Arama

Gayya - ya da Bir Denizden Diğerine


 MURAT ATRIŞBA

Kafkasya’nın dağlı halklarının, yeryüzünde boynunu eğmeden, itilip kakılmadan, kırımlardan geçirilmeden, insan onuruyla, özgürce, hayatına dair her alanda kendi iradesiyle varolmasının yolunun; bu halkların kültürel, ruhsal ve tarihi ortaklaşmalarının tezahürüyle, günün şartlarının şekillendirdiği bir biçim/model çerçevesinde politik birlik ve dayanışma içerisinde olması gerektiğine inanan her Kafkasyalıya “Birleşik Kafkasyacı” denir.

Tarih şuuruna sahip, bağlı olduğu davanın köklerinin nereye uzandığını ve hangi badirelerden, nasıl geçtiğini bilen her Birleşik Kafkasyacı ise bilir ki, sahip olduğu ömrü süresince ortaya koyacağı pratik, nesillere uzanan bir bağımsızlık mücadelesi içerisinde zincirin ancak bir halkasıdır. Milli sorumluluklarından yüz çevirmeden yaşamış olma onurunu, selefin şerefini paylaşmanın bedeli, omuzdaki bu uzun yolculuğun yükünü, eldeki bayrağı doruklara dikme şartıyla değil, bir sonrakine layıkıyla, devraldığı gibi devretme bilinciyle taşımaktır.

Kasım 1991 yılında Severnıy Kavkaz (Kuzey Kafkasya) gazetesinde yayınlanan bir röportajda, Kafkas Halkları Konfederasyonu (KHK) lideri (Adige) Musa Şenibe’ye, neden KHK’nın Sohum’ da (Abhazya) toplanan ilk kongresine resmen 3. Kongre denildiğini, birinci ve ikinci kongrelerin ne zaman yapıldığını sorduklarında Şenibe, birinci ve ikinci kongrelerin 1917’de Vladikavkaz (Osetya) ve Andi’de (Dağıstan) yapıldığını söyler.30 Eylül 1994 Sohum-Bağımsızlık günü kutlamalarından bir kare

Ona bu sözleri söyleten, sahip oldukları ömürleri süresince ortaya koydukları pratiğin, nesillere uzanan bir bağımsızlık mücadelesi içerisinde zincirin ancak bir halkası olduğunu bilerek ellerindeki yedi yıldızlı bayrağı bir sonrakine şerefle teslim edenlerdir.

70 yıllık koca bir Sovyet tecrübesi yaşandı ama merkezi Rus iktidarındaki zayıflama ile birlikte Kafkasya’nın dağlı halkları ortalarına bir mıknatıs bırakılmışçasına yüzlerini birbirlerine döndüler.  1918 yılında yukarıda bahsi geçen iki kongre ve sayısız toplantının ardından kuruluşu ilan edilen Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nin (KKC) mirasçısı, temelleri 1989’da atılan Kafkas Halkları Konfederasyonu oldu.

Pek çok kez tekrarladığımız gibi, Kafkasya’da şafak tekrar sökecek ve tarih bize hak ettiğimiz üçüncü şansı verecektir. Rengi ne olursa olsun, bize cellat olmaktan başka bir role bürünmemiş, bürünememiş Rus iktidarı elbet çökecektir. O gün, geçmiş fırsatların acı tecrübesinden dersimizi aldığımız ölçüde kendi yurdumuzda özgür irademizi tesis edebileceğiz.

Kaytuko Arslanbek’ten, İmam Mansur’dan bugüne, Rus Çarının generallerine yazdıkları mektuplarında Hazar’dan Karadeniz’e diyerek vatan sınırlarını çizen,  1839’da Şapsığ topraklarında “iki deniz arasını bir vatan” ilan eden Çerkesya’nın savaşçı kumandanlarından bugüne, halklarımızın bağımsızlık mücadelesinin karakteri ve iskeleti budur. Bu dava, her fırsatta o görünmez mıknatısla yüzlerini birbirlerine dönenlerin, özgür iradenin tesisi yolunda omuz omuza verenlerin mücadelesidir. Ötesi; düşmanın olanca ağırlığıyla boğazımıza çöktüğü zulüm yıllarında varlığına büyük bir sevinçle müsaade ettiği sapmalardan ibarettir.

Birleşik Kafkasya hareketi, günümüzde web siteleri kapansa veya Facebook hesaplarını dondursalar, hiç var olmamışçasına yeryüzünden kaybolacak, aslında bir yokluktan ibaret olan bu sapmaların yakıştırmalarından münezzehtir. Birleşik Kafkasya hareketinin, elbette günümüzde ve geçmişte eksikleri, yanlışları da vardır ve işte zaten bunlar ders alınacak olan o acı tecrübelerdir. Fakat bunların muhasebesi, iyi niyetten yoksun şekilde Türkçü, Turancı, vatana dönüş karşıtı, Rus düşmanı, dinci vesaire gibi iftiraların sahibi, problemli kişilikleriyle hayatlarına anlam katmak adına bir gayenin sözde takipçisi görünümündeki müfterilerin işi Abhazya direnişinde KHK savaşçısı Turpal Ali Atgeriyev (BK bayrağının arkasında solda) silah arkadaşlarıyladeğildir. 

“21 Mayıs”ları bize kazandıran, tarihimizde ilk kez ve soykırımdır diyerek anıp, ilan eden KHK’nın Türkiye’deki temsilciliğini yapmış olan İstanbul Birleşik Kafkasya Derneği (İBKD) eski başkanı Naptsoko Nail Sönmez’e görünürde sessiz kaldığı yıllarında bir gün, neden takma isimle yazdığını sormuştum. Bana, “Bir gün ülkeme dönemeyeceğimi bilerek yaşayamam, eğer gerçek adımla yazarsam buna müsaade etmezler” demişti. Köksüz, savruk bir sapmanın türedi, sahte kahramanı değil, Birleşik Kafkasya idealinin tarih şuuruna sahip bir ferdi, thamadesi olan Naptsoko Nail, yurduna geri döndü ama kendisi için kimin tehdit olduğunu bilen Rus iktidarı onun ülkesindeki varlığına sevinçle müsaade etmedi.

Ülkemi, yurdumun Abhazyasını ilk kez 2001 yılının Temmuz ayında 16 yaşında görebildim. O dönem ambargo sebebiyle sadece kaçak yollarla, yük gemileriyle ulaşılabiliyordu. Gideceğimi haber verdiğim İBKD’den Düzceİmam Mansurli Adige bir büyüğüm telefonda kelimesi kelimesine “Murat, seni orda Çerkeskalı atlılar karşılamayacak, belki göreceğin bazı şeylere üzüleceksin. Ama sakın unutma, bizim başka vatanımız yok, çöl de olsa, cennet de olsa orası bizim vatanımızdır” demişti. Bu idealin sahiplerinin dönüş karşıtı olduklarını söylüyorlardı. Perdeleri açınca karşısında Fatih Camii görünen derneğin, bir duvarını boydan boya cami resmi ile kaplatarak nasıl İslamcı, şeriatçı bir dernek olduğunu da söylüyorlardı. Duvarlarında tarih şuurunun tezahürü olarak liderlerin resimlerinin yer aldığı ama tek bir Türk bayrağı veya Atatürk resmi bulunmayan, Türkiye’de Kafkasya’ya yönelik faaliyetleri sebebiyle polisin baskın yaptığı tek derneğin Türkçü bir yapı olduğunu da söylüyorlardı. Tabi ki Türk ve Türkiye düşmanı değildi(k), sadece kimliğimize dair tutumumuz saf, katışıksız ve kesindi.

Kesinlikle BirleşCahar Dudayevik Kafkasya hareketinin kitleselleşme ve kendini ifade etme hususunda büyük eksikleri vardı ve hala var. Fakat bu kadarı da, gerçeği aramaktan kaçınanların apaçık kara propagandasıydı. Bu kara propaganda hala devam ediyor, bundan sonra da devam edecek.

Müslüman, Hristiyan, ateist de olsalar, İslamcı, milliyei veya sosyalist de olsalar herşeyden önce yurtlarının özgürlüğünü önceleyen ve Türkçe de bilmeyen Kafkasyalıların 1918 hareketini,

Osmanlı Devleti’nin, Enver Paşa’nın Turan birliği planlarının parçası gibi gösterebilirler. Kısa ömürlü Cumhuriyetin hiçbir tutanağında buna dair bir iz olmasa da, hiçbir lideri bu yönde bir beyanda bulunmamış olsa da, Cumhuriyetin ilanına giden yolda yapılan kongrelerde değil Osmanlı Devleti’nin temsilcileri veya ajanları veya yetkilileri –her ne ise- diaspora temsilcileri dahi yok iken Cumhuriyetin Osmanlının bir projesi olduğunu da ileri sürebilirler. Mondros Anlaşması ile silah bırakmak zorunda kalan Azerbaycan’daki Kafkas İslam Ordusu’ndan ayrılan ve KKC ordusuna katılan subayları iftiralarına alet edebilirler. Oysa mesela, bu subayların en başındaki, emrindeki 20 bin kişiyle bir dönem KKC Başkomutanı olan Kazım Kapba’nın kendini Kafkasya’nın özgürlüğüne adamış Adapazarlı bir Abaza olduğu gerçeğine gözlerini kaparlar. Osmanlı Devleti’nin yüksek ve önemli noktalarında yer tutmuş olan, vatansever diaspora mensubu subay ve bürokratların etkin lobi faaliyetleriyle desteğini arkalarına aldıkları ama bizzat kendi canlarıyla yola koyuldukları bu dönem ancak ve ancak örnek alınması gereken bir başarının hikayesidir. Keşke diasporada farklı farklı ülkelerde siyasette, bürokraside, orduda yer bulan günümüz Kafkasyalıları da bulundukları mevkilerde İsmail Berkok’tan, Met Yusuf İzzet’ten, Kazım Kapba’dan izler taşıyabilseler.

Sosyalist Oset Diplomat Ali Han Kantemirİkinci Dünya Savaşına giden yıllarda, 1918 Cumhuriyetinin Avrupa’daki sürgün siyasi kadroları bulundukları ülkelerde örgütlenerek siyasi mücadelelerini sürdürmüşler ve daha sonrasında da Cumhuriyet Türkiyesi dahil pek çok yerde ilk diaspora örgütlenmelerinin temelini atmışlardır. Bu süreçte bağımsızlık hareketi ittifaklar kurmak için çaba sarf etmiştir. Bununla beraber piyonlaştırılmaya müsait olmadıklarını açıkça da ortaya koymuşlardır.

Örneğin, Alman Nazi liderliğinin, çok uzun bir geçmişe sahip olan Avrupa’daki mülteci hareketine biçtikleri rol tartışma konusuydu ve Alman iktidarının Kafkasya’ya yönelik bu ilgisi, kayıtsız şartsız bağımsızlık yanlısı olan ve milli çıkarları önceleyen bu yurtsever liderlerce zamanla sorgulanır olmuştu. 1941 yılının Ağustos ayında “Kafkasya Raporu” adlı bir rapor hazırlayarak Ostministerium’a veren KKC eski liderlerinden sosyalist Ali Han Kantemir (Oset) bu raporunda, “Kafkasya’nın kurtuluşu bir sömürgecinin yerini diğerinin alması anlamına gelecekse, Kafkasyalılar bunu kurtuluş savaşlarının yeni bir aşaması olarak kabul edeceklerdir” diyordu.

Birleşik Kafkasya hareketi, yurdunu yalnızca Rus emperyalizminden değil, Şehit Bahadır Abağba özgür iradeyi örseleyecek yayılmacı hesapların kime ait olduğuna bakmaksızın her türlü emperyalist tasalluttan kurtarmak için mücadele eden tek anti-emperyalist harekettir.

Abhazya’nın Gürcü işgaline karşı verdiği özgürlük savaşında Abhazya halkının iradesinden sonraki tek, TEK, TEK etken olan KHK silahlı birliklerinin bir mensubu olan ve bizzat Ardzınba’nın görevlendirmesiyle silah ve mühimmat temini görevlerini, cephede ön saflardaki görevleri gibi başarıyla yerine getirmiş ve devam eden yıllarda Çeçenistan’ın bağımsızlık hareketinde lider kadrosunda yer almış Çeçen bir gaziye, KHK silahlı birliklerinde yer alan gönüllülerden Oset topraklarında öne çıkan ismin kim olduğunu sorduğumda bana Valeri Hubulov’dan bahsetmişti. Üstünden uzun bir zaman geçtikten sonra, yine beraberken bir an aklıma geldi ve 1998 yılında Rus istihbaratının bir operasyonu sonucu şehit edilen Valeri Hubulov’un Hristiyan mı, Müslüman mı yoksa ateist mi olduğunu sordum. DSimon Basarya ve savaşçılarıindar bir Çeçen olan ve Hubulov’dan hayranlıkla bahseden bu kişi düşündü ama hatırlayamadı. Hiç sormamıştı. Abhazya’da omuz omuza savaşmışlardı, Rus iktidarının tuzağı Oset-İnguş çatışmasının son bulması için beraber çaba göstermişlerdi ama neye inandıkları veya inanmadıklarını hiç konuşmamışlardı.

Size Birleşik Kafkasya hareketinin, Kafkasya’daki her bir halkı asimile etmeyi ve farklılıklardan arınmış tek bir ulus haline getirmeyi hedeflediğini de söylKHK gönüllü savaşçısı Navurjan İbrahimeyeceklerdir. Bunun pratikteki imkânsızlığı bir yana, böyle bir niyet, görüş hiçbir zaman BK hareketinin genel yönelimi olmamıştır. Ancak güçlü parçalar, güçlü bir bütün oluşturabilir. Güçlü bir Abhazya, güçlü bir Çeçenistan, güçlü bir Çerkesya… olmadan güçlü bir Kuzey Kafkasya asla olmayacaktır. Aksi sesler yükselmeden önce, KKC ikinci Cumhurbaşkanı Pşımaho Kosok’u (Adige) dinleyin:

“Mutluluğa ve refaha, ancak ve ancak özgür halkların özgür birliğiyle ulaşabiliriz. Her halk kendi yaşam düzenini, kendi özgün kültürü ve milli kimliğine uygun bir şekilde kurabilmelidir ve bu hakkı engellenemez. Fakat bu, komşularından bir Çin seddiyle ayrılma anlamına da gelmez.” 11 Mayıs 1919

Size yedi yıldızlı bayrağımızın diğer bayraklarımızı silikleştirdiğini, Kuzey Kafkasyalı olmanın Adigeliği, Çeçenliği, Abazalığı, Osetliği zayıflattığını, yok ettiğini söyleyecekler. Sorun onlara; “Hanginiz Gandergnoy Medet’den, Hamzat Hankarov’dan daha Çeçensiniz? Hanginiz Navurjan İbrahim’den, Pşımaho Kosok’tan, Hanuko Bore’den, Yusuf Suad Neguç’tan daha Adigesiniz? Hanginiz Simon Basarya’dan, Abağba Bahadır’dan daha Abazasınız? Hanginiz Ali Han Kantemir’den, Ahmet Tsalıkatı’dan, Valeri Hubulov’dan, Balo Bilatti’den daha Osetsiniz?” 

Bu yazının amacı, atılan iftiralara tek tek karşılık vermek, defansif bir biçimde açıklama yapmak değildir. Zira her bir konu için ayrı ayrı pek çok yazı ile gerçekler dile getirilse yeridir. Amaç bir uyarıda bulunmak ve bir düstur ortaya koymaktır. Şu unutulmasın ki, bir Birleşik Kafkasyacının hasmı, yeryüzündeki varlığı kotasız internetinin çekim gücüne bağlı köksüz, türedi sapmalar değildir. İftiraları, yakıştırmaları, kara propagandaları ayyuka da çıksa bizim muarızımız, yurdumuza musallat olmuş Rus emperyalizmidir. Ötesini muhatap almak, polemikler üzerinden var olmak isteyenlere, var olduklarına dair sanal sanrıları güçlendirmek isteyenlere hizmet eder. DoğrYusuf Suad Neguçu bildiğimizi dile getirecek, tarihimizi, hafızamızı, topraklarımızı savunur gibi savunacağız ama muhatabımızı, gözlerinin içine bakmak için ayak parmaklarımıza eğilmek zorunda bırakmayacaklardan seçeceğiz.

Bu saldırılar sizi üzmesin, yormasın, yıpratmasın. Zira saldırının böylesiyle üzülme, yorulma, yıpranma hakkına sahip değilsiniz. Geriye dönüp baktığınızda, sizden öncekilerin nelere göğüs gerdiklerini göreceksiniz, sonra da inançlarınızı, hafızanızı sarsabileceğini sananlara gülüp geçeceksiniz.

Göreceğiniz;

Shlisselburg’da baş eğmeyen İmam Mansur’dur,

Atının üstüPşımaho Kosoknde cephe hattının en önünde bir devlet başkanı, Pşımaho Kosok’tur,

Sovyet zindanlarında kurşuna dizilen yiğit savaşçı Simon Basarya’dır,

Yetmiş yaşında ÇEKA’nın karşısında dimdik ölüme yürüyen Gotsalı Necmeddin’dir,

Şapsığ topraklarında Bolşeviklerin gözlerinin içine baka baka “Çerkeslerin soykırımla gaspedilen haklarına ancak bağımsız bir Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti’nde kavuşabileceklerini ve sürgün edilenlerin bu şekilde vatanlarına dönebileceklerini” haykıran Düzceli şehit öğretmen Yusuf Suad Neguç’tur,

  Yekaterinburg’da “hayattan ve savaştan onursuz çıkmayan”  Turpal Ali Atgeriyev’dir,

“MücadelemKazım Kapiz tüm Kuzey Kafkasya bağımsız olana dek sürecektir” diyen Abağba Bahadır’dır,

“Kuzey Kafkasya’da hiçbir halk tek başına bağımsız olamaz” diyen Stanislav Lakoba’dır,

Abhazya için toprağa düşmüş, Konfederasyon savaşçılarının marşının yazarı Rus şehit Aleksandr Bardodım’dır,

“Rus emperyalizmine boyun eğmek kader değildir. Kuzey Kafkasyalıların birlik ve özgürlük gibi doğal ve siyasi hakları vardır. Bu talepler gündeme getirilmedikçe Kuzey Kafkasyalılar günden güne yok olacaklardır. Çünkü bu düzen emperyalizmin düzenidir” diyen Cahar Dudayev’dir,

Valeri Hubalov1991 yılında Şapsığ Kongresinde, Kazakların ve Rusların karşısında “Ey Şapsığlar artık 10 bin kişi değil beş milyonsunuz” diyen KHK ikinci başkanı şehit Yusup Soslanbek’tir,

Maykop’ta Rus kuklasının karşısında KHK başkan yardımcısı şehit Huade Adam, Nalçik’te Maria heykelinin tepesinde bir bomba, şehit Navurjan İbrahim’dir,

Ailesine bıraktığı mektupta “Ölsem de üzülmeyin, artık vatanımdayım” diyen Abhazya için toprağa düşmüş Suriyeli şehit Tsey Ğassan’dır,

Şehadetinden bir ay önce “Uğruna mücadele ettiğin insanlar arkandan konuşacak, yalnız bırakacak, kuyunu kazacaklar ama sen inandığın yolda sarsılmadan, dimdik yürüyeceksin. Dava Şehit Gotsalı Necmeddin ve savaşçılarıadamlığı bunu gerektirir” diyen, son nefesine dek sözlerine sadık yaşamış Gandergnoy Medet’tir!

Ve binlercesi, binlercesidir.

Bugün için BK hareketi yenilmiş, dağılmış, tüm maddi ve manevi varlığı parçalanmış gözükebilir. Düşmanlarımız ve ancak ayak parmaklarımızla bakışacakların sevinecekleri bir şey söyleyeyim: sizin dışardan gördüğünüzden daha da ağırdır durum. Fakat sizi kahredecek bir başka şey daha söyleyeyim; işgal edemeyeceğiniz en kutsal toprak parçası zihnimiz, hafızamız, ilk günkü berraklığındadır. Bize üçüncü şansı sunduğunda tarih, devasa bir yükün altında kalacak olan o neslin ayakları, bayrağı devreden her nesil gibi, işte o toprak üzerinde sarsılmadan duracaktır.

“(…) Ve biz bildik,

esaret yattığında pusuya

omuz vereni

omzumuza,

sarsılmaz bir saftır, tutmuşuz,

uzanır bir denizden diğerine…

 Ve bilinmelidir…

 Her yeni gün asi güneşler doğacak,

Başka başka yüreklere,

ve kıtlık yüzlü düşmanı

unutturmayacak sözlerimiz,

ve hayat bulacak dilden dile

geçmişe savrulan kayıp seslerimiz,

ve de yol yol uzanacak bedenlerimiz,

bayraklarımızın dalgalandığı günlere,

o kutsal aşkı

taşıyacak ellerimiz,

kurtuluşu inşa edeceklere!” Gayya ―ya da bir denizden diğerine, 2006


Murat Atrışba

15.06.2015








Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.