Arama

Poseidon ve Nart Wezırmes Üzerine

Balkar Selçuk

Rhea doğurdu Zeus'u, beni, ölülere hükmeden Hades'i

dünya üçe bölündü, üçümüz aldık payımızı,

kurra çekildi, köpüklü deniz düştü bana,

her zaman orda oturayım diye,

sisli karanlıklar ülkesi düştü Hades'in payına,

Zeus'a bulutlar arasındaki engin gök düştü.

Ama toprakla koca Olympos'ta herkesin payı var,[1]

    Poseidon Yunan mitolojisinde Zeus'un kardeşi olarak karşımıza çıkar. İlyada da anlatılan savaşlar boyunca Poseidon Akhaları desteklemiştir. Bu nedenle de kardeşi Zeus ile arasında iktidar mücadelesi söz konusudur. Beygua’ya göre Poseidon ismi Abhazcada “Suların oğlu” anlamına gelir. Lineer B tabletlerinin baş tanrısı Poseidon'dur[2] Minos kaynaklarına göre Poseidon bir Libya tanrısıdır. 

    Girit Kafkasyalıların ilk önce Amazonların Libya'ya geçerken kullandıkları bir üstür. Doğu Akdeniz sahillerindeki Ugarit kenti ile Girit kenti aynı ismi kullanırlar ve her iki bölgede de yoğun bir Pelasg varlığı hissedilir.

    Poseidon ilginç bir şekilde hem Libya'nın, hem de Ubıh ve Abhazlar’ın, dahası tüm Batı Kafkasya’nın resmi tanrısıdır. Homeros İlyada'sında Çerkesya’da yaşayan Phaiak’ların tanrısı Poseidon'un onlara nasıl kızdığını ve Çerkesya ve Kolhide'yi nasıl yok ettiğini uzun uzun anlatır. Kolhide'nin büyük kralı Alkinoos'u Homeros şöyle konuşturur:

        

“Yazık! Babamın eski tanrı sözleri gerçek oluyor işte,

Poseidon kızacak bir gün bize, derdi o,

geçirtiriz diye bütün insanlara denizleri sağ salim,

Edecek derdi Phaiak erlerinin sapasağlam bir gemisini,

Klavuzluktan dönerken paramparça,

Sonra da koskoca bir dağla saracak kentimizi.

 

    Yine Sicilyalı Diodoros Kafkasyalı Amazonların Girit'te üstlendiklerini ve Libya'ya Girit'ten silah taşıdıklarını söyler. Ayrıca Girit'te bulunan ve hala çözülemeyen tabletlerdeki insan çizimleri Kafkasyalı Pelasgları çağrıştırmaktadır. Kafanın kenarları tıraşlı fakat tepede bir tutam saç bırakılmış. Adıge dilinde “Ac'e-Ak'e” adı verilen bu saç tıraşını sadece savaşçılar bırakırdı ve kişi yaşlanıp savaşçılıktan emekli olduğunda “Ac'er Wpsın” denilen ritüeli gerçekleştirir saçını keser ve savaşçılıktan çıkardı.

    Girit yalnız Sicilyalı Diodoros'un çalışmalarında değil İlyada'nın metinlerinde de 90 kadar büyük şehre sahip, onlarca farklı halkın yaşadığı bir ülke olarak anılır. Kafkasyalı denizcilerin Girit'te üstlenmeleri bu nedenle olağan karşılanmalıdır.



  Minos kültüründeki bazı dinsel anlatılar ve yakarılar Adıge-Abhaz ve Ubıh kabilelerin gelenekleriyle tamamen örtüşür. Bunlardan hasat aletleriyle yağmur duasına çıkılması (Хьанцэ Гуащэ: Hantze Guaşe; Kürek Tanrıça,  Abhazca da ki adı Dzıwara), genç kızların salıncak duaları (Харинэ Уэрэд: Harine Wered) gibi bazı gelenekler aynıdır. Hasat ürünlerinin savrulduğu aletlerle yağmur duasına çıkma konusunda Minos geleneği şöyle açıklanıyor:

 

         Alaya katılan erkekler... sihirli yağmur duası için buğday başakları değil, fakat hasat savurma aletleri taşımaktadırlar. Sahnenin dini anlamı, şarkıcılar ve Mısır Tanrısı İsis'in kült enstrümanı sistrum çalan bir rahibin varlığıyla belirtilmiştir.[3]

 

 

   


Bu seramoninin Minos uygulamasıyla Çerkes kültüründeki uygulaması temelde aynıdır. Çerkesler de bir tahta kürek süslenir, köyün çocukları köyde ev ev, kapı kapı gezerler dualar okuyarak tanrıdan yağmur yağdırmasını dilerler. Bu arada evlerden çocukların üzerine su dökülür ve sonunda süslenmiş tahta kürek suya atılır. Bu kürek Adıge dilinde Kürek Tanrıça anlamında Hantse Guaşe olarak adlandırılır ve tıpkı Minos uygarlığındaki İsis vurgusunda olduğu gibi dişildir.

        Yine Minos uygarlığındaki Boğa fenomeni Çerkes kültüründeki “Ahin'in Özgür İneği” ritüelini akla getirir.

        Diğer yandan Sicilyalı Diodoros'un anlattıklarını doğrular biçimde Girit savaş tanrıçaları açık göğüsleriyle betimlenmiş kadınlardır. Ne var ki bu Tanrıçalar ilginç bir şekilde Nart mitolojisinde tüm detaylarıyla anlatılan kadın savaşçı Nart Dahenağue'yi akla getirecek şekilde dağların zirvesinde ve aslanlar tarafından korunurken resmedilmişlerdir. Nart Dahenağue, dağların üstündeki sarayında yaşayan tüm dünyanın hâkimi savaşçı ve alabildiğine güzel bir kadındır. Kapısını korkunç aslanlar korur. Savaşlarda düşmanlarını yok eden amansız bir kraliçedir.



         Poseidon, Troia savaşından sonra Kafkasya'ya ve Kafkasyalılara büyük bir yıkım getirmiştir. Ubıh'ların çok büyük saygı duydukları bu tanrı Çerkesya sahillerini yerle bir edecek bir kehanetin de sahibidir. Homer'in  Odisse adlı tekstinde Ubıh ve Abhazların Poseidon'un soyundan geldiği belirtilir:


“Artık ben ölümsüz tanrılar arasında: Zeus Baba,

nasıl saygı göreyim, ölümlüler saymazken beni,

benim soyumdan doğmuş Phaiaklar bile saymazken.[4]


 

         Poseidon'un Phaiaklara bu kadar kızgın olmasının nedeni ise kendisinden öğrendikleri denizcilik bilgileriyle ölümlü insanlara kılavuzluk etmeleridir:

 

“Vazgeçin ölümlülere klavuzluk etmekten,

kentimize başvuracak kim olursa olsun,

On iki seçkin boğa kurban edelim Poseidon'a

bize acısın, koskoca bir dağla sarmasın kentimizi,”

 

       Ancak kesilen kurbanlar Poseidon'un Phaiaklara duyduğu öfkeyi dindirmemiş olmalı. Çünkü Troia savaşından birkaç yıl sonra III. Ramses döneminde yazıcılar ülkelerini işgal eden Pelasgların saldırısıyla birlikte uzaklarda bir yanardağın şiddetle patladığını ve Mısır ülkesinin bile küller altında kaldığını belirtiyorlar. Odisse'de geçen tekstlerden o dönem Çerkesya'sında ki Ubıh ve Abhaz ülkesi halkına Phaiak dendiğini ve en meşhur şehirlerinin de Skherie adıyla anıldığını öğreniyoruz. 

      Poseidon'un Phaiak'lara duyduğu öfke ve Kafkasya'da dağların hareketlenmesi sonucu yaşanan yıkım ve göç Çerkesya tarihinde bilinen en büyük göçlerden birisini başlatmıştır.

Bu göçü aktarmadan önce Kafkasya tarihinde yaşanan ve Kafkasya’yı, Eski Yunanistan'ı, Troia'yı, Hatti ve Huri ülkesini ve eski Mısır'ı etkileyen bir dizi savaşın aktarılması gerekmektedir. Bu savaşlar Doğu Akdeniz, Mezopotamya ve Anadolu’daki kurulu düzeni yerle bir etmiş birçok devlet tarih sahnesinden silinmiştir. Ne var ki bu savaşlar Akdeniz havzasındaki Kafkasyalı kolonilerin de sonunu getirmiş ve anavatanla olan bağlarını koparmıştır. Sonunda ise Kafkasya'da yaşanan depremler ve yanardağ patlamaları Kafkas Ada Medeniyeti'nin sonunu getirmiştir. Bu kehanet Odisse’de aktarıldığı gibi Nart mitolojisinde ve Eski Mısır kayıtlarında da birbirine benzer şekillerde aktarılmaktadır.

       Hattilerin Mısır Firavun'u II. Ramses ile yaptıkları savaşta Hattilerle müttefik olan Troia, Lidya, Likya ve diğer kabilelerin büyük çoğunluğu Troia savaşında da Troia kralı Priamos'a destek olan Kafkasyalı kabilelerdi. Troia'yı işgal eden Akhaların en büyük müttefiki Eski Mısır'ın firavunlarıydı ve Troia savaşı bütün ayrıntılarıyla Kafkasyalılar tarafından takip edilmekteydi. Troia savaşında şehrin düşmesi ve yağmalanması buna karşılık Akhaların belli başlı bütün komutanlarının ölmesi ve Ulisse dışında hemen hiç birisinin ülkelerine dönememeleri Troia ile Yunan adalarının bir otoriteden yoksun kalmaları sonucunu doğurmuştu.

Bu durum Akdeniz Havzasının güçlü devleti Mısır ile halen Kıbrıs-Libya ve Anadolu'da büyük kolonileri olan Kafkasyalı denizci kavimleri bir savaşa zorluyordu. Çünkü hem Troia, hem Akha ülkeleri yıkılmış ve zayıflamıştı. Kafkasya ile Eski Mısır arasındaki en önemli nokta denetimsiz kalmıştı. Öncü Kafkas gemicileri tüm müttefikleriyle birlikte eski Mısır'a saldırdılar. Onlarca yıl süren savaş boyunca bu halklara Deniz Kavimleri adı verildi ve savaşın en yoğun yaşandığı dönemde Poseidon'un laneti gerçekleşti. Kafkasya bir dizi deprem ve yanardağ patlamasıyla yıkıldı, başta Ubıh ülkesi ve başşehri “Skheri” olmak üzere bütün Çerkesya kıyıları yıkıldı. Kurtulabilenlerin büyük bir kısmı Akdeniz'e indi ve Pelasg donanmasının ünlü komutanı Teucer'in yanına Kıbrıs'a kadar kaçtılar. Bu yıkımı Mısırlı yazıcı şöyle kaydeder:

 

İnsanlar kuzgunlar gibi dolaşıyordu. Artık hiç kimse giysisini temiz tutamıyordu.[5] 

      Tipik bir Atlantis avcısı olan Frank Joseph, Poseidon'un Kafkasya'ya getirdiği laneti ve aynı dönemde Kafkasyalıların Kıbrıs üzerinden Mısır'a açtıkları savaşı kendi penceresinden şöyle aktarıyor:

         Yirminci Sülale'yi kuran Kral Sethankt'ın ölümünden sonra korkutucu bir kehanet ortaya çıktı. Batıdan doğaüstü bir hızla gelen kocaman karanlık bir bulut gökyüzünü kaplamaya başladı. Güneş kan kırmızıya dönüştü, sonra kayboldu. Haftalardır bütün ülkeye siyah bir toz yağmurunun eşliğinde, sınırsız gün ışığı alacakaranlığa döndü.[6]  Atlantisliler bu uğursuz koşulları kötüye yordular. Nil Deltasında yeni bir saldırının tam ortasında, göklerdeki bu işaretler ve mucizeler, birinin felaketinin habercisiydi. Jeolojik açıdan aktif bir adada doğmuş ve büyümüşlerdi. Akılları, doğal olarak endişeyle, uzaklardaki anayurtlarında her zaman tüten Atlas Dağı'na gitti. Göç eden insanların Herakles Sütunları'ndan[7] dalgalar halinde akın etmeleri onların en kötü korkularını doğruladı. Sığınmacı akınlarının yeniden yerleştirilecekleri bir yer bulmak için, şimdi Mısır'ın fethi her zamankinden daha çok gerekiyordu; giderek artan sığınmacı sayısı, işgal edilmiş toprakların sınırlı kaynaklarına talebi arttırıyordu. Savaş kruvazörleri, cephane ve askerle desteklenen Atlantisli komutanlar, Mısırlılar kraliyetteki istikrarın bozulmasıyla ve garip göksel belirtilerle uğraşırken, çözümü ani bir saldırıda buldular.[8]

 

       Joseph, Atlantiste yaşanan yıkımı böyle anlatıyor. Oysa Kafkasya dışında bir Atlantis aramak boşun bir çaba! Joseph'e göre bu olaylar MÖ 1198 yılında gerçekleşmiştir. Böylece Ulisse'nin Kafkasya'yı ziyareti esnasında sözünü ettiği yanardağ patlamalarının tarihiyle uyum içerisinde bir zamana işaret etmiştir. Joseph'in verdiği MÖ 1198 tarihi önemli bir tarihtir. Troia savaşı MÖ 1184 yılında başlamış ve on yıl kadar sürmüştü savaşın ardından ülkesine dönmek isteyen Ulisse ise dört-beş yıl kadar Karadeniz'de ve Kafkasya'nın değişik bölgelerinde yaşamak zorunda kalmıştır. Sonunda ülkesine Phaiak denizcilerinin yardımıyla dönmüş ve bu yardıma kızan Poseidon Phaiak ülkesini yok etmiştir.

     Toplam olarak 15 yıl ülkesinden ayrı kalan Ulisse ülkesine MÖ 1198 yılında dönmüş olmalıydı. Ne olursa olsun Poseidon'un kendi soyundan gelen Phaiakların ülkesini yok etmesi ve bu yıkımın neden olduğu büyük göçler Çerkesya sahillerinden yığınlar halinde onbinlerce insanın Akdeniz'e inmelerine neden olmuştu. Bu ise Herakles Sütunlarının arından insanların akın akın gelmesini açıklamaktadır. Herakles sütunları Kafkasya'da Taman bölgesinde yer alır ve Deniz Kavimleri'nin asıl yurdunun Kafkasya olduğuna işaret eder.

 ***


    Poseidon isminin anlamı üzerine yazılanlar bilim adamlarının Poseidon'un Kafkasyalı kökenlerinden habersiz olduğunu göstermektedir. Willamowitz, Poseidon adının “yerin kocası” (posis Da) anlamına geldiğini söylemektedir.[9] Doğrusu bir Deniz tanrısının isminin “yerin kocası” anlamına geldiğini iddia etmek gerçekçi değildir. Oysaki Abhaz dilinde Poseidon “Suların Oğlu” anlamına gelir ve zaten Poseidon da denizler tanrısıdır. Bu bağlamdan olmak üzere Pontus ismi de bu işleyişle ele alınmalıdır. Her iki isim de Kardeniz'i ve Kafkasya'yı akla getirir.

Poseidon'un Mezopotamyalı benzeri, Sümer sular tanrısı Enki iken, Nart mitolojisindeki benzeri Nart Wezırmestir. Her üçü de başlangıçta başat karakterlerdir. Ancak sonraları kardeşleri tarafından gözden düşürülürler. Sümer tanrısı Enki, kardeşi Enlil tarafından gözden düşürülür ve buna bir tepki olarak Enki'nin oğlu Marduk Enlil soyundan gelen tanrılara savaş açar. Aynı tema Nart mitolojisinde de göze çarpar. Nart Wezırmes kardeşinin karısıyla yaşadığı sorunlar nedeniyle ülkesini terk eder, uzaklaşır. Buna bir tepki olarak oğlu Nart Sosrıko da rakip hanedanların tüm çocuklarını öldürür ve babasının tahtı için kavga verir.

Poseidon ve Apollon'un ilginç bir özelliği vardır; her ikisi de Kutsal Troia kenti kurulurken şehrin surlarının yapımında çalışmışlardır.

     Poseidon'un çocuklarını Tanrıça Demeter doğurmuştur. Demeter'in Nart mitolojisindeki karşılığı olan Nart Seteney'le arasındaki benzerlik ileri ki sayfalarda tartışılacaktır.[10] Öte yandan Poseidon, Nart mitolojisinde Wezırmes ile benzeşir. Böylece Nart Wezırmes ve Nart Seteney’in Yunan mitolojisindeki karşılıkları ortaya çıkmaktadır. Poseidon ve Demeter, Nart Wezırmes ve Nart Seteney’den başkası değildir.

     Poseidon Homeros'un İlyada'sında Troia'da savaşa tutuşan Akhalara yardım etmek için suların altındaki evinden çıkıp gelen bir Olympos tanrısıdır:

Kronos'un iki güçlü oğlu ayrı ayrı,

tasarladılar yiğitlere korkunç acılar.

Zeus zafer istiyordu Troialılarla Hektor'a,

Ama istemiyordu yok olmasını Akhaların büsbütün,

Ne var ki Poseidon gelmişti Argoslulara can vermeye,

gizlice yukarı fırlamıştı kırçıl denizden[11]


   


Poseidon'a ait özellikler dikkatle incelendiğinde onun denizlerle olan ilişkisi bizi Nart Wezırmes ve soyuna götürecektir. Ancak başta da belirttiğimiz gibi, burada önemli olan mot a mot bir örtüşme değildir. Öne çıkarılması ve karşılaştırılması gereken şey her iki kahramanın da denizlerin hâkimi olmalarıdır:


Koca dağlar, ormanlar tir tir titredi

ölümsüz ayakları altında Poseidon'un.

Üç adım attı, vardı Aigai'ya dördüncü adımda.

Ünlü bir evi vardı Aigai'da denizin dibinde,

tekmil altındandı bu ev pırıl pırıl,

hiç eskimezdi yok olmazdı.[12]

 

      Poseidon'un sulara olan hâkimiyeti ve suların dibinde altın bir evde yaşıyor olması Nart mitolojisindeki Nart Pızğaşş adlı karakterin uzun bir süre suların altında yaşadığı altın evi akla getirmektedir.[13] Nart Pızğaş, Nart Yis yani Nart Wezırmes’in babasıdır. Aradaki bağlantıyı kurabilmek için Nart mitolojisindeki Altın Elma Ağacı ve İkizler temalarına göz atmak gerekmektedir.

       Nart Thağalec'in yetiştirdiği Altın Elma Ağaçını korumakla görevli ikiz kardeşlerin adı Pıce ve Pızğaşş olarak geçer bu tekstte. İkizler Altın Elma Ağacının akşamları çıkardığı elmasının her gece çalındığını fark ederler. Ağaçtaki altın elmayı çalan bir güvercindir. Ağacı korumakla görevli ikiz kardeşlerden birisi onu okuyla yaralar ve kan izinden onu takip eder. İzler gide gide deniz kıyısında son bulur. Nart Pızğaşş kardeşine bir yıl içinde geri döneceğini söyleyip denize dalar. Nart Pızğaşş, burada Sular Ülkesi'nde yaşayan ve Psıhue Guaşe'nin (Sular Tanrıçası) soyundan gelen kişilere rastlar. Yaraladığı güvercinin bu kişilerin kız kardeşi olduğunu öğrenir onu tedavi eder ve onunla evlenir. Bu evlilikten ise Nart Wezırmes ve Nart Yis adında ikizler doğar.

Nart tekstlerinde başat kahramanlardan birisi olan Nart Wezırmes Sular Tanrıçası Psıhue Guaşe'nin kızı Mığazeş'ten doğar ve babası Nart Pızğaşş'dır.[14] Ancak Nart Pızğaşş ve güzel Mığazeş'in doğacak çocuklarının Sular Ülkesinde yaşamasını Can Tanrısı Psatha (Псатхьэ) istemez. Bunun üzerine Mığazeş Nartların ülkesine gelir ve çocuklarını orada büyütür. Büyüyen çocuklardan birisi olan Nart Wezırmes sonraları Nart Seteney ile evlenir.

Peki, suların ve denizlerin hâkimi olmaktan anlaşılması gerken şey nedir ve ne olmalıdır? Gerçekten bildiğimiz deniz mi anlaşılmalıdır, yoksa Wezırmes isminin işaret ettiği “göksel” bir deniz mi söz konusudur? Wezırmes ismi “Göksel Enerjinin Yanışı” diye türkçeye çevirilebilir ve bu isim deniz dalgasını andıran bir çizimle ifade edilebilir.


    Burada Sümer sular tanrısı Enki'nin kabartmalarını göz önüne getirmek yerinde olur. Sümer sular tanrısı Enki hemen her zaman omuzundan dökülen sularla resmedilir ve bu da yukarıdaki çizimle gösterilmiştir. Bu bir tesadüf müdür? Enki'nin omuzlarından akan suların içinde balıklar da yer alır. Ancak Sümer metinleri Enki'yi sulardan altın elde eden tanrı olarak aktarır. Abzu ülkesinde yaşayan Enki, Sümer mitolojisinin Kafkasya ile olan bağlarını açıklar gibidir. Abzu ülkesinin yeri için araştırmacıların önerdiği iki bölge vardır. Biri Zecheria Sitchin'in çalışmalarında ileri sürdüğü Afrika'nın güneyidir. Diğeri ise daha çok Beygua ve onun takipçilerinin ileri sürdüğü gibi bu günkü Abhazya'dır. Enki'nin sulardan altın elde ettiğini biliyoruz ve Beygua'ya göre Abhazya'nın tarihi adı olan Kolhide'de “Külçe Altın Ülkesi”[15] anlamına gelmektedir.



      Sümer mitolojisi ile Nart mitolojisinin tematik okuması başlı başına bir çalışma olarak ele alınacağı için şimdilik konuyu burada kapatıp Kafkasya’da farklı zamanlarda yaşanan katastrofların mitolojik anlatılara nasıl yansıdığına bakalım

***

Kafkas dağları Nart mitolojisinde üç ayrı yerde özellikle dikkat çeker ve her üçünde de dağların belli dönemleri anlatılır. İlki Nart Badinoko'nun çocukluğunu anlatan bölümdür ve burada dağların henüz oluşmadığı ve Kafkasya'nın dümdüz olduğu anlatılır. İkincisi daha dinsel bir temadır ve Nuh tufanında Kafkas Dağlarının Nuh'un gemisine yol vermediği, Nuh peygamberin buna kızarak tanrıya yakardığı ve tanrının da Kafkas dağlarını ikiye ayırdığını ve Nuh'un gemisiyle Kafkasya'dan aşağı indiği anlatılır. Üçüncü ve son anlatı ise Kafkas dağlarının en meşhur iki zirvesi arasında geçen savaşları anlatır. Kafkas Dağlarının en yüksek zirvesi olan Oşhamahue (Elbruz) ile onu her zaman kıskanan ve tahtını elde etmek isteyen Kazbeç arasında geçen bu savaşlarda Kafkasya, temelinden sarsılır. Büyük sarsıntılar yaşar ancak sonunda savaşı Oşhamahue kazanır. Oşhamahue dağının iki büyük aslan tarafından korunduğu ve bu aslanların Bırmamıt olarak adlandırıldıklarını bu tekstlerden öğreniyoruz. Kazbeç'in Oşhamahue'ye yaptığı saldırılarda Büyük Bırmamıt ve Küçük Bırmamıt sonuna kadar Kazbeç ile savaşırlar ve sonunda Oşhamahue tahtını korur. Ancak bu savaş Kafkasya'ya bir yıkım getirir:


Къазбэч и дзэм къамэр жьэдэлъу къепщылIэрт. Iуащхьэмахуэ удын жaгъуэр къыридзэну. Быдэу мэжэй Iуащхьэмахуэ. Ауэ абы и лъапэм деж Iуащхьамахуэ и хъумакIуэ хьитIыр -БырмымытI инрэ БырмымытI цIыкIурэ – зашыхьауэ сакъыу щылъщ. ИтIанэ Къазбэч гъунэгъуу зэрепщылIэу, мо хьащхъуэщхуэхэр зыдилъри бийм зрадзащ, я банэ макъымкIэ Iуащхьэмахуи къагъаушащ. Щынагъуэт а жэщым а иныжьитIым я зэзэуэкIэр. Илъэсищэ хъуа жыгеижьхэр щIым еIусэу загъащхъырт, хьапщхупщхэмрэ хьэкIэкхъуэкIэхэмрэ шынауэ кууэ я гъуэхэм ипщхьэжат, къуалэбзухэр лIэурэ уафэм къехуэхьырт. Джатэ зэжьэхэуэхэм я макьым, зэбийхэм я папщэ макьымрэ, Iуащхьэмахуэ и хьахэм я банэ макьымрэ жэщыр кьагъачэрт. Зэзауэурэ Iуащхьэмахуэ текIуащ. УIэгъэ защIэ, Кьазбэч тхьурымбэр щхьэщыткIурэ кьакъуалъэу ежэх Тэрч и щIыбагъкIэ щехуэхащ икIи а щIыпIэм къамывыжьын мылымрэ уэсымрэ и ГущIыIу илъу Iуащхьэшуэ кьыщытэджыжащ.

Ауэрэ лIэщIыгъуэхэр блэкIащ. БырмамытIхэр мывэу жащ. Иджыри а мывэ джеижьэр Iуащхьэмахьуэ и лъапэм щIэлъщ. ЩIэлъщ, Iуащхьэмахуэ яхъумэу.

Kazbeç ağzında bıçağıyla sürünüyordu, Oşhamahue'yi yok etmek niyetiyle. Derin bir uykuda uyuyan Oşhamahue, fakat onun eteğinde Oşhamahue'nin iki koruyucusu aslan, Büyük Bırmamıt ve Küçük Bırmamıt dikkatle birbirine sarılıp koruyorlar onu. Sonra Kazbeç yaklaşınca, şu iki boz köpek düşmana saldırdılar. Bu havlamalara Oşhamahue de uyandı. Korkunçtu o gece o iki devin birbiriyle savaşı. Yüzyıllık meşe ağaçları eğilerek yere değiyordu, sürüngenler ve yırtıcı hayvanlar korkuyla inlerinin derinliklerine indiler. Kuşlar ölmüp gökten yere düşüyorlardı. Gece, kılıç sesleri ve köpek ulumalarıyla yırtılıyordu. Savaşarak Oşhamahue üstün geldi Kazbeç'e. Terk, -ırmağı- üzerinde terden köpüklerle ve dalgalarıyla akarken, Kazbeç onun arkasına düştü, yaralıydı, Oşhamahue ise orada kıpırdayamadan üzerinde buzlar ve karlar kalakaldı.

Böylece yüzyıllar geçti, Bırmamıtlar taş oldu. Şimdi de uyuyan kayalar şeklinde Oşhamahue'nin eteklerinde yatıyorlar. Yatıyorlar Oşhamahue'yi koruyarak.[16]

      Bu anlatıda karşımıza çıkan, bıçak, koruyucu köpekler ve iki dağ zirvesi gibi ögeler bizi aşağıdaki Sümer silindir mührüne götürüyor:



 Nart mitolojisi ilginç bir şekilde sürekli olarak kapanıp açılan dağlardan söz eder. Bu dağların hâkimi Nart Dahenağue adlı güzel bir kızdır. Ona ayrılan tekstler hayli uzundur ve kapanıp açılan dağlarda yaşayan Dahenağue'nin yaşadığı yerler ona aşık olup evlenme hayaliyle yollara düşüp kavuşamadan ölen insanların kafataslarıyla doludur: Sonunda Nart Yapenes adında bir delikanlı bu dağları aşar, Dahenağue'yi koruyan yaratıkları alt eder ve onunla evlenir.[17]




Biz tekrar Odisse'ye ve Kolhide'ye dönelim. Odisse'de tüm Kafkasya'yı ve Kırım'ı gezen Ulisse Phaiak kralı Alkinoos ve kraliçe Arete'nin sarayında kalır. Başından geçen zorlukları anlatır ve kendisine ülkesine gidebilmesi için bir gemi verilmesini ister. Mağrur Phaiaklar gemileriyle ve ülkeleriyle gurur duymaktadırlar. Phaiakların gemileri dünyanın her yerine sadece bir günde gitmektedir:

 

Ülken, kentin neresi, halkının adı ne?

Söyle de götürsün gemilerimiz seni oraya,

aklı var bizim gemilerimizin, kendileri gider,

ne dümen kullanır Phaiaklar, ne dümenci,

benzemez bizim gemiler öbür gemilere,

insanların düşüncelerini ve isteklerini seziverirler,

bilirler ne kadar varsa insanların bereketli ovası

ne kadar kenti varsa insanların hepsini bilirler,

denizlerin sisli, bulutla kaplı uçurumlarını aşarlar hızla,

hiç korkmazlar, kaza maza vız gelir onlara,

yalnız duymuştum bir kez şöyle bir şey,

babam Nausisthoos demişti, kızacak bize bir gün Poseidon,

bir yolculuktan dönerken edecek parça parça

Phaiakların sağlam yapılı bir gemisini sisli bir enginde,

sonra da örtecek kentimizi kocaman bir dağla.[18]

     Phaiaklar o kadar gururludurlar ki kimsenin ülkelerine saldırmaya cesaret edemeyeceğine inanırlar, tek korkuları Poseidon'un kehanetinin gerçekleşmesidir:

 Odisseus'u[19] çıkardılar koca karınlı gemiden,

Yatırdılar kumsalın üstüne, derin uykusunda onu.

Sonra da malları çıkardılar, soylu Phaiakların verdiği,

.....

Sonra da yurtlarına doğru koyuldular yola.

Ama Hiçbir vakit unutmamıştı Poseidon, yeri sarsan,

tanrısal Odyseussa karşı olan öcünü,

 .....

Derken Alkinoos söz aldı, seslendi, dedi ki,

“Yazık! Babamın eski tanrı sözleri gerçek oluyor işte,

Poseidon kızacak bir gün bize, derdi o,

geçirtiriz diye bütün insanlara denizleri sağ salim

edecek, derdi, Phaiak erlerinin sapasağlam bir gemisini

kılavuzluktan dönerken sisli denizde paramparça

sonra da koskoca bir dağla saracak kentimizi

....

On iki seçkin boğa kurban edelim Poseidon'abize acısın, koskoca bir dağla sarmasın kentimizi”[20]

 



         Ancak öyle anlaşılıyor ki, Poseidon kurbanları kabul etmemiş ve Phaiakların ülkesi dağların getirdiği yıkımlarla yok olmuştur. Eski Mısır tarihi bu yok oluşun kayıtlarıyla doludur. Oysaki Phaiaklar her zaman tanrılara yakın olmuşlardır:

 

Oldum olası görünmüştür Tanrılar bizlere,

şanlı yüzlük kurbanlar kestiğimizde,

bizimle şölen ederler, otururlar oturduğumuz yere,

ıssız yollarda yolcumuza görünürler,

hiç saklanmazlar onlar bizden,

çok yakınız çünkü onlarla biz,[21]

 

         Phaiaklar on iki Çerkes kabilesinin yanındaki on üçüncü krallık olarak yaşarlar:

 

“Phaiakların önderleri, danışmanları, dinleyin beni,

çok akıllı bir adam görünür bana konuğumuz,

haydi konukluk armağanları verelim ona töremizce,

bu halkın arasında on iki sivrilmiş kralsınız,

hepiniz başına buyruk, özgürsünüz,

bense on üçüncü kralım içinizde,[22]


NOTLAR                                     :           

[1]  İlyada, X:185–200.

[2] Karaosmanoğlu, Mitoloji ve Ege'nin Tanrıları, s. 39.

[3]  Stylianos Alexiou, Minos Uygarlığı, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1991, İstanbul, s. 137.

[4] Odisse XIII: 25–130. Burada üzerinde durulması gereken nokta Phaiak’ların Ubıhlarla mı Abhazlarla mı yoksa Çerkeslerle mi aynı soydan geldiğidir. Belki hepsi belki sadece biri.

[5] Frank Joseph, Kayıp Uygarlık Atlantis, Çev. Nur Nirven, Dharma Yayınları, 2005, İstanbul, s.46.

[6] Joseph, Kayıp Uygarlık Atlantis, s. 46.

[7] Herakles Sütunları: Genelde Cebelitarık'ta var olduğu sanılır, ancak biz Kafkasya'nın kuzeyinde Azov girişinde ve Hazar çıkışında var olduğunu düşünüyoruz. Konuyla ilgili olarak bkz.<http://www.circassiancenter.com/cc-,turtiye/tarih/102_tufan_oncesi_kafkas_01-,03.htm>

[8] Joseph, Kayıp Uygarlık Atlantis, s. 47.

[9] Karaosmanoğlu, Mitoloji ve Ege'nin Tanrıları, s.39.

[10]  Demeter'in Çerkes Nart mitolojisindeki bir diğer benzeri Nart Werserıjj'dır. Ne var ki Nart Werserıjj ve Nart Seteney aynı çizginin devamıdır. Bu nedenle burada Demeter sadece Nart Seteney ile karşılaştırılmıştır.

[11] İlyada XIII:345–350.

[12] İlyada XII:15–20.

[13] Uzunyayla’da anlatılan versiyonlarda başlangıçta Wezırmes ve kardeşi Yimıs denizlerin içinde yaşarlar ve onları denizlerin anası büyütür. Ancak bir aksilik sonucu bu iki kardeşten birisi kıyıya çıktığı zaman kıyıda bulduğu ekmeği yer ve bir daha denizlere dönemez. (Aktaran: Terkoga Zeynure, 61, Şerefiye/Astemirey Köyünden, Uzunpınar/Yineregoy’dan evli. 2005/ Pınarbaşı/ Kayseri)

[14] Wezırmes'in doğumu için bkz. Şorten Askerbiy, Nartlar, s.355.

[15] Bkz. Beygua Ömer, Abhaz Mitolojisi Anaç mı?

[16] Hadeğatle Asker, Nartlar, Cilt. VII, s.112.

[17]  Şorten Askerbiy, Nartlar, s.335.

[18] İlyada VIII: 555-565-570.

[19] Odisseus: Ulisse

[20] İlyada V: 120-125-130-170-175-180-185.

[21] Odisse VII: 200-205.

[22] İlyada VIII:385-390-395.






















Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
soner - ankara
01 / 03
inanıyorum biz adımlar Abhazya yer yüzündeki medeniyetlerin en eskisine sahipler bunu uyurum tarihine benzemeyen inkar seçtiniz oysa tarih gerçekleri yazacak ozaman da ön Türk Jon Türk diye yakın tarih hatalarına bakın , son tahlilde orta Asya yaşadınız yer gidin geriatinizabinin hadi,,,lazım dare Adile xase cucu Soner Erdoğan
Metin - İstanbul
13 / 02
Tebrikler,bir siz kalmıştınız öntürk tarihleri üstüne yatmaya kalkmayan sizde adam oldunuz ya, imparatorluklardan'da bahsederseniz şimdi