Arama

Federal Rusya ve Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi -2-

Erol Karayel

Geçtiğimiz aylarda Adigey dışındaki Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri bir araya getirilerek Piyatigorsk merkezli Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi (KKFB) kuruldu. Sorumluluğuna Başbakan Yardımcısı sıfatı da verilen geniş yetkilerle donanmış Krasnoyarsk Valisi Alexander Hloponin getirildi...

Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi kurulurken bölgeye yönelik yatırımların artırılması, bölgenin ekonomik kalkınmasının sağlanması, işsizliğin çözülmesi ve sosyal destek programlarının sağlıklı bir şekilde koordine edilmesinin hedeflendiği söylenmişti.

Medvedev'e göre bölgedeki sorunların temelinde, "artan işsizlik, ekonomik suçlar, rüşvet ve klan savaşları" vardı.

Bunların tamamı doğru; ama hiçbirisi KKFB'nin oluşturulmasının ana gerekçesi değil, sadece bahanesi.

Öyleyse, Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi'nin kurulmasındaki gerçek amaç nedir?

KKFB'DE POLİS DEVLETİ KURALLARI İŞLEYECEK

Bu sorunun birbiriyle bağlaşık pek çok cevabı olmakla birlikte, eğer tek cümleyle ifade edecek olursak, "Rusya, bölgeyle ilgili hedeflerine ulaşabilmek için KKFB'ni bir polis devleti hükmünde kurdu" dememiz doğru olacaktır.

Nitekim Vremya Novosti gazetesi yukarıda sayılan problemlere el atılacağını belirttiği haberine bölgede yeni güvenlik birimlerinin oluşturulacağı notunu da ilave ederek Moskova'nın niyetini aşikare etmiş zaten.

ASIL HEDEFLERİ RUSLAŞTIRMA!

Peki Rusya'nın bölgeyle ilgili hedefi nedir?

Aslında vicdanı nasır tutmamışlar için sorunun cevabı malum ama biz yine de tekrar edelim: Kremlin'in yüzyıllardır değişmeyen hedefi, işgal ettiği topraklardaki yerli unsurları "Rus kültürü içinde eritip, yok etmektir".

Rusya 1990'lı yılların başında, konjonktürel sebeplerle (dağılmayı durdurmak) verdiği "federal cumhuriyet" statülerini, bugün eritme ve yok etme hedefinin önünde"potansiyel bir engel" olarak gördüğü için ilga etmek istiyor. Bu "potansiyel engeli" ortadan kaldırmak için attığı ilk adım da silaha en yakın halkların yaşadığı cumhuriyetleri derdest edip, aynı hapishanenin içinde kontrol altına almak olmuştur.

İkinci adımda ise, federal merkezin çıkardığı yasalarla bütün yetkileri budanarak “devlet" anlamında zaten hadım edilmiş federe cumhuriyetler cüzi olarak yerine getirebildikleri milli işlevlerden de "fiilen" arındırılacak; buralardaki etnik unsurlar asimilasyona karşı tam korumasız hale getirilecektir.

Bu yolda Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi öncelikle tam bir polis devleti haline getirilecektir. Siyasi, milli, dini... bütün muhalif sesler ile sivil toplum refleksi göstermeye yeltenen oluşumların tamamı susturulacaktır. Federe cumhuriyetlerde etnik kültürleri koruyan içerikteki yasal düzenlemeler de yavaş yavaş kaldırılmaya devam edecektir.

Velhasıl federe yapı olmanın getirdiği haklar dejenere edilebildiği kadar edilecek, işlevsizleştirilecektir.

SOMUNDAN KOPARILAN İLK LOKMA ADIGEY CUMHURİYETİ

Peki Adıgey Cumhuriyeti niçin KKFB'nin dışında tutuldu?

El-cevap: Aynı maksatla.

Adıgey Cumhuriyeti, topografik, demografik ve politik olarak bu cumhuriyetler içinde en dezavantajlı olandır. Üstelik menfi gelişmelere tavır alacak -görece- güçlü bir muhalefeti de yoktur.

Adıgey Cumhuriyeti bu yeni bölgenin dışında tutularak, önümüzdeki günlerde KKFB'nde gündeme gelecek polisiye tedbirlerin Adigey'i sarsmasına, dolayısıyla 2014 Kış Olimpiyatları'na menfi göndermeler yapılmasına engel olunmuştur.

Bu arada Adıgey KKFB dışında tutulmak suretiyle "konumu emsallerinden farklılaştırılmış", yalnızlaştırılarak her türlü operasyona açık hale getirilmiştir.

Yani Adıgey somundan koparılan ilk lokma olmuştur.

2014'teki Kış olimpiyatlarının "yüz akıyla" atlatılmasından sonra cumhuriyet statüsü ilk fırsatta lağvedilen bölge de muhtemeldir ki Adıgey Cumhuriyeti olacaktır.

Bu aşamada Kuzey Kafkasyalılar'ın ve dostlarının bu şer planları uygulama öncesinde deşifre edip gereken tepkileri zamanında verebilmek üzere bir “KKFB ve Adigey'i İzleme Merkezi” oluşturmaları acil bir ihtiyaçtır.

KKFB, ABD'NİN BÖLGESEL FAALİYETLERİNE KARŞI DA BİR TEDBİRDİR

KKFB oluşturulurken gözetilen ikinci husus da, bölge insanının çabuk aktive olabilen muhalif reflekslerinin, "içeriden" veya "dışarıdan" kışkırtılma ihtimaline karşı bölgenin tamamen denetim altına alınmasıdır.

İçeriden yapılabilecek kışkırtmalar milliyetçi, anti-Rusçu, sistem karşıtı v.d. kesimlerden gelebilir.

Dışarıdan yapılabilecek kışkırtmalarda akla gelen ilk isim ise tabii ki bölgeye ilgisi iyice yoğunlaşan ABD'dir.

Peki, ABD böyle bir kışkırtmayı niçin yapsın?

Konunun yüzeysel yaklaşımlardan kurtarılabilmesi için cevabın biraz detaylı verilmesi gerekiyor.

***

Bilindiği gibi 1997 yılında 'Yeni Amerikan Yüzyılı Projesi” (PNAC) oluşturulmuştu. PNAC'in fikir babaları Donald Rumsfield, Dick Cheney, Paul Wolfowitz, Richard Perle ve William Cristol'dür. PNAC'ın amacı "Amerikanın küresel liderliğini desteklemek" olarak deklare edilmişti. Projeden hemen sonra “Yeni yüzyıl için strateji, güçler ve kaynaklar” adlı bir rapor kaleme alınmış ve bu rapor 2000 yılından itibaren Amerika'nın resmi politikası haline gelmişti.

Yapılan stratejik analizlerde 21. yüzyılın “Amerikan yüzyılı” olması öngörülürken, bunun gerek şartı da “dünya enerji havzalarının kontrol edilmesi” olarak belirleniyordu. Bilindiği gibi dünyanın en zengin enerji yatakları ise Ortadoğu,Hazar veOrta Asya olarak sıralanıyor.

ORTA ASYA'NIN KAPISINI 11 EYLÜL SALDIRISI AÇTI

Yazılan raporlarda, “Projenin hayata geçirilebilmesi için Amerika'nın yeni Pearl Harbor'lara ihtiyacı var” deniliyordu.

Ve tam bu tarihlerde Afganistan'da Taliban güçleriyle Ahmet Şah Mesut liderliğindeki Kuzey İttifakı güçleri arasındaki çatışmalar tüm hızıyla sürerken, Ahmet Şah Mesud 9 Eylül 2001 tarihinde gazeteci kılığındaki suikastçıların saldırısı sonucu öldürüldü. Mesud’un öldürülmesi, bütün dünyada şok etkisi yaptı. Zira kendisi öldürülmeden yaklaşık iki ay önce Avrupa’ya giderek Strasbourg’daki AB parlamentosunda ikili görüşmelerde bulunmuş ve Taliban yönetiminin devrilmesi konusunda Avrupa’dan destek talep etmişti.

Bu suikastten sadece iki gün sonra 11 Eylül 2001’de beklenen “Pearl Harbor” muadili saldırı gerçekleşti: ABD’nin New York ve Washington kentlerinde iş kulelerine gerçekleşen saldırılarda 3 binin üzerinde insan öldü.

Bu saldırı, Afganistan’ın, ABD’nin birinci hedefi haline gelmesine yol açtı. ABD Başkanı George Bush, saldırıyı El Kaide örgütünün gerçekleştirdiğine dair ellerinde kanıtlar olduğunu söyleyerek Usame bin Ladin'i istedi. Taliban’ın ABD’ye verdiği red yanıtı, beklenen saldırının da başlangıcını teşkil etti. ABD, 7 Ekim 2001 tarihinde “Afganistan’a Sınırsız Özgürlük” adını verdiği hava taarruzunu başlattı. Buradaki asıl hedef tabii ki Afganistan üzerinden Orta Asya enerji kaynaklarına uzanmaktı. Böylece, Orta Asya için istenen ayak kurulmuş oldu.

AFGANİSTANDAN SONRA “IRAK ÖZGÜRLEŞTİRİLİYOR”(!)

Sıra gelmişti ikinci adıma. İkinci hedef Orta Doğu'ydu. Suudlar, emirlikler zaten kontrol altında olduğu için namlular Irak ve İran'a çevrildi.

ABD ve Britanya hükümetleri, Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğu ve bu silahların koalisyon ülkeleri başta olmak üzere bir çok ülkenin güvenliğini ciddi şekilde tehdit ettiği iddiasını ortaya attılar. Saddam'ın ahmaklıklarından da faydalanan Amerika Birleşik Devletleri kısa bir süre sonra 20 Mart 2003'de müttefikleriyle birlikte “Irak'ı Özgürleştirme Operasyonu” adını verdiği bir harekâtla Irak'a girdi.

Böylece Orta Doğu'nun en zengin enerji yataklarının önemli bir parçası daha ABD'nin kontrolüne geçmiş oldu.

SIRADA HAZAR PETROLLERİ VAR

ABD'nin Ortadoğu'daki yeni hedefi İran'daki enerji havzalarını kontrol altına almaktır. Bu yüzden İran üzerinde baskı kurulup, uluslararası arenada yalnızlaştırılarak diz çöktürülmeye çalışılıyor.

Bu arada ABD, Hazar'ı, yani Kafkasya bölgesini kontrol altına alırsa İran'ı daha rahat diz çöktürebileceğini de gördü. Hedef sıralamasını değiştirerek gözünü Kafkasya'ya dikti. Kafkasya bölgesinde kuracağı bir kontrolle hem hedeflediği bir bölgeye hakim olmuş olacak, hem de direnen İran'ı bütün cephelerden çevreleyerek bloke edecek ve düşürecek. Yani bir taşla iki kuş...

***

Amerika'nın Kafkasya'ya yönelik hamlelerinin ana sebebi budur.

Tiflis'teki Çerkes Soykırımını gündeme getiren toplantının düzenlenmesi, Çeçence, Rusça öğrenen Amerikan askerlerine ek ödemeler yapılması v.s de hep bu niyetin yansımalarıdır.

ABHAZYA VE GÜNEY OSETYA RUSYA'YA HİBE EDİLDİ

2008'de Gürcistan'ın G. Osetya'ya Amerikan ağzı kullanarak “Özgürlük götürme”ye çalışması ve ardından Rusya'nın Abhazya ve Güney Osetya'yı kontrolüne alması da hep bu ABD planının parçalarıdır. Bu operasyonla ABD, Rusya'yla kontrolsüz bir şekilde doğrudan gireceği sonucu meçhul bir sıcak çatışmadan kurtulmuş, Kafkasya'ya adım atmadan önce ayağının basacağı alanı temizlemiştir. Şimdiki zemin ABD için daha uygundur. Hem bu arada Gürcistan ve diğer Güney Kafkasya ülkelerine gereken mesaj da verilmiş, bağımsızlıklarının nasıl pamuk ipliğine bağlı olduğu “de facto” gösterilmiştir. Güney Kafkasya ülkeleri bu operasyon sonrasında ABD'ye daha yakın ve daha muhtaçtırlar artık.

Türkiye'nin Ermenistanla yakınlaşmasını da bu sürecin içinde okumak gerekir. Ermenistan-Türkiye sınırı açılarak Ermenistan'ın Rusya'yla olan ilişkilerinin asgari düzeye çekilmeye çalışıldığı ortadadır.

RUSYA TEKRAR SÜPER GÜÇ OLMAK İSTİYOR

Ancak bölgeyi arka bahçesi olarak gören Rusya bu durumdan tabii ki rahatsız. Ve bu Rusya 21'nci yüzyılda yeniden bir dünya gücü olmak istiyor. Teknolojik bir atılım gerçekleştiremeyen Rusya'nın süper güç olabilmesi için hem iktisadi, hem stratejik değeri ölçülemez olan Hazar'ın ve Orta Asya'nın enerji kaynaklarına ciddi şekilde muhtaç olduğu açıktır.

***

Tarafların hedefleri bu olunca, Kafkasya ister istemez iki büyük güç arasındaki en önemli çatışma hatlarından biri haline geliyor.

İşte bütün bu sebeplerle Rusya bölgede alabileceği tüm tedbirleri alıyor. Kuzey Kafkasya'da uygulamaya konulacak bir polis devleti rejimi, Kremlin'e çok yönlü hizmet edecektir. Çıkaracağı bölgeye özel yasa ve kararlarla hem yerli halkları asimile etmek, hem gelişecek muhalif refleksleri kontrol etmek için uygun vasat sağlanmış olmaktadır.

Rusya, bu polis rejimi sayesinde herkesi ev ev, şahıs şahıs kontrol edip, “tehlikeleri” anında bertaraf etme şansını yakalayacaktır.

Ağır güvenlik önlemleriyle Amerikan girişimlerinin “içeriden” partner bulması da önemli ölçüde engellenmiş olacaktır.

RUSYA'NIN POLİTİKALARI NE SONUÇ VERİR?

Son bir soru soralım:

Rusya böyle bir rejimle istediği sonucu alabilir mi?

Kesinlikle hayır.

Çünkü, -bir siyasinin dediği gibi- süngünün ucunda oturulmaz.

Polis jopuyla ayakta tutulan,

İnsan hak ve hürriyetlerini hiçe sayan,

Zenginleşmeyi ancak gayr-ı meşru ilişkilerle mümkün kılan,

Federe birimlere üretime dayalı yatırımlar yapmayarak fakirliğe ve federal yapının lûtfuna mahkûm eden,

Bu arada federal merkezi zenginleştirip federe unsurlar üzerinde hakimiyet kuran,

Samimiyetsizliği ve asimilasyoncu politikaları bütün uygulamalarında adeta sırıtan,

Halkı gönlünü kazanarak yönetmek yerine, korkutarak gütmeyi tercih eden, ...

hiç bir yapı, ilânihaye yaşayamaz.

Nitekim Rusya da yaşayamayacak.

SONUÇ

Bizlerin, Amerikan veya Rus politikalarına doğrudan destek vermek yerine, tüm güçlerimizi bir araya toplayıp, kendi milli politikalarımızı oluşturmamız lazım.

Bu satranç oyunu daha uzun yıllar sürecek. Bizler piyon olmaktan kurtulamazsak, miadımız dolduğunda bir ata veya bir file yem olmamız kaçınılmaz olacaktır.

İstediğimiz bu değilse gereğini yapmalıyız.




Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
MUHAMMET İZZETOĞLU - İstanbul
21 / 08
'' Federal Rusya ve Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi -2 '' başlıklı yazınızı okudum. Çok iyi analiz yapmışsınız. Ancak, dünya ve kafkasya tarihinde böyle nice projeler planlanmasına ve uygulamaya geçirilmesine rağmen, her şey evvel Allah, o bölgede yaşayan insanların ne düşündükleri, ne planladıkları ve uyguladıklarına bağlıdır. Allah-ü teala, Kafkasya'da inançlı, cesur ve mert insanları yaratmıştır. Kafkasya'da yaşayan insanlar, dürüst, çalışkan ve vatansever ve birlik ve beraberlik içinde oldukları sürece, onlara hiç kimse, hiç bir şey yapamaz. Günümüzde de, bunun örnekleri çoktur. Hayırlı olsun.