Arama

İllüzyon
Erol Karayel
 
Arşivimi karıştırırken, Çeçenistan’la ilgili geçmişte yapılan bir toplantının sonuç bildirgesi geçti elime. BM (Birleşmiş Milletler)’e çağrıda bulunularak, mealen, “bu mezalime el koyun” deniliyor bildirgenin final cümlesinde.
...

Ne desem? Zavallılığımıza içim burkuldu.

Yanlış anlaşılmasın, çağrıda bulunanların samimiyetinden hiçbir şüphem yok. Bugün önüme koyulsa, ben de o bildirgenin altına imzamı atarım. Biliyorum ki o bildirgeyi hazırlayanlar gözlerinin önünde sürüp giden bu soykırıma dur diyecek bir merci arayışındalar. Can havliyle sarıldıkları uluslararası toplumun bu en büyük örgütünü, vicdanını kanatarak harekete geçirmeye çalışıyorlar.

Hey-hat ki yanlış kapıdalar.

Çünkü zihinlerde yer ettiği şekilde BM diye bir teşkilat yok gerçek dünyada.

O bir sanrı.

Yani, var sayılan ama gerçekte olmayan bir örgüt BM.

Başka bir deyişle sadece bir illüzyon.

......

Sözlerimi garipseyecekler için biraz açmak istiyorum:

60 yıl önce kurulan ve bugün 176 ülkenin üye olduğu Birleşmiş Milletler Teşkilatı, her ne kadar amacını "uluslararası barış ve güvenliği sürdürmek, iyi ilişkileri pekiştirmek, insanlık sorunlarının çözümünde, temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesinde birlikte çalışmalar yapmak(...)" olarak deklare etmişse de, gerçek işlevi emperyalist güçlere maşalık etmek, bir avuç sömürgeci devletin menfaatlerini korumaktır.

Enformatik bombardımanla formatlanan zihinlerimizdeki BM Teşkilatı ile gerçek dünyadaki BM Teşkilatı arasında büyük farklar var.

Bir kere teşkilatın kendisine seçtiği isim ciddi bir paradoks içermektedir. Birleşmiş Milletler Teşkilatı, isminde zikredildiği gibi "milletlerin" bir araya gelerek oluşturduğu bir örgüt değil, "devletlerin" bir araya gelerek oluşturdukları bir örgüttür.

Dolayısıyla, devleti olmayan veya devleti olsa da tanınmamış hiçbir millet bu kurumda temsil edilmemektedir.

Bunu bir kere bir kenara not etmek lazım.

Sonra, BM de, AGİT benzeri diğer uluslararası örgütler de –belki bir kaçı istisna- emperyalist ülkelerce kurulan mevcut sömürgeci statüyü devam ettirmek misyonundaki kuruluşlardır. Tamamıyla bu emperyalist hedeflere yönelik olarak tasarlanmış ve hayata geçirilmişlerdir.

.....
Örneğin AGİT...

Bu teşkilatın dayattığı "sınırların değişmezliği ilkesi", milli devletini kurmak isteyen ulusların önüne çıkarılan en büyük engellerden biridir. Bu ilkenin dayatılmasındaki gaye, toprakları gasp edilen ulusların, sömürgeci devletlerin boyunduruğundan çıkmasına mani olmaktır. Nitekim, Çeçen ve Abhazlar'ın bağımsızlık mücadeleleri akamete uğratılmaya çalışılırken, duruma üçüncü dereceden müdahil olan kurum ve devletlerin "... toprak bütünlüğüne saygılıyız" şeklinde bir tarafın taleplerini baştan reddeden cümleler kurmasına işte bu ilke anaçlık etmektedir...

Sebep-sonuç ilişkisi kurarak değerlendirdiğimizde, bu örgüt hakkında verebileceğimiz hüküm, 'sömürgeci ülkelerin maşası' olduğu yönündedir.

...

BM için de durum farklı değil.

BM Güvenlik Konseyi Daimi Üyesi sıfatı taşıyan ve veto yetkisi bulunan 5 sömürgeci ülkenin alınacak kararlarda mutlak belirleyici konumunda olmaları, 'devletler çetesini' ele veren ve gizlenmesi mümkün olmayan en önemli ip ucudur.

Yani, 176 üye ülkeden 150'si bir araya gelip BM Güvenlik Konseyi'ne ortak bir tasarı sunsa, bu 5 daimi üyeden birisi de çıkıp bu tasarıyı veto etse tasarı direkt gündemden düşmektedir.

Tevfik Fikret'in "Kanun diye, kanun diye kanunu tepelediler" demesi gibi; "uluslararası barış ve güvenlik", "insanlık sorunları", "temel hak ve özgürlüklerin geliştirilmesi için çalışma" v.s. diye diye bütün mukaddes kavramların ırzına geçip, hepsini tepelediler.

Yugoslavya'da, Kosova'da yaptıkları hayır gibi görünen işler hiç birimizi yanıltmamalıdır. Bunların hepsi bu sömürgeci ülkelerin kendi menfaatleri için, kendi asayiş ve güvenliklerini temin etmek için yapılmış operasyonlar ve girişimlerdir.

Değişik bölgelere sundukları insani yardım, barış gücü v.s. gibi "hizmetler" de, gerçek amaçlarını maskelemek, 'efendi' konumlarını devam ettirebilmek için dağıttıkları uluslararası rüşvetlerdir. Nitekim, nimetlerin adaletli bir şekilde paylaşılmadığı bir dünyada bu rüşvetler pek ala göz boyuyor ve şimdilik işlerini görüyor.

Kendi menfaatleri için müdahale ediyorlar diyorum; çünkü, Kosova'daki zulme müdahale ederlerken, Kosova'yla aynı statü ve konuma sahip Çeçenistan'da olanlara seyirci kalmalarını başka türlü izah edemeyiz.

Kendileri de edemez.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı bugünkü tasarımıyla, adaleti sağlayan, insanlığa barış ve huzur getirmeye çalışan bir kuruluş değil; gerçek manasıyla bir "sömürgeci devletler kulübü"dür.

Yazının başında 'yüreğim burkuldu' dememin sebebi işte bu.

Anamızı ağlatan zalim kadıyı, yine kendine şikayet edip, bir de adalet bekliyoruz.

Bu yaman paradoks karşısında yüreğiniz burkulmaz mı?

Çeçenistan için imdat istediğimiz BM'de, veto yetkisine sahip 5 ülkeden birisidir Rusya.

Yani şu küçücük Çeçenistan'da taş taş üstünde bırakmayan, ülke nüfusunun dörtte birini katleden, kalan nüfusunu da çil yavrusu gibi dağıtan Rusya...

Rusya'nın daimi üye olduğu ve veto yetkisi bulunduğu bir genel kuruldan vicdanların sesine yansıtacak bir karar çıkması mümkün mü?

Elbette ki değil.
...

Örnekler çoğaltılabilir ama gerek yok.

Bütün bunları, öncelikle, yaşadığı dünyayı tanımayıp, hayal dünyasında gezinenleri uyandırabilmek için dile getiriyorum.

Varalım bundan sonra da bildirgelerimizde bu kurumlara çağrıda bulunup, -adet üzere- imdada davet edelim...

Ama bilelim...

Bilelim onlardan sadra şifa bir şey gelmeyeceğini.

Bilelim ve ona göre tedbirimizi alalım.

Benim önerim, dümenini bu eli kanlı devletlerin kontrol ettiği bu kurumlardan medet ummak yerine, alternatif yapılarla işbirliğini önemseyerek yola devam edelim.

Şimdilik tavsiyelerde bulunmaktan öte bir yaptırım gücü olmasa da, UNPO (Temsil Edilmeyen Milletler Teşkilatı) gibi kurumlar bize ve milli davamıza daha yakındır. Onların aktivitelerine katılınmalı, duyurularına destek verilerek güç kazanmalarına katkıda bulunulmalıdır.

Benzer statülere sahip bütün topluluklar ve onların örgütleriyle dayanışma içinde bulunalım.

Dünyanın vicdan sahibi insanlarına yönelip, onların kurdukları örgütlerle işbirliklerimizi geliştirelim.

Devleti küçülten, bireyleri ve toplumları özgürleştiren düşünce sahipleriyle, adaleti arayanlarla bir blok oluşturalım.

Çünkü, üzerimize inşa edilen bu sömürgeci yapı, dipten gelecek böyle bir dalga ile yıkılabilir ancak..

12.07.2005

ekarayel@superonline.com

Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.