Arama

Diaspora Ne Demek? Çerkes Diasporası Var mıdır?


Erol Karayel
erolkarayel26@gmail.com

Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik geçtiğimiz günlerde Çerkeslere hitap ederken, kendisini ödüllendiren web sitesinin ismi olan “Kafkas diasporası” ifadesine itiraz ederek, “...En az 3000 yıllık bir tarihe sahipsiniz. Kafkasya'dan gelmiş olabilir atalarınız ama Anadolu sizin özyurdunuz. Burası diaspora değil, dolayısıyla Kafkas Diasporası diye bir kavram olmaz. Burası sizin anavatanınız...” dedi.

Yine geçtiğimiz günlerde Yıldız Üniversitesi'nde yapılan “146. Yılında 1864 Kafkas Göçü: Savaş ve Sürgün” başlıklı konferansta da Ondokuz Mayıs Üniversitesi'nden Prof. Dr. Nedim İPEK diaspora kavramına takılmıştı. Değişik vesilelerle sık sık söz alan İpek, “Kafkas diasporası” tanımlamasından duyduğu rahatsızlığını dile getirmişti. İpek, ısrarla Ermenileri hatırlatan “diaspora” terimi yerine, Kafkasyalılara özgü yeni bir terimin türetilmesinin yerinde olacağını söylüyor ve Almanyada çalışan Türklere verilen “Almancı” lakabını da buna örnek(!) olarak gösteriyordu.

Peki "diaspora" bu kadar ürkülecek bir kavram mı?

Elbette değil, ama ürküyorlar işte.

Sebebi de kendilerini diaspora olarak isimlendiren kesimlerin köklerini farklı bir orijine nispet ediyor olması. Bu “farklılık vurgusunu” risk olarak görenler, farklılığı hatırlatan bütün işaret ve izlerin bir an önce silinmesini istiyorlar. Böyle olmadığını görünce de rahatsız oluyorlar.

***

Hazır gündem olmuşken, bizim de kendi penceremizden bir “diaspora” ve “Çerkes diasporası” analizi yapmamız yerinde olacaktır sanırım.

DİASPORA NE DEMEK?

Diaspora kavramı değişik kaynaklarda, gerek etimolojik analizler yapılarak, gerek kavramın ilk izafe edildiği toplumun(Yahudiler) özelliklerine bakılarak yapılan tespitlerle tanımlanmaya çalışılıyor.

Kavramın “Yahudiler” haricindeki toplumlar için de kullanılmasına cevaz vermeyen bağnaz yaklaşımlar ile “köyden şehre çalışmaya giden gurbetçileri” de diaspora sayarak sulandıran yaklaşımları bir kenara bırakırsak, bir toplumun diaspora oluşturup oluşturmadığına karar vermek için şu üç kritere göz atmak gerekir:

* O toplumun bir anavatanı olması,

* O toplumun anavatanından zorla çıkartılmış olması,

* O toplumun bireylerinde vatan ve kimlik bilincinin bulunması,

Bu ölçütlerle baktığımızda, bir diaspora toplumunda ilk iki unsurun irade dışı gelişmelerle vücud bulduğunu, üçüncü unsurun ise iradi olarak var olması gerektiğini görürüz.

Ve bu ilk iki unsur Türkiye Çerkeslerinde mevcut özelliklerdir. Yani, Türkiye Çerkeslerinin bir anavatanı vardır ve Çerkesler bu anavatanlarından zorla çıkartılmışlardır.

Ancak bu iki unsurun var olması, Türkiye Çerkes toplumunu ‘diaspora’ olarak nitelendirmemiz için yeterli değildir.

Bir toplumda, farklı kimlikten gelen bir grubun, diaspora toplumu sayılabilmesi için, bu toplumu oluşturan fertlerin aynı zamanda vatan ve kimlik bilincine de sahip olmaları gerekmektedir.

Mazisinden kopmuş, mensubiyet duygusunu kaybetmiş, mevcut durumunu kanıksamış, içinde bulunduğu toplumun kimlik ve kültürel değerlerini tamamen kabullenip özümsemiş birini diasporanın parçası sayamayız. Yani bu evsaftaki kişiler bir diaspora toplumu oluşturmaz.

VATAN ve VATAN BİLİNCİ

Türkiye Çerkes toplumunun durumu hakkında net bir kanaate varabilmek için konuyu biraz daha somutlaştırmamız lazım.

Önce kavramları ele alalım:

Vatan ve vatan bilinci nedir? Varlığı nasıl anlaşılır?

Yeşil dağlar, ıssız ormanlar, keşfedilmemiş tabiat parçaları… tek başına vatan olarak nitelendirilemez. Vatan, sadece topografik ve ekolojik bir gerçeklik değildir.

Vatan tanımının ekseni insandır.

Bir coğrafya parçasına, bir nesli, bir dili, bir kültürü… geleceğe taşıma görevi atfediliyorsa, işte o coğrafya parçası vatandır. O neslin, o dilin, o kültürün vatanı. Yani, Anthony Smith’in benzetmesiyle ‘bir halka beşik olan coğrafyadır' vatan.

Yine bir kişide, dilinin, kültürünün ve neslinin teminat altına alındığı böyle bir coğrafyaya sahip olma, onu koruma arzu ve gayreti var ise o kişide vatan bilincinin olduğuna işarettir.

Ve vatan bilinci, toplumsal beraberliğin ilk kaynağıdır.

***

Bu ölçüden hareket edersek, Türkiye’deki Çerkesler’in genel olarak bu bilince sahip olmadıklarını söyleyebiliriz.

Çünkü çoğu artık yaşadıkları ülkenin ulusal dokusuna eklemlenmiştir.

Çoğunun ‘vicdanlarında kanayan’ bir vatan problemi yoktur.

Çoğu için Kafkasya kendilerinin değil, atalarının vatanıdır.

Çoğu için Kafkasyalılık sadece bir orijin bilgisidir.

Çoğunun oraya endeksli bir gelecek tasavvuru veya hayali yoktur.


KİMLİK BİLİNCİ?

Peki kimlik bilincinin olup olmadığını nasıl anlayabiliriz?

Dil ve kültürünün gelecekte de yaşaması kaygısı güden, bunun şartlarını sağlamak için gayret gösteren, yahut gayret gösterenlere maddi veya manevi elinden gelen destekte bulunan, veya bulunma arzusu duyan bir kimsede “kimlik bilinci var” demektir.

Şunu da belirtelim ki, diasporalar için, dil bilmek, xabze bilmek, atalardan miras bir yaşam kültürüne sahip olmak… gibi milli kimliği oluşturan bazı temel unsurlara sahip olmak, kimlik bilincinin şartlarından değildir.

Çünkü bu unsurlar ancak günlük hayatın parçası olduğu ortamlarda yaşatılabilir ve geliştirilebilir. Milli kimliğin saydığımız temel unsurlarını kaybetmiş birinde gelişmiş bir kimlik bilincinin bulunması gayet normal birşeydir.

Bir kişinin, sahip olduğu mazi bilgisinden hareketle, bir dile, bir kültüre mensubiyet duygusu hissetmesi ve bu değerlerin gelecekte de var olması için kaygı ve gayret içinde olması, kimlik bilincinin var olduğunun yeter göstergesidir.

**

Türkiye Çerkeslerinde ise çoğunluk itibarıyla böyle bir kimlik bilincinin var olduğunu söyleyemeyiz.

Türkiye Çerkeslerinin çoğunluğu kimlik bilincine değil, sadece kimlik bilgisine sahiptirler.


TÜRKİYE'DEKİ ÇERKES DİASPORASI

Bütün bu söylediklerimizin ardından yukarıdaki ölçütleri esas alan bir icmal yapacak olursak, Türkiye’de, diaspora kavramının içini doldurabilecek nitelikte geniş bir Çerkes varlığı olduğunu söyleyemeyiz.

Türkiye Çerkes diasporası çok küçük bir nüfusa tekabül etmektedir. Çerkes etnisitesinden gelen nüfusun tahminen % 10’u civarında bir rakamla ifadelendirilebilir.

***

Ancak şunu belirtmeliyiz ki, diaspora toplumu olarak nitelendirilebilme özelliklerini yitirmiş yeni nesil Çerkeslerin bir kısmına diaspora refleksleri kazandırabilme imkanımız vardır.

Ancak bunun için öncelikle ciddi bir düşünce reformu gerçekleştirmemiz gerekir.

***

Bugün Türkiye’de yaşayan Kafkasyalıların, babaları kent kökenli olan önemli bir kesimi, içinde yaşadığı topluma tam eklemlenmiş(asimile olmuş) vaziyettedir. Onlar için kimlik bilgisinin bile, hoş bir sohbet mevzuu olmaktan öte bir anlamı yoktur.

Ancak, genelde babaları köy kökenli olan diğer bir önemli kısmın asimilasyon süreci ise bütün acımasızlığı ile devam etmekte olup, henüz tamamlanmamıştır.

Diasporik vasıflar kazandırılabilecek kitle de işte bu ikinci kesim Çerkeslerdir.


FİKİR HAREKETİ OLUŞTURMAK GEREK

Peki bunu nasıl yapabiliriz?

Öncelikle bu konuda insanların fikri alt yapılarını (paradigmalarını) revize edecek, yeniden dizayn edecek, bu çerçevede hayatına anlam kazandıracak tezler ortaya koymamız gerekir.

Kısa zamanda bir düşünce reformuna imza atılamazsa, mevcut süreç tersine çevrilemezse bu ikinci kesim de önemli oranda içinde yaşadığımız topluma eklemlenip gidecektir.

Zaten Kafkasyalıların ana sorunu da budur: İçinde bulundukları yok oluş süreci.

Bu sorun diaspora için de, anavatan için de cari olan en büyük sorundur.

Bu noktadan sonra çözüm yolu diasporadakiler için de, anavatandakiler için de aynıdır.

Bu aşamada hepimizin yüklenmesi gereken misyon, bu yok oluş sürecinin durdurulması ve tersine çevrilmesi için çalışmaktır.

Çünkü böyle büyük bir hedefe ulaşmak toplumun tamamının katılacağı zorlu bir mücadele ile mümkündür.

Ancak toplumumuzda var olmayan bu isteği uyandırmak için “toplumu bu hedefe kilitleyecek bir fikri atmosferin tesis edilmesi” ön şarttır. Bu duyarlı kesimlerdeki dağınıklığı da önleyecektir.

Diğer bir deyişle, topluma önderlik edecek vasıftaki kişilerin ve diğer fikri meşgale içinde olanların, değişik zamanlarda, değişik platformlarda mümkün olduğunca sık bir araya gelerek birbirlerini tanımaları, tartışmaları ve “sistematize edilmiş bir toplumsal var oluş iradesi” ortaya koymaları; bunu dokümante ederek toplumun bütün kesimlerine yaymaları lazım gelir.

Bu çalışmalar ile önce aydınlarımız arasında, sonra halk arasında fikri birliğin; ardından fiziki beraberliğin ve yok olmaya karşı direniş ruhunun ortaya çıkması mümkündür.

Zaten ufukta umut besleyeceğimiz başka bir çıkış yolu da gözükmemektedir.

Vesselam.





Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
Davut Huvaj - İstanbul
07 / 01
FARKINDA OLMADIĞIMIZ ZENGİNLİĞİMİZ 2 Şaşırtıcı olan kitleler halinde asimile olmamız değil bana göre bu kadar ağır bir soykırım ve sürgün sonrası çok örgütlü bir asimilasyona rağmen halen var olabilmemiz. Buraya kadar gelebildiysek bundan sonrasınıda yaparız. Traji çok yüksek olmasada gazatelerimizde ve internet sitelerimizde çok akıllı bilgili ne yaptığını ne yazdığını bilen aydınlarımız var. Yarın rüzgar başka yönde eser basit bir olay olur etkisi çığ gibi büyür bir anda duyarsız dediğimiz diaspora uyanır ve bu mücadeleye yandaş olur. Ben çok farklı fikirler, kırıcı usluplar, bilgisizlikler, bıkkınlıklar gördüm toplumumuzda ama hepsinin yüreğinde haksızlığa bir öfke atasına ve vatanına bir özlem ve bir heyacan vardı, bu heyecan bir gün birleşir, bilinçlenir, demokrasi için Anavatananın gelşmesi için bir mücadeleye dönüşür. Yılardır yetersiz ve sorunlu dernek ortamlardayım. Birçok yerde kısır tartışmaların şahidiyim ama umutluyum çünkü umudum mücadelemi diriltiyor mücadalem öz benliğimi “Çerkesliğimi” inşa ediyor. Artık Kafkasya kaf dağının ardında değil bir saatlik uçuş mesafesinde Çerkesçe de sadece dedemin bendeki anılarında değil internette kitaplarda, Tv de radyoda... Çok yakında üniversitelerde.
Davut Huvaj - İstanbul
07 / 01
FARKINDA OLMADIĞIMIZ ZENGİNLİĞİMİZ 1 Türk – İslam kültürü; hayatı, dünyayı, bireyi algılamada ve dönüştürmede gerekli yetkinliğe sahip aynı özellikler Rus – Hristiyan kültürü içinde geçerlidir. Dünyanın bir çok yerindeyiz: İsrail de de varız, Rusya da da varız, Türkiye de de... Bu aslında bir kültürel zenginliktir. Toplumumuza bir bakış açısıı zenginliği kazandırmaz mı ? Tabi ki bu kültür zenginliklerini kendi anadilimize “convert” edebilirsek... Biz Türkiye de yaşayan Kafkasyalılar farkında değiliz ama Türk İslam kültürünün devlet teşkilatlanması anlayışını siyasi cinliklerini özümsemiş durumdayız. Acaba İsrail de yaşayan soydaşlarımızda uluslararası dev şirketler kurabilen ve tüm dünyayı bu şirketle yöneten Yahudi kültürünü algılamış durumda değiller mi ? Hepimiz bildiğimizi Çerkesce ifade edebilsek yazabilsek, paylaşabilsek ne kadar geniş bir bilgi ve düşünce dünyamız olur. Anavatanımızda kültürmüz belirli bir noktaya gelmiş. Dilimiz yazılı dil haline getirilmiş ve dilimizle bir litaratür oluşturulmuş. Tüm bilgi birikimimizle bu kültüre ek olsak dünyanın en zengin kültür dünyasını yaratmış olmaz mıyız?....
Çanba İbrahim - ist
30 / 12
Burda bahsedilen asimilasyon, kimliği kaybetme ..vs. sorunlar sadece diaspora da yaşayan Çerkezler için geçerli değil, aynı şeyler Kafkasyada yaşayanlar için de geçerli. Dünya değişiyor ve bu değişime paralel stratejileriniz yoksa, diasporada ya da anavatanınızda yeni bir kültürle harmanlanmanız kaçınılmaz. Bu da kötü birşeymidir, o da ayrı bir konu.(Eğer kendi kimliğinizi tamamen unutuyorsanız sakıncalı olduğu kanaatindeyim.) Bence öncelikler tespit edilip, gençlerin sahip olması zaruri olan donanımları takviye edilmeli. Bu zaruretler de 3-5 kişinin şahsi kanaatleri ve dünyevi algılarıyla sınırlı olmamalı. Ciddi ve kapsayıcı bir fikir altyapısı ile ortaya çıkılmalı. Yoksa giden nesle daha çok ağıt yakarız.