Arama

Rusya İmparatorluğunun, XIX. Asırda Rusya-Kafkasya Savaşı Sırasında Gerçekleştirdiği
Çerkes Soykırımının Tanınmasının Tarihi Altyapısı Hakkında

ALEKSANDR II’NİN, ÇERKESLERİN SINIRDIŞI EDİLMESİNE İLİŞKİN TAVRI

Aleksandr II, Çerkeslerin tamamen sınırdışı edilmesi ve ülkelerinin ilhakına ilişkin talebini, Kuban Kazak Ordusu Yaver Generali Yevdakimov’a hitaben 24 Haziran 1861 tarihinde yazdığı reskriptinde (mektubunda) açık bir şekilde belirtmiştir.

Aleksandr bu reskriptte (mektup) şunları yazıyordu: “Şimdi, Allah’ın yardımı ile Kafkasya’nın tamamen ele geçirilmesi konusunda sona gelinmiştir. Bundan sonra yapılacak iş, birkaç yıllık yoğun çalışma ile bize düşman olan dağlıları yaşadıkları ülkelerinden sürgün etmek ve buralara sürekli ikamet edecek olan Rus Hıristiyan nüfusu yerleştirmektir.” (Kafkasya Savaşı ve Çerkeslerin (Adigelerin) Türkiye’ye sürgün edilmeleri hakkındaki Arşiv materyalleri ve. (1848-1874 ) Cilt 2, Nalçik. “El-Fa” 2003. s. 80-81).

    Aleksandr II, “Kafkasya sıradağlarının batı kısımlarının eteklerine Rusya’dan getirilen Kuban Kazakları’nın ve diğer göçmenlerin yerleştirilmesi hakkındaki kararını” 10 Mayıs 1862 tarihinde yayınladı.

Çerkeslerin yerleştirilmesi için ayrılan toprakların sınırları kararda net olarak belirlenmiştir. (Bak: Aşağıda 2 maddenin ilavesi):

 “1. Kafkasya sıradağlarının batı kısımlarının etekleri, bize düşman olan dağ kabilelerinin tam kontrolü için Kazak yerleşim birimleri tarafından işgal edilmiştir.

2. Kuban Ordusu ve yeni Kazak yerleşim birimleri için belirlenen alanların sınırları: Ana Kafkasya sıradağlarının güney ve batı etekleridir. Malıy Labı tepelerinden, Pşişa Nehri’nin kaynaklarına ve devamında Karadeniz sahilinden Mokupse nehrinin ağzından,  Kuban nehrinin ağzına kadar;  

Kuzeyde –  Kuban ve Adagum Nehri’nin kıyılarına ve devamında Adagumskiy istihkamından Dmitriyevskiy istihkamına kadar düzgün bir hat ve son olarak buradan Bolşoy Labı Nehri’ne ve Rodnikovskoy yerleşim birimi ile  Bolşaya Nehri ve Malaya Laba doğusuna kadar devam eder.

İlave: Kazaklar için belirlenen topraklar ile kuzey sınırları arasındaki alan ve Kuban Nehri ve Bolşoy Laba Nehri kıyılarındaki Kazak yerleşim birimleri için tahsis edilen topraklar dağlı kavimlerin yerleştirilmesi için ayrılmıştır.

3. Yaklaşık 1,360,000 dönüm toprak ve sınırlar belirlenen alan Kazak yerleşim birimlerinin yerleşmesi için uygundur...” (Kafkasya sıradağlarının batı kısımlarının eteklerine Kuban Kazaklarının ve Rusya’dan gelen diğer göçmenlerin yerleştirilmesi hakkındaki kanun hakkında. Yekaterinodar, 1899, s.2.)

“Kanuna…” uygun olarak, yakın Zakubanya alanı Çerkeslerin yerleştirilmesi için ayrılmıştır. Bu alan E.D. Felitsin’in hazırladığı haritada koyu olarak belirtilmiştir. (Bkz. Ek Harita) 

















Felitsin E.D. tarafından hazırlanan, Kuzey Batı Kafkasya Askeri ve Tarihi Haritası (1898) 


Böyle “cömertçe” ayrılan toprağın tamamına yakını bataklıklardan ibaretti.

Bu “rezervasyonun” geriye kalan kısmına ise tarihi olarak feodal mülkiyeti olan birkaç Çerkes yerleştirilmiştir.  Gerektiği zaman, buralara “dağlıların” belli bir kısmı yerleştirilebilir. Dağlılar terimi tırnak içine alınmıştır, çünkü İmparatorun yönetmeliği sadece dağlıları değil, Çerkesyanın düz arazisindaki nüfusun da çoğunluğunu topraksız bırakmıştır.  

Aslında, ne 1861 yılında yayınlanan reskript (mektup) ve ne de 1862 yılında yayınlanan “karar”, bu kanunlara göre tarihi toprakları ellerinden alınan Çerkesya’nın düz ve dağlık arazideki nüfusunun büyük çoğunluğuna herhangi bir toprak tazminatının ödenmesini öngörmüyordu.    

Aleksandr II’nin bu kararları, Çerkeslerin Kafkasya’daki askeri yönetim tarafından sadece sınır dışı edilmesini değil, onların Türkiye’ye sürgün edilmesini direkt olarak emrediyordu. 

Kafkasya Ordusu Komutanı Büyük Prens Mihail Nikolayeviç, kendi Çar kardeşine şunu haber veriyordu: “Bu savaşın bitmesinin vazgeçilmez şartlarından biri, Karadeniz sahillerinin doğusunun dağlılardan tamamen temizlenmesi ve dağlıların Türkiye’ye göç ettirilmesidir.” (Kafkasya ordusu komutanı Büyük Prens Mihail Nikolayeviç’in, Savunma Bakanına (Askeri Bakana) çağrısı / Kafkasya savaşının problemleri ve Çerkeslerin Osmanlı İmparatorluğu topraklarına göç ettirilmesi. Arşiv materyalleri toplu eserleri. Nalçik. 2001. S. 264.) 

1863 yılının Kasım ayında, Aleksandr II’nin, Ordularının Komutanı Yevdakimov’a verdiği özel emrinde: “Rus nüfusun yaşadığı yerleşim birimlerinin sınırlarını sahil boyunca Bzıb nehrine kadar uzatmak lazım. Aksi takdirde, sahilde kalan az sayıdaki dağlı bile dış düşmanlarımız tarafından yürütülebilecek bir savaş sırasında bize karşı kullanılabilecektir.” (Kafkasya ordusu Genelkurmay Başkanlığı Komutanı Kartsov’un, Kuban vilayeti ordusu komutanı Yevdakimova gönderdiği yazı. / Kafkasya savaşının problemleri… S. 233). 

Bu dokümanlar, Çerkeslerin sınırdışı  (sürgün) edilmesinde İmparator Aleksandr II’nin nasıl şahsen ısrarcı olduğunu ve sürgün (“temizleme”) sürecinin durmasına gösterdiği tepkiyi açıkça belgelemektedir. 

1864 yılının Mart ayında Büyük Prens Mihail Nikolayeviç şu raporu vermişti: “Laba nehrinin batısında bulunan kuzey yamaçlardaki tüm alanlar ve güney yamaçları, Kuban ağzından Tuapse’ye kadar, bize düşman olan nüfustan temizlenmiştir.”  

Dokümana İmparator Aleksandr II’nin el yazısıyla “Allaha şükürler olsun” ifadesi yazılmıştır.” (Büyük Prens General-feldtseyhmeyster Mihail Nikolayeviç’in, Savunma Bakanına, dağ eteklerindeki bölgelere nüfusun yerleştirilmesi ve Dahovskiy ve Dcubgskogo birliklerinin başarılı harekatları hakkında gönderdiği yazı. / Kafkasya savaşı problemleri… S. 260.)

Büyük Prens Mihail Nikolayeviç, 21 Mayıs 1864 tarihinde kardeşine gönderdiği raporda şunları haber veriyordu: “Kendimi çok bahtiyar hissederek, Zatıalinize V.İ.V., Kafkasya savaşının bittiğini ve Batı Kafkasya’nın tüm topraklarında hiçbir itaat etmeyen V.Vel. toplumun kalmadığını arz ederim.    

Eğer, onlarca aile veya büyük olmayan gruplar ile evsiz serseriler, bizim ordularımızın takibinden kaçarak gizlenmiş olsalar, bizim silahlı Kazak nüfusumuz onlardan boşaltılmış bölgelere yerleştikten sonra, askeri taburlarımız, asker ve polislerimiz ile birlikte onların imha edilmesi için tedbir alabilir.” (Gürcistan TSGİA’sı. F. 416. Op. 3. D. 1159. L. 11 ob.)     

 *******

TOPRAKLARI YAKMA / YAĞMALAMA TAKTİĞİ…

Rusya İmparatorluğunun, Çerkesyadaki siyasetini aklamayı kendilerinin ilk görevi olarak bilen araştırmacılar, yazdıkları analitik yazılar ve kitaplarda sivil nüfus arasında yaşanan kayıpları hep görmezlikten geldiler.   

1828 yılında yakılmış (yağmalanmış) topraklar taktiği, topyekün uygulanmaya başlandı. Baron Stal, yakılmış (yağmalanmış) aullar (köyler) hakkında şunları bildiriyor: “Tüm ülke, Yukarı Kuban’dan, Kurdcipsa Nehri’ne kadar ateşe verilmişti. 210 köy, büyük ekmek rezervleri ve saman imha edildi, çok sayıda koyun ele geçirildi.’’ (Çerkes halkının etnografisi hakkında röportaj. Genelkurmay Başkanı yarbay Baron Stal 1852 yılında hazırladı / Kafkasya toplu eserleri. General-binbaşı Potto editörlüğü altında. T. XXI. Otd. II. Tiflis. 1900. S. 164).

Batı Zakubanya’da, Velyaminov’un şahsi yönetimi altında, (Natuhay ve Şapsugiya’da) 1834-1837 yıllarında 219 yerleşim birimi imha edildi. (RGVİA. F. 846. Op. 16. D. 6732. 1834, 1835 ve 1836 yıllarında Kuban nehri arkasında hareket eden ordunun harekat haritası. Tenginskiy piyade asker alayı yunkeri Romanovskiy çizdi. Sağ aşağı köşede imza:’’General-Teğmen Velyaminov. Ölçek: İngiltere dyumunda 5 verst (1 verst=1.066,8 metre.)  

RGVİA. F. 846. Op. 16. D. 6733: 1834, 1835, 1836 ve 1837 yıllarında Bay General-Teğmen Velyaminov komutanlığında hareket eden askeri birliğin harekat haritası. Topograf No: 3. sınıf ve Topograf No: 2.sınıfların Rotalarını çizen Unter- Subay Spitsin. Ölçek: İngiliz dyumunda 5 verst. (1 verst=1.066,8 metre.)       

Bu listeye, 1834–1837 yılları arasında Velyaminov’un emri altındaki askeri birlikler tarafından imha edilen (219 aula ayrıca 1823-1825 yıllarında imha edilen en az 28 aulu da eklemek lazım. Bununla toplam 247 aul olur.     

Tam listeden uzak olan Zassa’nın “başarı” listesi de en azından 21 imha edilen auldan (köyden) oluşuyor.  (AKAK. Т. VIII. S.  737-739, 741-746,  748-750, 755-760, 769; Т. IX. S. 446-447; RGVİA. F. 13454. Op. 6. D. 267. L. 7-8, 16-16 ob.).

Buraya ayrıca, en azından, Çerkesya’nın batı ilçelerinde Ataman Vlasov ve Beskrovnıy tarafından imha edilen 20 aulu (köyü) de eklemek lazım.

Böylece, A.A.Velyaminov komutanlığında, 1823-1837 yılları arasında Çar Orduları Çerkesya’da en az 500 aulu (köyü) imha ettiler.

Çerkesya’yı imha etme sürecinin son aşaması olan 1860 – 1864 yıllarında ordular, Çerkesya’nın batı ilçelerinde en az 350 aulu (köyü) ve merkezî ilçelerinde en az 150 aulu yağmaladı ve yaktılar. (RGVİA. F. 846. Op. 16. D. 6779. L. 1; Boguslavskiy L. Apşeron alayı tarihi. 1700-1892. Т. II. SPb., 1892. S. 320 – 332; Kuzey Danimarka Kralı Zatıalilerinin 45. Dragunskiy alayı tarihi. Aynı alayın yarbayı A.S. Korganov hazırladı. Tiflis, 1884. S. 94-103. Vvedenskiy A. Pşehskogo askeri birliğinin kuruluşuna kadar ve Sredne-Farskiy askeri birliğinin, ordularının 1862 yılının Kasım ayına kadar harekat ve faaliyetleri hakkında / Askeri toplu eserler. 1866.  № 7. S. 3 – 29; № 8. S. 145 – 184. Geyns К. Pşehskiy askeri birliği, Ekim 1862’den, Kasım 1864 yılına kadar. // Askeri toplu eserler. 1866. № 1. S. 3 – 58; № 2. S. 207 – 261; № 3. S. 3 – 50; № 4. S. 213 – 264; № 5. S. 3 – 40).

Toplam rakam, 1000 (bin) yerleşim birimini geçti. İmha edilen yüzlerce Çerkes köyünün arasında çeşitli tipteki yerleşim birimleri de vardı: askeri kaynaklarda onlar “büyük aullar (köyler)” (1,500 hane ve daha fazlası, böyle yerleşim biriminin imhası birkaç gün sürebiliyordu) olarak adlandırılıyor.” “Büyük aullar” (200-300 hane), “Küçük Auller” (20-30 ve daha fazla hane), ‘‘Hutorlar’’ (birkaç haneden 10-15 haneye kadar).  

 Çerkes yerleşim birimine karşı düzenlenen özel saldırılarda imha metodu her zaman şöyle uygulanıyordu: Çok sayıdaki Rus piyade askeri birliği, atlı birliği ve topçu askeri birliği gizlice imha edilecek olan Çerkes auluna yaklaşıyor ve aulun etrafını gece gec saatlerde sarıyorlardı. Güneşin ilk ışığında, seher vaktinde topçu birliği aulu top ateşine tutuyor, aynı anda roket makineleri ateşleyici bombaları aule atıyor, daha sonra ordu birlikleri aula giriyor ve toplu kıyıma başlıyordu.          

Bu saldırı metodunu uygulayan Rus askeri birliklerinde pratik olarak kayıp olmuyordu.

Bu konuda tipik hatıralar var: 

‘‘Birkaç bomba ve roketin patlamasının ardından, Rus Kazakları aula giriyor ve kıyıma başlıyordu. Aniden yapılan saldırı karşısında korkan ve uykulu olan dağlılar (Çerkesler), yoğun topçu ateşi ve ateşleyici bombaların altında yanmalarına rağmen, kısa zaman içerisinde toparlanıyor, savaşıyor ve ailelerini savunuyorlardı. Saat 13.00’lerde ise Çerkes aulu (köyü) ve burada yaşayan insanlar için artık her şey bitmiş oluyordu.’’  (Şpakovskiy A. İhtiyar Rus Kazak’ının Yazıları // Askeri toplu eserler. 1870. № 7 (Temmuz). Otd. I. S. 203).

General-Binbaşı P.A.Volkov başkanlığında Dcengeta Nauruzov auluna (köyüne) yapılan saldırı hakkında: “Bir saat bile geçmeden aulun birkaç yeri yandı ve ardından silah sesleri, bağırmalar ve inleme sesleri gelmeye başladı… Pusuda bekleyen Rus Kazakları, aula girerek başlanan saldırıyı sonuçlandırdılar… Büyük ve sağlam auldan geriye sadece yanmış ağaç kokusu ve ağaçlardan yukarıya doğru çıkan yoğun duman kalmıştı…   

Rus Kazakları esir almak istemediği halde yaklaşık yüz kişiyi esir almıştı.” (Şpakovskiy A. Notlar… // VS. 1871. № 8 (Ağustos). Otd. I. S. 352).

Karadeniz sahil bölgesi komutanı General-Teğmen Nikolay Rayevskiy, Savunma Bakanı A.İ. Çernışev’e yazdığı mektubunda tedirgin olarak şunları belirtiyordu:

’’Bizim Kafkasya’daki harekatlarımız, İspanyollar’ın ilk defa Amerika’yı işgal etmesi sırasında yaşanan felaketleri hatırlatıyor; ancak ben burada ne kahramanlıkları ve ne Pitsar’ın (Pizarre) ve Kortetsa’nın (Cortez) işgalinin başarılarını göremedim. İnşallah, İspanyolların, İspanya tarihinde bıraktıkları iz gibi, Kafkasya’nın işgali Rusların tarihinde kanlı iz bırakmaz.”  (N. N. Rayevskiy – Graf A.İ. Çernışev’e. 28 Şubat 1841.yıl, № 65. Kerç // Rayevskih Arşivi. Т. IV. SPb., 1912. S. 96).  

Raporlar, mecmualar ve diğer kaynaklar, dünyanın en güçlü askeri makinesinin, tarım kültürü konusunda gelişen bir ülke olan Kafkasya’nın halkı üzerine oynadığı ve korkunç bir resim oluşturan toplu dövme ve zehirleme operasyonunu gözler önüne sermektedir.      

Çerkesya’da sürdürülen savaşın metodu, hayatı devam ettiren sistemlere azami zarar vermeyi hedefliyordu. 

Tamamen tipik olan bir alıntı:

“Hablya Vadisi çok sayıda insanının yaşadığı yerlerden biri idi. Tarlaları meyve bağları ile donatılmıştı. Terk edilen yerlerde sadece memnuniyetin değil, ayrıca, zenginliğin ve keyfin izleri görünürdü.     

Yerli halkının yanlarında götüremedikleri büyük miktardaki buğday rezervlerinin dışında, komşu ormanlarda, ülkenin en çok sevilen işletmelerinden olan arıcılık ve bol miktarda bal kovanı, bal ve binlerce peteğin toplu depoları vardı. Ve bu gelişen ülke ve tabiat, yangın ve soykırıma maruz kalmıştı.’’  (Potto V.A. 44.Dragunskiy Nicegorodskiy alayı tarihi. T. VIII. SPb., 1895. S. 55).

Ambargo ve açlığın kışkırtılması, A.A. Velyaminov tarafından 1833 yılında dağlıların bastırılması için teklif edilen esas enstrumanlardan idi:

“Ve, esas mesele, Kafkasya’nın kuzeyinde yaşayan halkları itaat ettirmekti.

Açlık, bu konuda en güçlü faktörlerden biridir. Bunu hayata tatbik etmek için, hayati önem taşıyan insani ihtiyaçların Karadeniz tarafından getirilmesi gerekiyor...    

 Tarlaların beş sene süreyle imha edilmesi, onları silahsız bırakacak ve bundan sonraki harekatları kolaylaştıracaktır.” (Kafkasya ayrı kolordu komutanı Baron Rozen’in 13 Mayıs 1833 tarihli ve № 279 nolu mektubuna, General Velyaminov’un 20 Mayıs tarihli ve № 155 nolu cevabı; Dağlıların tamamen itaat ettirilmesi planı hakkında.)   

(Bak.: N. Ş. General Velyaminov ve onun Kafkasya savaşı tarihindeki önemi // Kafkasya toplu eserleri. Т. VII. Tiflis, 1883. S. 149-150, 153-154).

1860–1864 yıllarında Çerkesya ahalisine karşı, Kafkasya ordusu tarafından yüz yıl içerisinde hazırlanan savaşı sürdürmenin tüm usul ve kuralları uygulandı.

Bu uygulamanın icracılarından M. İ. Venyukov:

“Savaş yalvarılmaz, acımasız ve şiddetli idi. Biz adım adım, geri dönmemecesine, askerin bastığı tüm Çerkesya topraklarını son dağlıdan temizleyene kadar savaştık. Henüz kar yağmışken, ağaçlar yeşillenmişken (şubat ve martta); dağdaki yüzlerce aul (köy) yakılıp yıkıldı. Ekinler atlarla yok edildi veya çiğnendi. Aulların ahalisi hazırlıksız yakalandıklarında, askeri koruma altında yakındaki stanitsalara (kasabalara) götürülüyor ve buradan da Karadeniz sahillerine ve oradan da Türkiye’ye gönderiliyorlardı. Defalarca, bizim yaklaştığımız fark edildiğinde terk edilen kulübelerde, içinde kaşık bırakılan ılık lapalara, iğne takılı kalan elbiselere, çocukların oynarken bıraktıkları belli oyuncaklara rastladık. Bazen, bizim şerefli askerlerimiz, dağlılara karşı şiddet uygular ve bu şiddet vahşete dönüşürdü… Bu vahşetler rezilce uygulanır ve cesur ve iyi yürekli Rus askerinin ruhuna uygun düşmezdi.” (Venyukov M.İ. Batı Kafkasya’nın iskan tarihi. 1861–1863 yılları. // Rusya geçmişi. SPb., 1878. Kn. VI (Haziran).  S. 249 – 250).

 *******

KORKUTMA METODLARI

Çar askeri yönetimi tarafından Çerkesya’da en şiddetli korkutma metotları kullanılıyordu.  Bunlardan biri de ölen Çerkeslerin başlarının kesilmesi idi. Burada bazı görgü tanıklarının anlattıklarına yer vereceğiz.

‘‘Birkaç dağlının naaşı bugünün ganimetlerinden idi. Bu dağlıların başları kesildi ve keten beze sarılarak dikildi. Velyaminov her kesilen baş için birer çervonets (Rus Çarı parası) ödüyor ve kelleler Kafatası Bilimler Akademisine gönderiliyordu. Busebeple öldürülen her dağlı için bir de inatla kavga ediliyordu… 

Ölülerin başlarının kesilmesi için yapılan kavgalar, Kafkasya ordularında gelenek ve adete dönüştü. İlk defa böyle bir şey yaşadığım ve yeni resim ve hatıralardan esinlenmeme rağmen, Kazak piklerinin sonuna bağlanan ve keten bezine sarılan başların görüntüsü bende nefret ve iğrenme hisleri uyandırdı.” (Grigoriy İvanoviç Filipson’un hatıraları. М., 1885. S. 127).

‘‘Zass, adetlere uygun olarak, öldürülen dağlıların başlarının kesilmesi emrini verdi ve bu ganimet ile kendi mukavim siperine döndü. Bundan bir yıl sonra ben General Zass ile Stavrapol’da karşılaştım. O kızakta gidiyordu. Diğer içinde kovuk bulunan kızakları ise arkasından çekip götürüyordu.

    - “Zatıalileri, nereye gidiyorsunuz ve ne getiriyorsunuz ?”

    -’’Yıllık izne gidiyorum. Toprak ve Velyaminov’a halledilmiş işleri götürüyorum’’ dedi ve kızaktaki kovuğu açtı.

Ve ben iğrenerek, orada bulunan elli tane çıplak kafatasını gördüm. Velyaminov onları Bilimler Akademisine gönderdi.” (Grigoriy İvanoviç Filipson’un hatıraları. S. 102).

“Zass’ın bulunduğu yer Proçnookopskaya kalesi sadece Zakubanlıları değil, tüm buradan geçenleri de dehşete düşürüyordu. Bu kale toprak tabya ve tarak ile çevrili idi ve bu kalenin çok yerinde Çerkeslerin kelleleri görünüyordu.’’ (Rakoviç D.V. Kafkasya’daki Tenginskiy alayı. 1819-1846. General-binbaşı Potto editörlüğü altında. Tiflis, 1900. S. 150).

 *******

ÇERKESLERİN TÜRKİYE’YE SÜRGÜN EDİLMESİ

1860-1864 yıllarında Çerkeslere karşı kullanılan kaba kuvvet, yeteri derecede ideolojik ve siyasi temellere sahipti.

Rusya’nın nüfuzlu askeri komutanı ve yüksek ünvan sahibi feldmareşal Paskeviç 1830 yılında, “operasyon temelinin” kurulması için tüm Natuhay’ı (Çerkesya’nın batı ilçelerini) ilhak etmeyi teklif etmişti.    

Natuhay işgal edildikten sonra buradaki tüm ahali kovulacaktı. Daha sonra bu “temel”, “Şapsığların itaat ettirilmesi ve sıradağların iki tarafındaki güney-doğudaki toprakların temizlenmesi için bir temel oluşturacaktı. (Sakoviç P.M.  Novitskiy G. V.: biyografi röportajı. (1800-1877 yılları.) // Rusya geçmişi. Т.22. SPb., 1877. S. 297).

Büyük Kafkasya sıradağlarının en köşe batı ucunda başlatılan bu “temizleme…” sıra dağların iki tarafında da aslında Çerkesya’nın tamamen imha edilme planı idi.   

Paskeviç, 1834 yılında Nikolay I’e, şunu tavsiye etmeye devam etti:

“Halklar itaat etmedikleri zaman, Kuban’ın arkasındaki düz arazide yaşayanlar, Karadeniz’in karşısındaki uzaktaki dağlara gidecekler veya Rusya’ya yerleştirileceklerdir. Bir kısmı da savaşta öldürülecektir. Onların yerlerine ise Karadeniz Rus Kazakları yerleştirilecektir. Onların (Karadeniz Rus Kazaklarının) sayıları az olduğu için, bunlara ilave olarak Malo Rus Kazakları da yerleştirilecektir.” (General-feldmareşal prens varşavskiy Raporu, notları. 24 Mart 1834 yıl. // RGVİA. F. 846. Op. 16. D. 6288. L. 15 ob.–16).

Aleksandr II’nin Savunma Bakanı D.A. Milyutin 1857 yılında Çerkesya’nın tamamen imha edilmesi planını hazırladı:

“Hiç bir yabancı ahalinin bu vadilerde yaşamasına izin vermemek lazım. Tüm dağlık alan, Teberda yüksekliklerinden Beloy Nehri’ne ve daha sonra Pşişaya kadar tamamen çöl olması lazım. Sadece bu yolla biz Kafkasya’nın merkezî kısmındaki itaat eden kabilelerle, Zakubanskiy’deki itaat etmeyen ahaliyi bir birinden ayırabiliriz ve Rus Kazakları tarafından işgal edilen düz araziyi canavar düşmandan koruyabiliriz. Diğer taraftan, en kısa zaman içerisinde Natuhayları aşağı Kuban, deniz sahili ve yeni Adagumskiy hattından oluşan üçgen alandan çıkartmalıyız. Bu bölgeye de Azov, Karadeniz ve Don Rus Kazakları yerleştirilmelidirler. Onlardan birincileri Primorskoye ahalisidirler, bunların esas görevleri denizciliktir; Karadeniz’den ve Don’dan gelenler ise ülkenin iç kısımlarına yerleşeceklerdir. Bu da Karadenizliler için orman zenginlikleri ile olağanüstü gelir olacaktır. Adaguma kadar olan bölge Rus Kazakları tarafından işgal edildikten sonra, ön cepheyi daha da öne sürerek, itaat etmeyen dağlıları doğu ve batıdan sıkıştırarak, yavaş yavaş bölgeden çıkartırız.”  (Kafkasya ordusu, Genelkurmay Başkanlığı Komutanı tarafından, Savunma Bakanına, notlara ilave edilen yazılar. Zatıalileri, general-m. Milyutin tarafından 29 Kasım 1857 tarihli ve № 365 nolu raporda, Kafkasya’daki Rus Kazak ahalisinin gelişmesi yolları. / AKAK. T. XII. Ç. 1. S. 763.)

 Milyutin tarafından teklif edilen sistem, uzun süredir pratik olarak kullanılıyordu: “Dağlılardan temizlenen bölgeler, ebediyen buralara yerleştirilen Rus Kazak ahalisinin oluyordu. Dağlılar da, artık buna alışmışlardı.”

1830 yılında Paskeviç tarafından planlanan, Natuhayların sınırdışı (sürgün) edilmesi, 1857 yılında askeri yönetim tarafından tekrar planlanmıştı.  

General Yardımcısı Prens Baryatinskiy şunları yazıyordu:

“Belirlenen işlerin önemine göre, sadece 1860 yılında Natuhayların ülkelerinden tamamen çıkarılması ve onların topraklarına büyük ölçüde Rus Kazak ahalinin yerleştirilmesi gerekiyordu. Bu son uygulamanın, bizim Kafkasya’da ileride yapacağımız harekatlarda en önemli yeri alması lazım. Çünkü biz, Kuban yamaçları ile Gelendcik haliçi arasındaki deniz sahilini iç düşmanlarımıza bırakırsak, tekrar dış savaş olması halinde düşmanlarımız bize karşı harekat yapma şartlarına haiz olacaklar.” (Kafkasya ordularının harekatları ve faaliyetleri hakkında, Sonbahar 1857’den, Sonbahar 1858 yılına kadar. // RGVİA. F. 846. D. 6669. L. 15).

D.A. Milyutin ve A.İ. Baryatinskiy ile birlikte, itaat etmeyen (boyun eğmeyen) Çerkeslerin sınırdışı (sürgün) edilmesini isteyenlerden biri de Kafkasya ve Karadeniz hattı sağ kanadı orduları komutanı general N.İ. Yevdakimov idi. 

Rusya’nın, Çerkesya’yı ilhak etmesi hakkındaki en önemli kaynak, general Yevdakimov’un 1 Temmuz 1863 - 1 Temmuz 1864 tarihleri arasındaki askeri harekatlar hakkındaki rapor idi.  

Bu dönemde, meseleler böyle gündeme getiriliyordu:

“Pşehoyu ve Pşişe arasındaki dağlık bölgede kalan yerlileri çıkartmak, Pşehoyu ve Pşişe arasındaki dağlık bölge ile Şebşem arasındaki ülkeyi işgal etmek ve böylece tüm Kuzey bölgesini bize düşman olan ahaliden temizlemek ve buralara Rus göçmenleri yerleştirmek.” (General Yevdakimov’un Kuban vilayetinde, 1 Temmuz 1863-1 Temmuz 1864 tarihleri arasındaki dönemde yürüttüğü askeri harekatlar hakkında. // Kumıkov Т. H. Adıgelerin Türkiye’ye sürgün edilişi.–Kafkasya savaşının sonuçları. Nalçik, 1994. S. 49).

Bu dokümanda en çok kullanılan eylem fiilleri: “imha etmek”, “kovmak”, “temizlemek”, “çıkartmak”. 

Kaynakların analizi ve Yevdakimov’un raporları şunu gösteriyor: Çerkesler tüm güçlerini kullanarak kendi ana vatanlarında kalmaya çalışıyorlar ancak topyekün askeri baskı sonucunda ana vatanlarını terk etmek zorunda kalıyorlardı.

Burada, önemli olan bir parçayı gündeme getiriyoruz: “15-19 Eylül 1863 tarihleri arasında ana sıradağların her yerinde askeri taburlar, Adagumskiy hattından Abin’a ve Gelendcike kadar bahar ve yaz dönemlerinde geri gelen çok sayıda yerliyi (dağlı), onların rezervleri ve inşaatlarını imha ederek ve burada yaşayan son dağlıları da kovarak tüm yönlerde askeri harekatlarını yaptılar.” (Aynı yer. S. 55).

Rapor metninde, çok sayıda örnekler var: “Bir defa kovulan ve yağmalanmanın tüm acılarını çeken Adıgeler, küle dönen kulübelerine tekrar geri dönmeye çalışıyor veya daha doğrusu zor ulaşılabilecek ilçelerdeki geçici kulübelerinde büyük askeri harekatı (saldırıyı) beklemeye çalışıyorlardı: Pşehskiy ve Dahovskiy askeri birlikleri ise tüm güçlerini Pşehi ve Pşişa ve bu nehirler arasındaki geçici kulübelerde yaşamaya çalışan yerlileri kendi topraklarından çıkartmak için seferber ettiler.”  

Rapor’un ikinci kısmında, 1864 yılının ilk yarısında meydana gelen askeri harekatlar hakkında haber veriliyor ve defalarca yeniden sürgün edilme konusu gündeme geliyor.  

Rus Kazak Ordu birlikleri her yöne dağıldılar ve Batı Kafkasya bölgesindeki tüm yerleri sektörlere göre aradılar, “Dağlık alandaki kulübelerde her hangi bir dağlının kalıp kalmadığını kontrol ettiler.”  

Kubanskiy vilayeti ordusu Genelkurmay Başkanı 8 Ağustos 1864 tarihli emrinde, Şapsugya bölgesi başkanı adına şunları yazıyordu: “Ordu komutanı ve Şapsığ bölgesi başkanı, 24 Temmuz tarih ve № 499 nolu raporunda bana, Tuapse nehri yüksekliklerindeki Şapsığların, kendi yaşadıkları yerleşim birimlerinden ayrıldıklarını ve şimdi Tu ve Papa arasındaki derelerde dolaştıklarını bildiriyor. Kubanskiy Rus Kazak orduları, Abinskiy Atlı alay komutanı ile birlikte söz konusu bölgede gizlenen dağlıları Natuhayskiy bölgesi başkanının emrine verecek. Onlar ise dağlıları Türkiye’ye gönderecekler.” (RGVİA. F. 14257. Op. 3. D. 210. L. 3)

 Kafkasya savaşı katılımcısı General İ.S. Kravtsov, Yevdakimov’un ilk olma rolünü delillerle teyit ediyor: “Ben yukarıda makalemin birinci bölümünde geniş bir şekilde belirttim, Çerkeslerin Türkiye’ye kovulması fikri Graf Yevdakimov’a ait idi. Bu konu, bahsettiğim belgede de hatırlatılıyor. Ben, bu konuda herhangi birinin daha önce bir şey yazdığını tartışmıyorum. O dönemde, bu projelerin peşinden koşanlar çoktu. Ancak, Graf Yevdakimov, Rus Çarı Aleksandr II tarafından onaylanan kendi teklifini sadece hazırlamakla kalmadı, ayrıca harfiyen de uyguladı.” (Kravtsov İ. S. Kafkasya ve onun askeri başkanları: N.N. Muravyev, prens A.İ. Baryatinskiy, Graf N.İ. Yevdakimov, 1854-1864.–М.: ‘‘İndrik’’, 2007. S. 63).

General M. Olşevskiy, Kafkasya savaşının son yıllarında, Çerkeslere karşı sürdürülen askeri harekâtların iştirakçısı olarak, feldmareşal Baryatinskiy’in ilk olma rolünü savunuyordu: “Prens Baryatinskiy tarafından gerçekleştirilen, ciddi, ancak, gerekli tedbir, çok sayıda kişi tarafından konuşuldu ve kınandı. Bu Dağlıların Türkiye’ye gönderilmesi mi veya Batı Kafkasya’ya Hıristiyan ahalinin yerleştirilmesi mi idi?  Prens A. İ. Baryatinskiy’in düşmanları, bu tedbirleri sadece sert ve insafsız olarak görmüyordu. Hatta bunun zararlı olduğunu belirtiyorlardı. Çünkü, Çerkesleri Türkiye’ye yerleştirerek, Türklere büyük bir askeri kontenjan vermiştik.” (Olşevskiy M. Kafkasya… S. 425-426).   

 *******

SÜRGÜN HAKKINDAKİ TANIKLIKLAR

“Yollarda, dehşet verici görüntüler görüyorduk; çocukların, kadınların, ihtiyarların her tarafa dağılmış ve köpekler tarafından parçalanmış ve kemirilmiş naaşları; açlık ve hastalıktan yorgun düşen ve zayıf oldukları için ayaklarını zor kaldıran ve halsizlikten tükenmiş olan ve ölmeden aç köpeklerin ganimeti olan göçmenler…

 Hayatta ve sağlıklı olanların, hiçbir zaman ölenleri düşünme imkanları olmuyordu. Çünkü onların kendileri için de gelecek pek iç açıcı değildi. Türk şkiperleri, cimriliklerinden Çerkesleri yük gibi yüklüyor, kiraladıkları gemileri Küçük Asya sahillerine kadar götürüyorlardı. Ve hastalık belirtisi verenleri, yük gibi gemi bortunun dışına, sahile bırakıyorlardı. Dalgalar, bu bahtsızların naaşlarını Anadolu’nun sahillerine bırakıyordu… Türkiye’ye gönderilen Çerkeslerin maalesef yarısı menzile ulaşmışlardı. Bu ölçekte bir acıyı insanlık çok nadir yaşadı.” (Drozdov İ. Dağlılar ile Batı Kafkasya’da son mücadele. // Kafkasya toplu eserler. Tiflis, 1877. T. 2. S. 457).

Kafkasya bürokratı başkan Adolf Berje, Çerkes trajedisini dehşet içerisinde anlatıyordu: “Ben hiçbir zaman Novorossiyskiy Limanında toplanan dağlıların durumunu unutamam. Sahilde 17.000 kişi toplanmıştı. Daha sonra yılın yağmurlu ve soğuk hava döneminde, yaşamak için hiçbir elverişli şartın olmadığı durumda, dağlılar arasında yayılan bulaşıcı tifüs ve çiçek hastalıkları onların durumunu daha da zora sokuyordu. Ve gerçekten her insanın yüreği bunu kaldıramazdı: Nemli toprakta yatan genç Çerkes kadının koynunda yatan iki bebekten biri çırpınarak can vermeye çalışırken; diğeri, susuzluğunu vefat eden annesinin göğsünü emerek gidermeye çalışıyordu. Böyle tablolar çok nadir olur…” (Berje Ad. P. Dağlıların Kafkasya’dan sürgün edilmesi. // Rusya geçmişi. 1882. Т. 33. Kn. 2. S. 362 – 363).

“Velyaminovskiy limanındaki küçük düz bir arazide binlerce insan, açık havada, soğuk rüzgara maruz kalarak, üzerlerine sık sık yağış alarak, gıda sıkıntısı çekerek sıcak yemek bulamadılar. Çocuk, kadın ve yaşlılar ağır hasta oldular ve çoğunluğu, tifüs ve ishal hastalıklarından öldüler. Çok sayıda insan, kendi anavatanlarının sahillerinde öldü ve büyük ve sık rastlanan mezarlara gömüldüler.” (Olşevskiy М. Kafkasya, 1841-1866 yılları. SPB.: ‘‘Zvezda’’ (Yıldız) Dergisi., 2003. S. 550).

А. Starostavskiy Çerkesya’daki savaş gazisinin hatıralarından bahsediyor:

“Biz, onları sınır dışı etme (sürgün) kararı aldık. Çünkü onlarla ilgili zorluklar çektik ve onların düzenini kurmada beceriksiz kaldık. Ancak dağlılar, Karadeniz sahillerinde bulunan dağlarda devlete faydalı veya en azından zararsız olabilirlerdi. Onların sürgün edilme kararı devlet tarafından alınmıştı. Taşımada Türk gemilerinin kullanılması en uygun veya tek seçenek kabul edilmişti... Bizim sahillerimizde yaşananları rahatça izlemek için çok güçlü sinirlere sahip olmak ve kendine hakim olmak gerekiyordu. Nehrin denize döküldüğü yerden 2-3 verst (km) mesafedeki akıntıda, kumda ve galoşlarla binlerce Çerkes evsiz ve barksız, sokaklarda haftalarca yaşam mücadelesi verdiler. Birkaç bin insan, küçük bir bölgede askerlerin kontrolü altında bekletildiler. Gündüz ve gece güneşin kavurucu ışınları altında, bazen de yağmur ve rüzgar altında yaşam mücadelesi verdiler…  Atmosfer, küçük bir alanda toplanan ölü hayvan ve diğer şeylerin atıklarından zehirlenmişti. Hezimet (bozgun) böyle gerçekleşmişti. Tam bir hezimet , geri dönüşü olmayan bir hezimet. Asırlar boyu kurulan ve güçlenen medeniyetin hezimeti… Bu hezimette ölenlerin sayısı birkaç değil, onlarca değil, yüzlerce ve binlerce idi. Hastalıklar ve her türlü olumsuzluk çok kişiyi daha gemilere binmeden ölüme götürdü. 15 ve daha fazla gün çok kötü şartlarda geçen deniz yolculuğundan sonra, nicelerine Türk sahillerine inmek nasip olmadı. Bu hiçbir zaman sorgulanmadı; evet ve ne için? Pek çokları küçük yaşlarında, yeni hayat şartlarına uymak için Küçük Asya bozkırlarında verdikleri yaşam mücadelelerini kaybettiler…

Bunların hepsi, yani göçmenlerin yaşadıkları felaketler ve onları ileride bekleyen gelecek, bizlere, yani onların yağmalanmalarına yakinen şahit olanlara malum idi.  Yüreğimiz sıkılıyor ve ağrıyor. Ancak, tekrar ediyorum, burada bizim faaliyetimiz, bizim iştirakımız, bizim yardımımız ne olabilirdi? Zaman zaman rapor veriyorduk ve göçmenlerin en azından yakıt, tuz ve diğer insani ihtiyaçlarının karşılanması veya onların hareket alanlarının ağaç ve bitkilerden mahrum olmayan bozkırlara kadar devam etmesi gerektiğini belirtiyorduk. 

Bizim General, önce raporları dikkatle dinledi ve galiba bazı denemeler yaptı. Daha sonra sabırsızlandığımızı görünce, açık ve sert bir şekilde bunların bizim işimiz olmadığını, kendisinin de emri yerine getiren biri olduğunu kaydetti; ayrıca, emirlerin ne yaptığını bilen üst düzey makamlardan geldiğini, onların da bu emirleri kendi planlarına uygun ve devletin gerekçelerini gözeterek verdiklerini belirtti.     

Devletin “gerekçeleri” – yüksek sesli, korkunç kelime! –… Bu kelimenin arkasına sığınılarak,  dünyada Hıristiyan morali ile hiç bağdaşmayan ne kadar işler yapılmış, halkların tarihi hayatlarını değiştiren neler gerçekleştirilmiş, geçmiş zamanlardan günümüzde cereyan eden olaylara dek neler işlenmiş.”  (Starostavskiy А.  Dağlarda. Eski hatıralardan // Avrupa Habercisi. 1896.  № 3. S. 198 – 208).  

Lev Gelendcik kalesi doğumlu ünlü Rus fikir adamı, Çerkes faciasının (katastrofunun) görgü şahidi ve araştırmacı Aleksandroviç Tihomirov’un anılarında  şunları okuyoruz:

“Bu plan, bir halk tarafından başka bir halkın öldürülmesi, insan haklarının hor görülmesi ve zalimlik…  

Çerkesler, saldırılardan sonra şaşırdıkları ve moralleri bozulduğu zaman, yapılanlara genelde pasif olarak bakıyor, karşı koymuyor ancak olay yerinden de gitmiyorlardı. Hemen ayağa kalkmak, ne yapacağını, nereye gideceğini düşünmek mümkün değildi. Ancak, onlara uzun düşünme fırsatı da verilmiyordu.

Her ilçeye büyük olmayan birlikler gönderiliyor ve bunlar da birkaç kişiden oluşan gruplara bölünüyorlardı. Bu gruplar tüm bölgeye dağılıyor, kovulan Çerkeslerin gizlendiği aulları, sakley ve şalaşları arıyorlardı.

Tüm bu aullar, sakley ve şalaşlar tamamen yakılıyor, buradaki eşyalar imha ediliyor veya yağmalanıyor, hayvanlar ele geçiriliyor, ahali, erkekler, kadınlar ve çocuklar kovuluyordu. Onlar dehşet içerisinde kaçıyor, ormanlara gizleniyor, daha yağmalanmamış aullara saklanıyorlardı. Ancak yok edici fırtına daha ileri gidiyor ve onları yeni sığınaklarında da buluyordu.

Sayıları hızla artan yoksul insanlar, batıya doğru kaçıyorlar, ancak acımasız süpürge, onları daha ileriye doğru savuruyor ve sonunda, Kafkasya sıradağlarının üzerinden, Karadeniz sahillerine büyük yığınlar halinde atıyordu.            

Halen hayatta kalanlar buradan vapur ve sade gemilere yüklenerek Türkiye’ye götürülüyorlardı. Sahilde bulunmak ve beklemek çok zor idi, çünkü vapur ve sade gemi sayısı çok azdı.

Deniz ötesine göç edenlerin sayısı yarım milyondan fazla idi. Bu kadar insanı taşımak için vasıta bulmak kolay değildi ve zavallı mülteciler aylarca kendi sıralarını bekliyorlardı. Taşıma vasıtalarının hazırlanması ile ise hiç kimse ilgilenmiyordu… Tüm bu vahşi zehirleme, diğer kelimeyi bulamıyorum, dört sene sürdü ve 1863 yılında zirveye ulaştı. Çerkeslerin faciası, tarife sığmayacak kadar acıdır. Takipten kaçarken, evsiz ve gıdasız, kışın eksi 20 derece soğukta dışarıda dolaşıyorlardı. Kış ayları sanki özellikle çok soğuk idi. Çerkesler arasında yıkıcı hastalıklar kol gezmeye başladı, özellikle tifüs. Aileler dağılıyor, anne ve babalar çocuklarını kaybediyorlardı. Açık havada ve mağaralarda ölüyorlardı. Görgü tanıkları, zavallıların insan etini bile yediklerini gördüklerini söylüyorlardı.

Ben, bir görgü tanığı olarak, dağlıların kovulmasının dehşetinden bahsediyorum. Onların sürgün edilmesi Novorosisk’e kadar devam ettiği sırada, Tsemes vadisi ve limanı çevresindeki tüm dağları aulların yakılmasından sonra çıkan duman sardı. Geceleri ise her yerde yangın ateşinin görüntüleri yer ve göğü sarmıştı. Biz, dağlarımızın böyle yoğun bir şekilde iskan edildiğini hiç sanmıyorduk. Neredeyse, her bir dereden duman yükseliyor ve ateş parlıyordu. Bu feci resim gözlerimizin önünde bir ay süresince durdu…    

Bu zaman içerisinde kaç dağlının, her türlü yoksunluk, açlık, soğuk ve hastalıktan öldüğünü sadece Allah biliyor. Cesetlerinin orman ve ağaçlıklarda sayılması mümkün değildi. Hatta sahilde, bizim gözetimimiz altında bulunan dağlılardan, toplu ölenlerin cesetleri acilen gömülüyor ve sayılmıyorlardı. Sadece, tifüs hastalığından ölenlerin cesetlerine karşı tedbir alınıyor, hastalığın diğer insanlara bulaşmaması için çalışılıyordu. Babam, daha sonra bana, onların (dağlıların) cesetlerinin gömüldüğü (limanın diğer tarafındaki) yerleri gösterdi ve cesetlerin üzerine toz kireç döküldüğünü, sayılarının çok olduğunu söyledi. Ancak, kesin rakamları kimseye söylemiyordu.

Batı Kafkasya’da meydana gelen bir halkın katledilmesi gibi olaya tarihte çok az rastlanır… Böylece, büyük, zengin, güzelliği ile büyüleyici ülke, burada binlerce yıl yaşayan nüfusundan (ahalisinden) kökten “temizlenmişti.” ” (Smolin M. B. İmparatorluğun yolu röportajı. Bilinmeyen Rus konservatörleri, XIX.asrın  ikinci yarısı–XX.asrın birinci yarısı. M.: ‘‘Moskova’’ Dergisi. 2000. Alıntı. bu: http://khmelev.livejournal.com/81944.html).

 *******

RUSYA İMPARATORLUĞU TARAFINDAN XIX. ASIRDA KAFKASYA SAVAŞI SIRASINDA GERÇEKLEŞTİRİLEN ÇERKES SOYKIRIMININ TANINMASI KARARLARI
 

KBSSC Yüksek Sovyetinin (Parlamentosunun),  07.02.1992 Tarih ve No: 977-xii-v nolu “Rusya-Kafkasya savaşı yıllarında Adigelere (Çerkeslere) Karşı Gerçekleştirilen Soykırımın Kınanması” Hakkındaki Kararı

 

KABARDAY-BALKAR SSC YÜKSEK SOVYETİ (PARLAMENTOSU)

KARAR

7 Şubat 1992 tarih ve  N 977-XII-V nolu

 “RUSYA - KAFKASYA SAVAŞI YILLARINDA ADİGELERE (ÇERKESLERE) KARŞI GERÇEKLEŞTİRİLEN SOYKIRIMIN KINANMASI”



Adigelere (Çerkeslere) sayısız felaketler ve acılar yaşatan yüz yıllık sömürgeci (koloniyal) Rusya-Kafkasya savaşının (1760 - 1864 yılları), son zaman tarihinde hiçbir benzeri (analogu) yoktur. Adige etnik grubunun büyük bölümü, Kabarday nüfusunun (ahalisinin) yüzde 90’den fazlası fiziki olarak imha edildi; 500 binden fazla Adige Rusya İmparatorluğu tarafından Osmanlı İmparatorluğu’na sürgün edildi.

Rusya-Kafkasya savaşını, tarihi ve siyasi-hukuki yönden değerlendiren Kabardey-Balkar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti (Parlamentosu) iş bu kararı kabul ediyor:

 1. Rusya-Kafkasya savaşı yıllarında Adigeler (Çerkesler)’in toplu halde katledilmesi ve tarihi vatanlarından şiddet yoluyla Osmanlı İmparatorluğu’na sürgün edilmesinin soykırım hareketi ve insanlığa karşı işlenen ağır suç olarak kabul edilmesi.  

 2. Rusya Federasyonu Yüksek Sovyeti’ne (Parlamentosu’na), Rusya-Kafkasya savaşı yıllarında Adigelerin (Çerkeslerin) toplu halde maruz kaldıkları soykırımın tanınması ve onların yurt dışındaki vatandaşlarına çifte vatandaşlığın verilmesi hakkındaki teklifin sunulması.

 3. Kabardey-Balkar Sosyalist Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti (Parlamentosu) Prezidyumuna ve Kabarday-Balkar SSC Bakanlar Sovyetine  (Kuruluna) yurt dışında yaşayan Adigelerin (Çerkeslerin) itibarının iade edilmesi (rehabilitasyon) ve tarihi vatanlarına geri dönmesi için gereken programların hazırlanması talimatının verilmesi.  

 4. Yurt dışındaki Adigeler (Çerkesler) için, Rusya Federasyonu Yüksek Sovyeti (Parlamentosu) ve ilgili uluslararası teşkilatlar tarafından sürgün edilen halk statüsünün verilmesi.    

 5. 21 Mayıs tarihinin, Rusya-Kafkasya savaşı kurbanı Adigeleri (Çerkesleri) Anma Günü ve çalışılmayan gün ilan edilmesi.

 

H. KARMOKOV

Kabarday-Balkar SSC

Yüksek Sovyeti (Parlamentosu) Başkanı

 

 

RF Devlet Başkanı B.N. Yeltsin’in Kafkasya Halklarına, Kafkasya Savaşının Bitmesinin 130. Yıl Dönümünde Hitabı

 

18 Mayıs 1994 / Moskova

 

Sayın vatandaşlar!

Bir asırdan fazla zaman önce meydana gelen olaylar, bizleri geçmiş yıllara geri götürüyor.

O yıllarda, Kafkasya için mücadele ederken, Rusya İmparatorluğu, İngiltere, Fransa, İran ve Türkiye’nin menfaatleri karşı karşıya gelmişti. Tüm bu devletler, dağlı halkların çok çekmiş kaderlerinden kendi paylarına düşen manevi sorumluluğu taşımaktadırlar.    

Büyük insan zayiatının ve maddi kayıpların verildiği Kafkasya savaşının yankıları, halen çok sayıdaki Rusyalı insanın yüreğinde bir ağrı olarak hissediliyor. Savaş meydanlarında ölenlerin, savaşın acımasızlığı sonucunda hayatını kaybedenlerin ve vatanını terk etmek zorunda kalan, vatanını kaybetmenin acısını yaşayarak gurbette ölenlerin toprakları onlara tüy gibi yumuşak olsun. O trajik olaylar hakkındaki hatıralar, onların torunlarının yüreklerinde saklansın ve hepimizi yeni trajedilerden korusun.

Tarihin çeşitli dönemlerinde, siyasi gelişmelere bağlı olarak, XIX. asrın 20-60 yıllarında meydana gelen Kafkasya savaşı, çeşitli şekillerde değerlendirildi ve aydınlatıldı.

Şimdi Rusya, hukuk devleti kurarken ve evrensel insan hakları ve değerlerini kabul ederken, Kafkasya savaşında meydana gelen olayları sadece Kafkasya halklarının kendi ana vatanında yaşamak için verdikleri cesur mücadele değil, kendi kültür ve milli karakterinin en iyi yönlerini korumak için verdikleri mücadele olarak değerlendiriyor.

Kafkasya savaşından bize miras olarak kalan sorunlar ve özellikle Kafkasyalı göçmenlerin torunlarının tarihi vatanlarına geri dönmesi problemi, uluslararası düzeyde ve tüm ilgili tarafların katılımı ile çözüme kavuşturulmalıdır. 

Sayın vatandaşlar!

Bizim şuurumuzda Rusya ve Kafkasya bir birinden ayrılmaz bir anlam taşıyor. Birini diğerinden ayrı tasavvur edemeyiz.  
Kabardey-Balkar’ın başkenti Nalçik’te, Mariya Temryukova için kurulan ve “Ebediyen Rusya ile birlikte” alt yazısının bulunan bir heykel var. Bu sözler her Rusyalı için kutsal ve değerlidir.

Ben, demokratik devletin kurulmasında, birlik, dirlik, toplumsal ve milletlerarası mutabakat ve vatandaşlar arasındaki barışın, Rusya ve Kafkasya’nın en iyi temsilcilerinin hayali olduğuna ve ülkemizde yaşayan tüm halkların refah ve gelişiminin teminatı olduğuna inanıyorum.


B.N. Yeltsin.

Rusya Federasyonu Devlet Başkanı

 


Adigey Cumhuriyeti Hase – Devlet Sovyeti (Konseyi)

KARAR


29 Nisan 1996 tarih ve No: 64-1 nolu

RUSYA FEDERASYONU FEDERAL MECLİSİ (PARLAMENTOSU) DEVLET DUMASINA MÜRACAAT HAKKINDA

 

Adigey Cumhuriyeti Hase – Devlet Sovyeti (Konseyi)

iş bu kararı kabul ediyor:

 

   1. Adigey Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın ve Adigey Cumhuriyeti Hase – Devlet Sovyeti’nin (Konseyi’nin), Rusya Federasyonu Federal Meclisi (Parlamentosu) Devlet Duması’na, Rusya-Kafkasya savaşı döneminde, Adige (Çerkes) halklarının maruz kaldıkları soykırım gerçeğinin resmen tanınması hakkındaki müracaatının kabul edilmesi.

 

   2. Bu müracaatın, Rusya Federasyonu Federal Meclisi (Parlamentosu) Devlet Dumasına gönderilmesi.

 

Е. SALOV

Adigey Cumhuriyeti Hase – Devlet Sovyeti (Konseyi) Başkanı

Adigey Cumhuriyeti Hase – Devlet Sovyeti’nin (Konseyi’nin) 29 Nisan 1996 tarih ve No: 64-1 nolu kararına İlave.

Adigey Cumhuriyeti Devlet Başkanı’nın

Adigey Cumhuriyeti Hase – Devlet Sovyeti’nin (Konseyi’nin)

Rusya Federasyonu Federal Meclisi (Parlamentosu) Devlet Dumasına,

Müracaatı

21 Mayıs 1994 tarihinde, Adige (Çerkes) halklarının tarihinde en trajik sayfalardan biri olan Kafkasya savaşının bitmesinin 130. yıldönümü anıldı. Bu tarihle ilgili, Rusya Federasyonu Devlet Başkanı B.N. Yeltsin, 18 Mayıs 1994 tarihinde Kafkasya halklarına hitaben yaptığı konuşmasında, onların kendi hürriyet ve bağımsızlıkları için sürdürdükleri mücadeleyi adaletli buldu. Bununla birlikte, XIX. asrın trajik olayları bize göre gerektiği şekilde değerlendirilmedi. Rus Çar Samoderjaviyasının hareketlerinden olan ve bir terim ile yani soykırım ile karakterize edilebilen ve ahalinin belli gruplarının ırkı, milleti (burada olduğu gibi) veya dini inançlarına göre katledilmesi, insanlığa karşı işlenen en ağır suçlardan biri idi. Halkın trajedisi, savaş dehşeti ile sınırlanmadı. Askeri harekatların arkasından devam eden ve Adige (Çerkes) halkının nüfusunun yüzde 90’ının sınır dışı edilmesi, soykırımın devamı idi. Çünkü, halkın kendi doğal hayat şartlarından uzakta kalması, Osmanlı İmparatorluğu topraklarına göç etmesi ve oradaki yeni yaşam şartları, zorunlu göç eden göçmenler arasında yeni kurbanların verilmesine sebep oldu. Görgü tanıkları, kendi gördüklerini büyük bir heyecan içinde anlatıyordu. Adigelerin (Çerkeslerin) şimdiki torunları, o yıllarda meydana gelen olayları anlayışla karşılıyorlar. Çünkü, Kafkasya toprakları, yüz binlerce dağlı için olduğu gibi, üst düzey hükümdarların özge menfaatleri için ölen yüz binlerce Rus askeri için de mezar oldu. Kafkasya ve Rusya’da, anaların gözleri yaşlı ve yürekleri acılı ve tesellisiz idi. Ancak, halk hatırasının böyle olayları silmeye gücü yetmez. Ayrıca, geçmiş senelerin trajedisi, vatandaşlarımızın kaderini etkiledi, onlar halen yurt dışında ve göçmen halk statüsünde yaşamaktadırlar. Onların kaderi, yaşadıkları ülkelerin hükümetlerinin dürüstlüğü ve tarihi gelişmelere bağlı olarak değişmektedir. Adige (Çerkes) göçmenlerinin his ve heyecanlarını biz çok daha iyi anlıyoruz, çünkü, milyonlarca Rusyalı vatandaşımız, kısa süre öncesinde öz vatanlarının dışında kalarak, kendi şeref ve onurlarının aşağılanmasından, vatandaşlık, siyasi ve kültürel haklarının kısıtlanmasından, milli ve dini inançlarından dolayı takip edilmelerinden rahatsız oluyorlardı.         Hümanizm prensipleri ve günahsız ölenlerin hatırasına saygımız, Adige (Çerkes) halklarına karşı Rus Çar Samoderjaviyası tarafından Kafkasya savaşı sırasında gerçekleştirilen soykırımın tanınması ve kınanmasını talep ediyor.  

Devletin yüksek temsil organı tarafından yapılan değerlendirme sonucunda, ilgili hukuki kararın kabul edilmesi, sürgün edilen göçmenlerin torunlarının hiçbir engelle karşılaşmadan kendi tarihi vatanlarına geri dönmeleri ve dönenlere devletin destek vermesi, Adige (Çerkes) halklarına nispeten tarihi adaletin yerine getirilmesi, politik ve etnik açıdan tek devlet olan Rusya Federasyonu’nun bir parçası olan Adigey Cumhuriyeti ile Rusya Federasyonu halkları arasında güven ve karşılıklı anlayışın güçlenmesine hizmet edecektir.

RSFSR Yüksek Sovyeti (Parlamentosu) malum olduğu gibi, 1991 yılında “Sürgün edilen halkların itibarlarının iade edilmesi hakkındaki” kanunu kabul etti ve Rusya’nın zorla sürgün edilen halkları, Karaçaylar, Almanlar, Çeçenler, Balkarlar ve diğer halklar, bu kanuna göre, kendi haklarının itibarlarının iade edilmesini talep etmeye başlayabilecekler. 

Rusya Federasyonu Federal Meclisi (Parlamentosu) Devlet Duması, Rus diasporasının desteklenmesine ilişkin kabul ettiği deklarasyonla, Rusya vatandaşlarına sahip çıkarak, vatanımız Rusya’da yaşayan halkları, kendi kaderleri ile baş başa bırakmadıklarını iyi niyeti ile gösterdi.

Ümit ediyoruz ki, Devlet Duması bizi çok iyi anlar ve çok çekmiş olan Adige (Çerkes) halkını ilgilendiren tarihi adaletin yerine getirilmesi için ilgili kararları alır.    

 A. Dcarimov

Adigey Cumhuriyeti Devlet Başkanı  

 

E. Salov

Adigey Cumhuriyeti Hase-Devlet Sovyeti (Konseyi) Başkanı

 

 

ABHAZYA CUMHURİYETİ PARLAMENTOSU-HALK MECLİSİ KARARI

‘‘Abhazların (Abaza) XIX. Asırda sınır dışı edilmesi kararı hakkında’’

 

Rusya İmparatorluğunun yüz yıllık sömürgeci (koloniyal) politikasının ürünü Rusya-Kafkasya savaşı, (1817 – 1867 yılları) ve ileriki dönemlerde Abhazya (Abaza) halkına, onun genetik fonuna onarılamaz zarar verdi.

Kendi ülkesinin hürriyeti ve bağımsızlığı için mücadele eden etnik Abhazların (Abaza) bir kısmı fiziki olarak katledildi, hayatta kalanların yüzde 80’i ise Osmanlı İmparatorluğu’na sürgün edildi.   

Savaş neticesinde, defalarca düzenlenen saldırılar sonucunda, Abhazların (Abaza) kendi tarihi vatanlarından sürgün edilmesinden (kovulmasından) sonra, Merkezi ve kuzey-batı Abhazya tamamen boşaltılmıştı; burada yaşayan etnik gruplar ve topraklara göre yaşayan toplumlar Sadzlar, Ahçipsular, Abjuvalar, Tsvidlar, Pshöler, Gumlar, Tsaballar, Dallar ve diğerleri…

Ayrıca, Hosta ve Şahe nehirleri arasındaki topraklarda yaşayan ve Abhazların (Abaza) yakın akrabaları olan Ubıhlar ve Kuzey Kafkasya’da yaşayan Abhazlar (Abaza)lar,

Abhazya’da ayrı etnik gruplar olarak Bzıblar, Absular ve Samurzakanlar, Kuzey Kafkasya’da-Tapanta ve Aşharualar da.

XIX. asırda sınırdışı edilen 300 binden fazla Abhaz (Abaza), bugünkü uluslararası hukuka göre, mülteci sayılıyorlar.

Sürgün edilen ahali, çok büyük felaket ve acılar yaşadı. On binlerce insan açlık, soğuk ve bulaşıcı hastalıklardan öldü. Rus Çarı, sürgün edilen Abhazları (Abaza) asılsız nedenlerle ‘‘hainlikle’’ suçladı. Onlara vatanlarına dönmeleri için izin verilmedi. Binlerce Abhaz, tüm zorlukları aşarak, Türkiye’den, Abhazya sahillerine yaklaştılar ancak yerel yöneticiler onları geri gönderdi. Abhazya’da kalan Abazalar ise “suçlu” ve ülkenin “geçici” ahalisi ilan edildi. Onlara, Abhazya’nın merkezi ve sahil boylarına yerleşme izni vermediler. Ve küçük bir hükümet karşıtı çıkışlarına karşı onların tümünü sürgün etmekle tehdit ettiler.  

Ancak, Rusya hakimiyeti, 1907 yılında Abazalardan, onların milli onurlarını kırıcı “suçlu” ve ülkenin “geçici” ahalisi damgalarını kaldırdı. Ancak, ne Rus Çarı, ne Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti’nin Menşevik rejimi (1918-1921 yılları) ve ne Sovyet Gürcistanı’nın hakimiyeti, ne SSCB Hükümeti, Abhazların vatanlarına geri dönüş problemini çözmediler. Abhazların (Abaza) diaspora temsilcileri, adı geçen devletlerin hükümetlerine, tarihi vatanlarına geri dönmeleri hususunda, çok sayıda bireysel ve kolektif müracaatlar yaptılar. Ancak, hiçbir cevap alamadılar.      

Gürcistan hakimiyeti ve onların Kremlindeki hamileri, aynı zamanda Gürcistan’dan Gürcüleri Abhazya’ya toplu olarak yerleştirmek için maksatlı kompleks tedbirleri alıyor ve Abhazya’da, kendi tarihi vatanlarında yaşayan Abhazları da asimile etmeye çalışıyorlardı.

Bugün, Abhazya Cumhuriyeti hükümetine, tarihi vatanına dönmek ve ana dilini, milli kültürünü, gelenekleri ve etnik kimliğini korumak için dilekçe veren diasporadaki 4 binden fazla Abhazyalı, hükümetten bu konuda bir karar vermesini bekliyor.  

XIX.asırda meydana gelen ve Abhazları (Abaza) felakete sürükleyen olaylarla ilgili  tarihi ve siyasi–hukuki değerlendirmelere göre, Abhazya Cumhuriyeti’nin Halk Meclisi iş bu kararı kabul etti:

 

1. XIX. asırda Abhazların (Abaza) toplu olarak katledilmesi ve daha sonra Osmanlı İmparatorluğuna sürgün edilmesi, soykırım ve insanlığa karşı işlenen ağır suçtur.

 

2. 28 Temmuz 1951 tarihli BM Teşkilatı Genel Asamblesi Konvensiyasına göre, XIX. asırda sürgün edilen Abhazlar (Abaza) mülteci kabul edilsin.

 

3. XIX. asırda sürgün edilen Abhazların (Abaza) torunlarına, gönüllü ve hiçbir engelle karşılaşmadan kendi tarihi vatanlarına geri dönme hakkı verilsin.   

 

4. BMT, AGİT, BDT, diğer uluslararası teşkilatlara, Rusya İmparatorluğunun ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin varisi olan Rusya devletine, XIX. asırda sürgün edilen Abhazların (Abaza) torunlarına, gönüllü ve hiçbir engelle karşılaşmadan, kendi tarihi vatanlarına geri dönme ve entegrasyon hakkı verilmesi ve gereken siyasi, maddi ve hümaniter yardımların yapılması için müracaat edilsin.

 

5. Halk Meclisi’ne bağlı, Kanunlar Komitesi ve Uluslararası ilişkiler ve Vatandaşlarla İlişkiler Komisyonuna, Abhazların (Abaza) planlı bir şekilde geri dönmeleri için kanun tasarılarının hazırlanması talimatının verilmesi.

 

6. Abhazya Cumhuriyeti Devlet Başkanı’na ve Bakanlar Sovyeti’ne (Kuruluna) ülkenin iç ve dış politikasının esas yönlerini belirleme ve uygulama sürecinde, XIX. asırda sürgün edilen Abhaz mültecilerin torunlarının geri dönmelerinin devlet nezdindeki öneminin vurgulanması, yurt dışındaki Abhazların (Abaza) kendi tarihi vatanlarına geri dönme programlarının kabul edilmesi ve entegrasyonlarının sağlanmasının teklif edilmesi. 

 

7. Cumhuriyet’in ve yerel organların tüm devlet yöneticilerine, siyasi partilere, sivil toplum kuruluşlarına, ekonomik ve ticari kuruluşlara, Abhazların (Abaza) kendi tarihi vatanlarına geri dönmeleri için gereken siyasi, manevi – psikolojik ve maddi yardım edilmesi için müracaat edilmesi. 

 

8. Karar, basında, radyo ve televizyonda yayınlansın.

 

S. Dcindcoliya.  

Abhazya Cumhuriyeti’nin Halk Meclisi Parlamentosu Başkanı

Suhum / 15 Ekim 1997.

ÇERKES HALKINA KARŞI, RUSYA İMPARATORLUĞU TARAFINDAN GERÇEKLEŞTİRİLEN SOYKIRIMIN, GÜRCİSTAN PARLAMENTOSU TARAFINDAN TANINMASI HAKKINDAKİ KARAR

 

Rusya’nın siyasi ve askeri yönetimi tarafından, Kafkasya’da 1763–1864 yılları arasında uygulanan sömürgeci (koloniyal) politika sonucunda, Çerkes topraklarının etnik olarak temizlenmesi önceden planlanmış ve gerçekleştirilmiş, bu topraklara maksatlı olarak diğer etnik gruplar yerleştirilmişti.

-  Defalarca gerçekleştirilen ceza ve askeri seferler sonucunda, Çerkeslerin yüzde 90’ı fiziki olarak kendi vatanlarından sürgün edildi veya öldürüldü.

 

-    Rusya’nın çok sayıdaki resmi dokümanlarına göre, Kafkasya savaşındaki, Rusya askeri birliklerinin agresif faaliyetlerinden biri, suni açlığın ve bulaşıcı hastalıkların sivil ahali arasında oluşturulması idi. Açlık ve hastalığın amacı Çerkeslerin fiziki olarak imha edilmesi idi;

 

-  Kabarday-Balkar Cumhuriyeti Yüksek Sovyeti’nin (Parlamentosu) Şubat 1992 tarih ve №: 977 XII V nolu, “Rusya-Kafkasya savaşı sırasında, Adigelere (Çerkeslere) karşı rezilce işlenen soykırım gerçeği hakkındaki” kararına ve bu savaşın tarihi, hukuki ve siyasi değerlendirilmesine göre,

Gürcistan Parlamentosu iş bu kararı kabul ediyor: 

 1. Rusya-Kafkasya savaşı sırasında, Çerkeslerin (Adigelerin) toplu olarak katledilmesi ve onların tarihi vatanlarından şiddet kullanılarak sürgün edilmesinin (kovulmasının), “Karada sürdürülen savaşların kanun ve gelenekleri hakkındaki konvansiyon (antlaşma)” (Gaaga, 18 Ekim 1907) esaslarına ve “Soykırım suçunun önlenmesi ve cezalandırılması hakkındaki konvansiyon (antlaşma)” (BMT, 9 Aralık 1948) esaslarına göre, soykırım olarak tanınmasını kabul ediyor;    

 2. Rusya-Kafkasya savaşı sırasında ve daha sonraki dönemlerde sürgün edilen (kovulan) Çerkeslerin (Adigelerin) “Mültecilerin statüsü hakkındaki konvansiyon (antlaşma)” (BMT, 28 Temmuz 1951) esaslarına göre, mülteci olarak tanınmasını kabul ediyor. 


























Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.