Arama

DÖNÜŞ YOLU
 
EROL KARAYEL
Teşhis doğru: Kafkas halklarının, -özellikle Kuzey Batı Kafkasya halklarının- en büyük problemi, anavatandaki mevcut demografik yapıdır.
Akla gelen ilk çözüm yolu da doğru: Diasporadakilerin bir an önce anayurtlarına dönüp, nüfus skalasını yerli halklar lehine
değiştirmesi…
Yeni değil, 1864’ten bu yana bölgeyle ilgilenen herkesin daha ilk bakışta gördüğü bir gerçek bu.
***
1991 yılında S. Birliği yıkıldı, böylece önceleri turist olarak dahi gidilemeyen anavatanın kapıları gurbetteki evlatlarına açıldı.
Bugün bu tarihin üzerinden 15-16 yıl geçmesine rağmen dönüş yapabilenlerin sayısı ortada: yaklaşık 1500 kişi...
Ki, onurlu bir dönüşü hedefleyen geleneksel çizgi mensuplarının kullandığı “anavatanın işgal altında olduğu” söyleminin ”dönüşün önündeki en büyük engel olduğu” çözümlemesinde bulunup, yolunu ana kitleden ayıran ve “dönüşü” birincil söylem; “teslimiyet sınırından işbirlikçiliğe kadar uzanan” geniş bir yelpazeye sahip “uzlaşmacı tavrı” da grup kimliklerinin belirleyici öğesi haline getiren 40 yıllık “dönüşçü” fraksiyonlarımıza rağmen gelinen nokta bu.

Bu sonuç, sorun karşısında yenik düştüğümüzün;
200 yıldır ters giden süreci hala durduramadığımızın resmidir.
Bu safhada oturup ciddi bir durum değerlendirmesi yapmamız, nerede hata yaptığımızı bulmaya çalışmamız icap ediyor.

Dönüşün,
kendiliğinden,
ya da vatan millet edebiyatıyla,
ve yahut birilerini veya bir yerleri övmek veya aşağılamakla,
olmadı kuru propagandayla,
o da olmadı damara basıp gaza getirmekle…
olacağını sandık ama gördük ki olmadı.
Bu etkilerle dönebilecekler yukarıda zikrettiğimiz sayı kadardı ve hepsi de döndü zaten.

Peki şimdi ne olacak?
Son umudumuzu bağlayacağımız, bizi güdüleyip “vaat edilmiş topraklara” akıtacak milli bir dinimiz de olmadığına göre “dönüş bitti” deyip bağrımıza taş mı basacağız?

Gerçek şu ki, düz mantıkla oluşturduğumuz kolaycı çözümler bizi yanıltıyor. Bizim sorunlarımız çok daha girift ve paradoksal.
Öyle ki, çözüm olarak “dönüş” lafzını telaffuz ettiğimiz an, aslında sorunun kendisiyle burun buruna gelmiş oluyoruz.
Doğru, sorun demografik problem...

Ama dönüş de çözüm değil, bizatihi sorunun kendisidir.

Ve geçtiğimiz 15 yıllık deneyim, soruna henüz hiçbir çözüm üretemediğimizi; sorunu kendi haline, dalgalanmaya bıraktığımızı gösteriyor.
Evet, bizim cevabını bulmamız gereken asıl soru “Nasıl döneriz?” dir.
Ama bu sorunun da cevabını verebilecek durumda değiliz.
Çünkü, bu soruya verilecek doğru cevapları bulabilmemiz, “Niçin dönmüyoruz/dönemiyoruz?” sorusunun yanıtlarını elde etmemizden sonra mümkün olabilir ancak.

Kısaca, “niçin dönmüyoruz/dönemiyoruz?” sorusuna muhatap 3-4 milyonluk bir kitleden bahsediyoruz ama… geniş bir saha çalışmasına dayanan, sosyoloji, psikoloji, ekonomi, hukuk v.d. bağlantılı bilim dallarının süzgecinden geçmiş, muhatap birincil devletlerin siyaset ve tavırları ile doğuracağı uluslararası etkileri değerlendiren; bunlardan hareketle mevcut ve muhtemel sorunları kristalize eden; bunlara A ve B planlarını da içeren icra edilebilir çözümler öneren, yetkin ve uzman bir kuruluşa yaptırılmış bir tane bile bilimsel çalışmaya da sahip değiliz maalesef.

Bir halk için bundan büyük bir zavallılık olabilir mi?

Öyle ya, bu saatten sonra dönüşün sonuç verecek iki yolu var:
Birincisi, atalarımızın geldiği gibi, yani süngü zoruyla dönmek; ki bu mümkün değil...
İkincisi de, yukarıda belirttiğimiz gibi uzman kuruluşlarca hazırlanacak bilimsel yol haritalarıyla.

Peki, sizce, bunu yapacak irade ve imkana sahip bir kurum, kuruluş veya organizasyonumuz var mı?

Cevabı “var” olanlar konunun takibini bu kurum, kuruluş veya organizasyon üzerinden devam ettirebilirler. (Ayrıca bizi de bilgilendirirlerse seviniriz.)
Biz ise “yok” diyenlerle beyin jimnastiği yapmaya devam edeceğiz; bir sonraki yazıda tabii…


Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.