Arama

Çıkış Yolu
     
       Erol Karayel
Erolkarayel26@gmail.com

Çerkesler düşürüldükleri yok oluş girdabından kurtulamıyor.  

Aslında bir takım lokal refleksler dışında, ortada pek böyle bir kurtulma iradesi olduğunu da söyleyemeyiz. İrade olmayınca, aslında lehte olabilecek çağın getirdiği pek çok fırsattan istifade edilemediği gibi; bu edilgen tavır nedeniyle fırsat olabilecek pek çok husus da hançer olup bağrımıza saplanıyor. Bizi yeniden inşa edebilecek kudrete sahip olan iletişim teknolojilerinde kat edilen her ileri adim, bu edilgenlik sebebiyledir ki artık adeta tabutumuza çakılan bir çivi haline geliyor.

Konjonktürel bir çöküş yaşıyoruz vesselam.
***

Bu girdaptan çıkılabilir mi?

Elbette çıkılabilir.

Ancak bunun için boşalan kolektif bilinçaltımızın doldurulması, ulusal yaşama güdümüzün tahkim ve takviye edilmesi, toplumda bir var olma iradesinin ortaya çıkması gerekir.

***

Ya bu nasıl olacak?

Bu da ancak, bu iradeyi üretip besleyecek bir entelektüel iklimin oluşturulmasıyla  mümkündür.

Evet bir enetelektüel iklimin oluşturulmasıyla…

Artık şunu anlamalıyız, bu dünyada sadece olayları ve kişileri konuşarak gidebileceğimiz bir yer yok! Bir toplum sadece olayları ve kişileri konuşuyor, gündemini bunlarla dolduruyorsa, bu toplum dedikodu kumkuması içinde çürüyerek yok olup gidiyor demektir.

Yaşamak isteyen toplumlar, fikir üretir, fikirleri tartışır ve kolektif hafızasını buradan süzdükleriyle kodlayarak yek cihet olur.

Bizim de dünya toplumlarını peşinden sürükleyen akımları tanımamız, kimliğimiz üzerindeki tesirlerini analiz etmemiz, bunlara paralel veya mukabil güçlü bir dil oluşturmamız gerekir. Kısaca kendi fikri alt yapımızı (paradigmamızı) örüp, kendimizi ve çevremizi bu perspektiften yorumlayıp bir gelecek kurgusu oluşturabilmeliyiz. Zihinsel işgale uğramamak, özümüzü korumak için entelektüel  üretimleri kendi milli değerlerimizle (xabzemiz, mitolojilerimiz v.s.) mayalayabilmeli, aydınlarımızın dikkatini de bu entelektüel birikime çekebilmeliyiz.

Evet aydınlarımızın…

Aydınlar, sadece şahsi karizmasıyla öne çıkmış liderlerin peşinden gitmezler. Onlar ancak tutarlı, güçlü, yüksek fikirlere tabi olurlar. Biz de aydınlarımızı ancak böyle güçlü bir idea etrafında toplayabilir ve sayılarını artırabiliriz. Onlar meyve veren ağaç gibidir, tükenmeyen bir kaynaktan sürekli ışık almak durumundadırlar.  

Nedir aydının misyonu?

Onlar toplumun öncüleridir; gazetecidir, yazardır, müzik insanıdır, sanat adamıdır, siyasetçidir v.d…  Onlar romanlarını, şiirlerini, tiyatrolarını, bestelerini, filmlerini, gazete ve dergilerini bu entelektüel kaynaktan damıtarak üretir, tabanın algı düzeyine indirgeyerek milli düşünceyi yavaş yavaş kitleselleştirirler.

Geniş kesimlerin bu aydınlara ihtiyacı var.

Geniş kesimlerin detaylı metin ve entelektüel tartışmalara değil, anlamlı sloganlara, coşkulu şarkılara, etkili roman, hikaye, şiir, tiyatro ve filmlere, yani draje çözümlere ihtiyacı var. Kitleler bu şekilde ancak dava bilinci kazanır ve bir ideanın neferi, hatta militanı olurlar.

 Sağlam bir fikri alt yapı ile yoğun kültürel ve sanatsal üretimler, kişilerin mensubiyet duygusu ve özgüvenini artırır, yitirilmiş olan var olma iradesini dahi ortaya çıkartarak pekala çelikleştirir.

***

İmdat Kip arkadaşımız Mel Gibson’un ünlü Braweheart filminin gösteriminden sonra yapılan kamuoyu yoklamalarında İskoçyalılık bilincinin % 30 dolayında arttığının tespit edildiğini söylemişti geçenlerde. Doğrudur, nitekim biz de İskoçya’nın bağımsızlık savaşını bu filmden öğrendik. Yaptığım küçük internet araştırmasında gördüm ki, filmin gösteriminden bir süre sonra yapılan kamuoyu yoklamalarında İskoçya’da bağımsızlık yanlılarının sayısında ciddi bir artış meydana gelmiş. İskoç halkı bugünlerde ikiye bölünmüş,  2013 veya 2014’de yapılacak bir referandumla Birleşik Krallıktan ayrılmayı tartışıyor. Eğer bu referandum yapılır, bağımsızlık yönünde bir karar çıkarsa, bunda şüphesiz Braweheart  filminin  epeyce bir payı olacaktır (görünen o ki böyle bir karar muhtemelen kıl payı çıkacak. O zaman filmin bu kararın alınmasındaki payının neye tekabül ettiğini düşünebiliyor musunuz?)

Benzer bir örnek bizim kültürümüzde de var.

Rahmetlik Osman Çelik’in Genar isimli romanı yayınlandığı tarihte bu kitabı okuyan jenerasyonu ciddi şekilde etkilemiş, onlarda güçlü bir Çerkeslik bilinci oluşturmuştur.  Hatta pek çok kişi bu romandan aldığı ilhamla çocuğuna Genar ismini dahi koymuştur. Geçenlerde Sefer (Berzeg) abi söylemişti, Kafkasya’nın tarihinde ve geçmiş kültüründe Genar diye bir isim hiç olmamış.

Şaşırtıcı değil mi?

Evet gerçekten hiç olmamış. O güzel ismi üreten ve roman kahramanı kisvesinde halkına armağan eden değerli yazar Osman Çelik olmuştur. Çok da güzel yapmıştır.

Ve "Genar" ulusal uyanışımızın simge isimlerinden biri olarak çoktan tarihe geçmiştir.

İşte sanatın ve sanatçının gücü budur.

Bu gücü bir an önce oluşturmamız ve halkımızın meselelerine odaklanmalarını sağlamamız gerekiyor.

***

Sonraki yazılarımıza aynı düzlemde devam edeceğiz. 


Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
Janset Duğ - Samsun
23 / 09
Sayın Karayel yüreğinize, kaleminize sağlık. Farklı ve gerçekçi bir ses oldu yazınız. İnsanımızı sosyoloji, psikoloji ve benzer disiplinler ışığında acilen inceleyecek toplum mühendislerine ihtiyacımız var. Nereye gidiyoruz, davamız neden yok, sebepleri kültürümüze, algı dünyamıza, genetik kodlarımıza kadar uzanan zayıf ya da güçlü taraflarımız neler? Bu entelektüel kadronun bir an önce silkinip durdukları yerden ayağa kalkması ve tabana tesir edecek bir toplumsal dönüşümü ateşlemesi duamla..
Bilge Kip - ankara
08 / 09
Uzun zamandır biz Adigeler için yazılmış; dedikodudan,kişisel çekişmelerden,ego yarışından uzak, yola çıkmak isteyenlere el feneri olacak anlamlı bir yazı.Önyargısız okunmasını dilerim.Okumaktan keyif aldım ve umutlandım.Teşekkürler Sayın Karayel.