Arama

Nasıl Bu Kadar Cüretkar Olabiliyorlar?

Erol Karayel
Çerkes halkları, topraklarına göz koyan Rus yönetimince yüzyıllar boyunca katledilmiş, sağ kalan nüfusu da yok olmaları kastıyla süngü ucunda vatanından uzaklaştırılmıştır.

Ortadoğu ve Balkanlara savrulan bu nüfus geçen zaman içinde hiç de planlandığı gibi eriyerek yok olup gitmemiş, 150 yıl sonra bumerang misali havada çizdiği bir yaydan sonra tekrar çıkış noktasına doğru dönüşe geçmiştir.

***

Dönüşe geçen kitle 6 milyonun üzerinde; dönüş ise anavatana ve etno-kültürel kimlikleredir.

***

Çerkes diasporasında 2005’ten bu yana bazı kesimleri tedirgin eden gelişmeler yaşanıyor.

Evet, genç nesilde dil önemli oranda kaybedilmiş olsa dahi anavatana ilgi ve etno-kültürel kimliğe sahip çıkma duygusu giderek kuvvet kazanıyor.

Son yıllarda soykırım ve sürgünü telin eden söylemlerle Rus konsolosluğunu hedef alan 21 Mayıs Taksim gösterileri ile anaokulundan üniversiteye anadili eğitimi ve radyo/tv talebiyle düzenlenen açık hava mitingleri, anavatana yönelen ilginin ve etno-kültürel kimliğe sahip çıkma iradesinin somutlaşmış halleridir.

***

Tabii bu “yeni hal”den rahatsız olanlar var.

Vatana dönüşe yönelim işgalcileri; etno-kültürel kimliklere dönüş ise asimilasyoncuları tedirgin etmektedir.

***

İşgalciler, yıllardır Çerkes kimlikli ajanları vasıtasıyla kurumsal yapılarımıza ayar vererek durumu kontrol etmekteydi.

Ancak son yıllarda ortaya çıkan bağımsız gruplar “sorun” oluşturmaya başladı. Son bir hamle ile sahneye sürdükleri yeni aktörlerin de başarısız olması sonucu işgalciler şimdi klasik metodları olan zorbalığa yönelmişe benziyorlar.

Bunun ilk işareti de Kuban Kural’a yapılan tacizler ve tehdit oldu.

Çerkeslere yapılan soykırım ve sürgünün uluslararası kamuoyunda yankı bulması için faaliyet gösteren “May 21” ve “No Sochi 2014” inisiyatiflerinde aktif olarak görev alan Kafkasya Forumu’nun genç üyelerinden Kuban Kural bir süredir Rus tipolojisinde bodyguard görünümlü şahıslar tarafından taciz ediliyordu. Gittiği her yerde kendilerini özellikle göstererek ve bakışlarıyla taciz etmeye çalışan bu şahıslar en sonunda krille Rusça olarak “öleceksin” yazan bir mesajı kendisine ileterek cüretlerini zirveye taşıdılar.

Evet, Kuban’ın düzenli gittiği evini tespit edebilirler, işyerini tespit edebilirler, buralarda sotaya yatıp birden ortaya çıkarak kendilerini gösterebilirler. Ama hiç hesapta yokken aniden karar verip, birkaç telefon görüşmesinden sonra aniden yola çıkıp, trafik sıkışıklığında takılmamak için alternatif yollar kullanılarak gidilen Kuruçeşme’deki restaurantın önünde nasıl hazır olabilirler?

Burada sadece fiziki takip değil, telefonların da dinlendiği sonucu ortaya çıkıyor.

Peki Türkiye’de telefonları kim dinler?

Rus ajanlar dinleyemeyeceğine göre (ki dinliyorlarsa durum daha vahim), hangi Türk birimi bu istihbaratı onlara verir?

Belli ki ekonomik ilişkileri zirve yapmış iki ülkenin istihbarat servisleri de “canciğer kuzu sarması” olmuş vaziyette.

Bu bir su-i zan değil.

Çünkü önümüzde örnek vakalar var.

İşte birisi:

***

2008 Eylül'ünün ilk haftası…

Bir Rus, Roman K. adına düzenlenmiş bir pasaportla Atatürk Havalimanı'ndan Türkiye'ye giriş yapar ve Talimhane'de lüks bir otele yerleşir. Eylül’ün üçüncü haftasında da hesabını kapatmadan otelden ayrılır. Durum diğer otellere bildirilir. Olay bir süre sonra unutulur. Ta ki, Roman K. Aralık başında Taksim'de başka bir otele yerleşip üç gün ortadan kaybolana kadar...

Bu durum otel çalışanlarını tedirgin eder. Küçük çaplı bir araştırma yaparlar. Roman K.'nın iki ay önce kaldığı otele borcunu ödemeden ayrıldığını öğrenirler ve yedek anahtarla odasına girerler. Odada, üç dizüstü bilgisayar, gece görüşlü dürbün, profesyonel fotoğraf makinesi, objektifler, taşınabilir hard disk, üç cep telefonu, 25 CD, bir küçük ajanda, bir gizli kamera ve Cihangir Pürtelaş Hasan Efendi Sokak'ta ikamet eden Çeçen uyruklu bir vatandaşın adına kesilmiş kredi kartı ekstreleri vardır.

Polisi ararlar.

Durumdan şüphelenen polis, Roman K. otele dönerse haber verilmesini ister. Çok geçmeden otele dönen Roman K. eski borcunun sorun yarattığını öğrenince Eylül ayında yerleştiği otele gidip borcunu kapar ve geri dönüp otelden ayrılmak istediğini söyleyerek çıkışının yapılmasını ister. Ama polis aranmıştır. Roman K.'yı Terörle Mücadele Şubesine alıp sorgularlar. Önce kimliğinin sahte olduğu ortaya çıkar. Sonra CD'lerde Yalova'daki Çeçen kampıyla ilgili bilgilerin yer aldığı anlaşılır. Emniyet durumu "casusluk faaliyeti" olarak tanımlar ve dosyayı MİT'e havale eder.

MİT'ten gelen ekip esrarengiz Rus'u sorgular. Tesadüf eseri yakalanan adamın, KGB dağıldıktan sonra kurulan Rus Dış İstihbarat Örgütü SVR'ye bağlı bir ajan olduğu ortaya çıkar. Görevi ise Türkiye'de teşkilatlanan Çeçenler hakkında bilgi toplamaktır.

Deşifre olan ajan vize ihlali gerekçesiyle ülkesine geri gönderilir.

***

Rus Parlamentosu’nun üst kanadı, Temmuz 2006’da Devlet Başkanı’na yurt dışına özel birliklerin gönderilmesi yetkisini veren tasarıyı oybirliğiyle kabul etmişti. Takip edebildiğimiz kadarıyla şimdiye kadar bu yetki Çeçen yönetici ve savaşçılara karşı kullanıldı. Fakat 2012 yılı itibarıyla diaspora aktivistlerine karşı da görevlendirmeler yapıldığı anlaşılıyor.

Yüzyıllardır olduğu gibi Rus Rusluğunu yapacak, bu bizim için sürpriz değil.

Ancak vatandaşı olduğumuz ülkenin tavrı içimizi acıtıyor. Devlet birimlerinin Kuban Kural’ın yaptığı şikayeti bürokrasi batağına gömmek suretiyle takındığı tavır bizi hayal kırıklığına uğratırken, hakkında oluşan şüphelerimizi de güçlendiriyor.

Oraya kadar vardırırlar mı bilemeyiz ama akacak “İlk kan”ın Çerkes muhalefetini tamamen dönüştüreceğini, iki tarafın da istemeyeceği yeni bir mecraya kaydırabileceğini iyi bilmeliler.

Şu kadarını söyleyelim ki, son yıllarda yeni bir içerik kazanan ve gittikçe uluslararasılaşan Çerkes muhalefeti hiçbir şekilde haklarının takipçisi olmaktan vazgeçmeyecektir.

Herkes hesabını buna göre yapsın.


Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.