Arama

Bir Ucube: UÇB
 
Mehmet Dal
 
 
3 Ekim’de Maykop’ta yapılan Uluslararası Çerkes Birliği (UÇB) 8. Genel Kurulu “bildiğimiz gibiydi”.
FSB’nin kontrol ve denetimi altında, kimsenin “gık” demesine fırsat verilmeden “planlandığı şekilde” başladı ve bitti.
 
Çerkesliğe katkısı bir köy derneği düzeyine indirgenen; ajanlar, işbirlikçiler ve bol miktarda “gafil”in delegesi olduğu UÇB’nin “Dünya Çerkeslerinin çatı kurumu” olma iddiasının nasıl bir palavra olduğu bu son kongre ile bir kez daha ortaya çıktı.  
UÇB genel kurullarında artık yapısallık kazanan alavere-dalaverelerden bahsedip midenizi bulandırmayacaksak, genel kuruldan size aktarabileceğimiz başka bir haber de yok zaten.
2000 yılında yapılan ve yurtsever Çerkeslerin kapı dışarı edildiği kongreden sonra Kalmuk Yuraların, Boris Akbaşevlerin çizgisinden çıkan ve kuruluşundaki bütün iddialarından vazgeçen birlik, bugün artık “suya tirit” toplantılar ve “hiçbir yaraya merhem olmayan” kararlarıyla Çerkes halkının gözünde bir hiç konumuna düşmüştür.
Dolayısıyla hiçbir ciddiyeti kalmamıştır.
UÇB, Çerkes halkından gasp edilerek hadım edilmiş,
Kurumsal yapısı kulüp düzeyine indirilmiş,
Gerek anayurtta, gerek diasporada itibarını tamamen sıfırlamış bir yapı olduğu için ciddiye alınır olmaktan da çıkmıştır.
Nasıl çıkmasın ki? Baksanıza delegeleri bile artık UÇB’yi ciddiye almıyorlar!...
Bunu da nereden mi çıkarıyorum?
Buyurun hemen bir ciddiyet testi yapalım ve hep birlikte görelim bakalım Türkiye delegelerinin UÇB’yi ne kadar ciddiye aldıklarını.
 
Ciddiyet ölçme testimizin soruları şunlar:
 
1.       Katılımcılar UÇB genel kurulu delegesi olduklarını hangi tarihlerde öğrenmişlerdir? Kongre öncesinde ne kadar bir hazırlık süreleri olmuştur?
2.       Bu delegelerden kaçı UÇB’nin tüzüğünü bir kere olsun baştan aşağı okumuştur?
3.       Delegeler üye oldukları derneklerde UÇB kongresine hazırlık maksatlı kaç toplantı yapmışlardır? Yapmışlarsa periyotları nedir?
4.       Bu toplantılar gerçekleşmişse, genel kurula götürülmek üzere ne gibi somut öneri ve çözüm paketleri hazırlamışlardır?
5.       Maykop’ta yapılacak genel kurul öncesi Türkiye delegasyonu Türkiye’de kendi arasında kaç toplantı yapmıştır? Yaptıysa periyotları nedir? Derneklerden bu toplantılara taşınan herhangi bir fikir veya dosya olmuş mudur? Bu fikirlerden kaçı proje haline getirilmiştir?
6.       Genel Kurul’a gidecek delegeler, önceki dönem genel kurul tutanaklarını gözden geçirme imkanı bulmuşlar mıdır?
7.       Genel kurulun iletişim dili yeterli midir? Delegeler kürsüden söylenen her şeyi anlamışlar mıdır?
8.       Delegeler, görev süresi sona eren UÇB yönetiminin, iş başına gelirken o günkü genel kurulun kendisinden istedikleri ile kendisinin genel kurula vaad ettiklerini içeren herhangi bir dokümana sahip midir? Vaad edilip de yapılmayanların neler olduğunu biliyorlar mıydı? Genel Kurulda nedenlerini sorabilmişler midir?
9.       UÇB Başkan adayı belirlenirken kendilerine danışılmış mıdır?
10.     UÇB Başkan yardımcılığına ve yönetim kuruluna seçilen temsilciler hangi özellikleri dikkate alınarak o görevlere getirilmişlerdir? Bu yönetimin Çerkeslerin kaderine etki edecek somut işler kotaracağına hakikaten inanılıyor mı?
11.   Türkiye delegasyonu olarak, Maykop’ta, UÇB toplantısı öncesinde ve sonrasında istişare toplantıları yapılabilmiş midir? Yoksa, geçmişte olduğu gibi delegeler farklı yerleşim birimlerine dağıtılarak böyle bir toplantı yapmaları engellenmiş midir?
(…)
Sizi merakta bırakmamak için sorularımızın cevaplarını da hemen sıralayalım.
- UÇB’ye katılacak delegelerin yarıdan fazlası kongreden bir kaç gün önce belirlenebilmiştir.
- Dolayısıyla ferdi muhabbetlerin dışında delegasyon hiçbir zaman tam kadro toplanıp bir çalışma imkanı bulamamıştır.
- Derneklerde konuya odaklanan ciddi toplantılar yapılmamış, dolayısıyla herhangi bir dosya veya proje de oluşturulamamıştır.
- Hiç şüpheniz olmasın ki, delegelerden hemen hemen hiç biri genel kurula gitmeden önce UÇB’nin tüzüğünü oturup baştan aşağı bir kere olsun okumamıştır (Çünkü onlar her şeyi bilen Çerkesler olduğu için böyle bir şeye ihtiyaçları yoktur).
- Böyle son dakikada toplama bir kadronun önceki genel kurul tutanaklarını okuyacaklarını düşünmek de büyük bir saflık olur.
- Genel Kurulda simultane tercüme sistemi olmadığı ve herkes en iyi bildiği dilde konuştuğu için delegasyonun çoğu olanları sadece “seyretmiş” ve sağdan soldan duyduğu amatör tercüme ve yorumlarla olanları anlamaya çalışmıştır.
- Kanşobi Ajahov başkanlığa (rivayetlere göre Kanako tarafından) doğrudan atanırken Türkiye delegasyonuna fikri sorulmamış, delegelere sadece onamak düşmüştür.
- Başkan Yardımcılığına ve Yönetim Kurullarına seçilen üyelerin kendi ifadeleriyle “Dünya Çerkes Birliği yönetim kurulunda görevliyim” şişinmesinden başka hiçbir şey yapma güç ve becerileri yoktur. Geçmiş dönemde ne yaptılarsa bu dönemde de onu yapacaklardır: Yani arada bir toplanıp, yiyip-içip X’ox yapmak... Yönetime seçilenlerin hepsi birer konu mankenidir.
- Türkiye delegasyonuna, Maykop’ta ne toplantıdan önce, ne toplantı esnasında oturup bir değerlendirme yapma fırsatı verilmemiştir. Yer yokluğu bahanesiyle gurubun bir kısmı Maykop’ta bırakılırken, bir kısmı Maykop’un 40-50 kilometre dışında bir pansiyonda konaklamaya mecbur edilerek delegasyon parçalanmış, kendilerine durum değerlendirmesi yapma imkanı verilmemiş, onlar da bu duruma rıza göstermişlerdir.
-Ferdi temaslar dışında diğer ülke delegasyonlarıyla da durum değerlendirmesi yapacak ve ortak tavır geliştirecek düzeyde bir görüşme yapma fırsatı verilmemiştir.
Yani zayıf iradeli delegasyonumuz kendilerine döşenen rayların dışına çıkamamıştır.
(…)
Hazırlanma sürecindeki boş vermişlikleri, kongre sürecindeki edilgenlikleriyle UÇB’yi ciddiye almadıklarını gösteren bu delege yapısının oluşturduğu “kurumu” şimdi gelin de siz ciddiye alın bakalım nasıl alacaksanız.
UÇB bundan sonra fişe takılı olarak yaşamaya devam edebilir ama altını çiziyorum, kimse tarafından ciddiye alınmaz.
Çünkü o artık RF’nun tasmalı rodinalarından biridir.

Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.