla çıkartılan “Kabardey - Balkar İdari Yapısı Kanunu” ve “Kabardey - Balkar Belediye Sınırları ve Statüsü Kanunu” a dayanıyor. O günkü Cumhurbaşkanı Valeri Kokov, ön ayak olduğu bu düzenlemelerle, bölgede 10 senedir sürmekte olan barış ortamını torpillemiş, uyuyan canavarı uyandırmıştı.
Bu yasaya göre, hem Balkarların yaşadığı Hasaniya ve Belareçka yerleşim birimleri Nalçik’e bağlanıyor; hem de ağırlıklı olarak hayvancılıkla uğraşan Balkarların şimdiye kadar kullandıkları meralar “köyler arası bölge” (yani devlet arazisi) olarak kabul ediliyordu. Bu karara öfkelenen Balkar halkı gösteriler yaparak, yasanın iptali için Rusya Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Bu gerginlik ortamına kan da bulaştırıldı. Hasaniya Kasabası’nın Nalçik'e bağlanmasına karşı çıkan Balkar kökenli Belediye Başkanı Artur Zokayev 15 Mayıs 2005 akşamı evinin önünde kimliği hala tespit edilemeyen(!) kişilerce öldürüldü. Belli ki provakatörlerin yeni mesai bölgesi Kabardey-Balkar’dı. Zakayev’in öldürülmesi, daha sonra Köndelen Köyü’nde yaşanan gerilimler ve yazıyı uzatmamak için burada sıralayamadığımız bir dizi olumsuz gelişme hep bu provakatörlerin hazırladığı mizansenlerdi.
Balkarların müracaatını değerlendiren Rusya Anayasa Mahkemesi de, 3 Nisan 2007’de, yasada nüfusu yoğun olan bölgeler için istisna getirerek, Balkarların şikayetine hak verdi. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı Arsen Kanokov parlamentoya bir yazı yazarak yasalarda değişiklik istedi. Kabardey - Balkar Parlamentosu'nun yapacağı yasa değişikliği, Balkarların yoğun olarak yaşadığı yerleşim yerleri olan Tırnıauz şehri, Elbrus, Bezengi, Kaşhatav, Babukent, Verhniy Balkariya ve Köndelen yerleşim yerlerinin sınırlarını kapsıyordu. Yapılacak yasa değişikliğiyle, buraların geleneksel Balkar yerleri olduğunun altı çizilerek, sınırlarının değiştirilemeyeceği ifade edilecekti.
Ancak bu sefer de Kabardey sivil toplum kuruluşları ayağa kalktı; Kabardey - Balkar Parlamentosu'na ve Cumhurbaşkanı'na açık mektup yazarak, parlamentoda görüşülmekte olan ve Balkarların talepleri doğrultusunda yapılacak olan yerel sınırların belirlenmesi yasa tasarısı görüşmelerinin durdurulmasını talep etti. Kabardeyler, toplumsal mutabakat sağlandıktan sonra böyle bir yasa tasarısının görüşülmesinin doğru olacağını söylüyorlardı. Bu talep üzerine, birinci tur görüşmeleri yapılmış olan “yerel sınırların belirlenmesi hakkındaki yasa tasarısı”nın ikinci tur görüşmeleri parlamento tarafından iptal edilerek, belirsiz bir tarihe ertelendi.
Bu erteleme kararına bu kez de Balkarlar tepki gösterdi. Balkar Yaşlılar Konseyi, Kabardey - Balkar Parlamentosu Başkanı Boris Beçelov'a bir mektup yazarak, yerel sınırların belirlenmesi yasa tasarısının ertelenmesini eleştirdi. Bu yasa tasarısının çıkmasının zorunlu olduğunu, bu konuda Rusya Federasyonu Anayasa Mahkemesi'nin kararları bulunduğunu belirtti.
Ve böylece konu elbirliğiyle kördüğüm haline getirilmiş oldu.
...
Artık bu sorun hangi sonuç hedeflenerek çözülmeye çalışılırsa çalışılsın, halklar arasındaki sürtüşmeyi artırmaktan, çatışmalara sebep olmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Rusların istediği de bundan başka bir şey değil zaten. Ruslar, sadece, bölge halkları arasındaki sevgi ve dayanışma ortadan kalksın; nefret her yere hakim olsun istiyorlar. Planları, kitlelerin zihinlerini bu sürtüşmelerle meşgul edip, tarihi gerçeklerin ürettiği negatif enerjiyi “bölge içerisinde toprağa vermek” ve bu şekilde hem “Merkez”i, hem de hükümranlıklarını korumaktır.
Bölge halklarının, Kremlin baronlarının gelişmeleri avuçlarını ovuşturarak izlediğini görmesi ve artık çok uzayan bu pis oyunu bozması gerekiyor. 
İster Kabartaylar, ister Balkarlar… kağıt üzerindeki haklarını ne kadar artırırlarsa artırsınlar, işleyen sistemin, milli varlıklarının, dil ve kültürlerinin korunmasını sağlayacak tedbirleri -yeter düzeyde- hayata geçirmelerine izin vermeyeceğini bilmeliler.  
Sistemin, bütün yerli halkların öğütülmesi ve uzun vadede Ruslaştırılması üzerine dizayn edildiğini görmeliler. 
Kağıt üzerinde tanınmış bazı haklar kimseyi aldatmamalı, bunların fonksiyonel olup olmadığına bakılmalıdır.
Kabardey – Balkar’da, kağıt üzerinde iki halkın dili de cumhuriyetin resmi dilidir ama herkes bilir ki bu dillerin böyle bir fonksiyonu yoktur.
Her iki dil de okullarda ders olarak okutulur ama bir yabancı dil muamelesi görerek, haftada iki saat. Dilini bilenler, sadece kendi dilinde yazılanları "heceleyerek" okuyabilecek kadar Adigecelerine bu derslerden katkı sağlayabiliyorlar. Öngörülen de bu zaten, çünkü sistem buna göre kurgulanmış.
Yerel dillerdeki gazetelerin, kitapların çeşitliliği ve tirajları ortada. Çünkü, sadece sokakta konuşulan ve eğitim dili olmayan bir lisanın, gelişmiş bir basılı eserler sektörünün olmaması kadar normal bir şey yok.
Bunlar bir tarafa…
Kabardey - Balkar’ın devlet idaresinin tamamını, bu iki halktan birisinin yöneticilerine komple verseler dahi, bu halkların mevcut şartlarda kendilerine bir gelecek inşa etme şansları yok. Çünkü hadım edilmiş, fonksiyonları felç edilmiş bir devletle neye hükmedebilecekler?
Atanarak gelen devlet başkanları,
Düzmece seçimlerle oluşturulan ve yasama kudreti olmayan göstermelik parlamentolar,
Kremlin’den idare edilen kukla yargı kurumları,
Üretimle değil, merkezin ianeleriyle ayakta duran gagadan besleme ekonomik ve mali yapı… 
Bu siyasi iradesi dumura uğratılmış kuruma devlet değil, olsa olsa Kremlin'in iş takip bürosu gözüyle bakılabilir.
...
Bölge halkları, firasetli davranarak, sınır ve toprak kavgalarında kaybeden tarafın her halükarda kendileri olacağını, sistemin de sadece buna programlı olduğunu görmelidirler.
Bu konuda en büyük görev de bu halkların aydınlarına düşüyor. Aydın sorumlulukları gereği Kremlin’in kirli politikalarını halklarına iyi anlatmalı ve toprak problemlerinin bir an önce halkların gündeminden çıkmasını temin etmelidirler. Bu sistemde bu problemlerin çözümünün olmadığını halklarına iyi anlatmalıdırlar.
Ve direnmenin silahla değil, yaşayarak ve kültürünü yaşatarak olacağını beyinlere kazımalıdırlar.
Bu sistemde toprak kavgası…
Tavaya düşmüş balıklar, hiç okyanustaymış gibi davranır mı? 
 

Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.