Arama

DELİ PETRO ADIGEY’DE FAZLA MESAİ YAPIYOR...
Çok değil, 150 yıl evvelinde Azak Denizi’nden başlayıp, Karadeniz kıyıları boyunca uzanan ve iç kesimde Terek Nehri kıyılarına dayanan Adıge toprakları, 1864’e kadar kademe kademe işgal edilmiş, sonrasında da tarumar edilerek değişik idari parçalara ayrılmıştır. Bu dönemde Maykop yöresi Adıgeleri ayrı bir idari birim haline getirilerek, değişik tarihlerde, değişik statülerde, değişik bölgelerin parçası sayıldıktan sonra, 1937 yılından itibaren 54 yıl süreyle Adıgey Otonom Bölgesi olarak Krasnodar Eyaleti’ne bağlı kalmıştır.

Bugünkü Adıgey Federal Cumhuriyeti'nin doğuşu, Sovyetleri oluşturan birlik cumhuriyetlerinin dağılmasının ardından olmuştur. Ayrılık şarkılarının bütün SSCB coğrafyasını sardığı o kaotik dönemde, Adıgey Cumhuriyeti önce Nisan 1991'de Krasnodar'dan ayrıldığını ilan etmiş; Rusya birlik yönetiminin iç parçalanmayı önlemeye yönelik tedbirleri çerçevesinde 3 Temmuz 1991 tarihinde cumhuriyet statüsüne kavuşmuş, 1992 yılında da ilk devlet başkanını seçmiştir. Geçen 10 yıl içinde durumu kontrol altına alan Rusya Federasyonu yönetimi sonra selefleri gibi geleneksel "Büyük Rusya" hedefine yönelmiştir. Ülke yönetimine hakim olan KGB zihniyeti "Büyük Rusya"ya ulaşmanın önünde en büyük engel olarak gördüğü 'etnik farklılıklara yaşam hakkı veren mevcut federal yapıyı' hedef almıştır. Duma'da Federal Anayasayla istediği gibi oynayarak antidemokratik değişiklikler yapan işbaşındaki 'istihbaratçı yönetim', daha sonra yerel idareleri uyararak anayasalarını federal anayasaya uydurmalarını istemiştir. Bu yolla milli yapıları koruyucu yasaların hemen hemen tamamı yürürlükten kaldırılmıştır: Repatriant yasası, devlet başkanının çift dilli olması şartını getiren yasa, paritet(eşitlik) yasası, cumhuriyete göçleri önleyen yasa (...) gibi.

Bununla yetinilmemiş, ülkeyi oluşturan ve 89 olan federal birimlerin sayısı 'referandum yapılıp birbirine kaynaştırılmak suretiyle' 2003'ün son ayında 88'e, 2005'in Nisan'ında da 86'ya indirilmiştir.

Bu yolla, 1992 Anayasasıyla etnik unsurları da dikkate alarak oluşturulan federal yapı sistemli bir şekilde deforme edilmekte, yerine coğrafi ölçütlerle oluşturulmuş bir federal yapı ikame edilmeye çalışılmaktadır.

***

Şimdi sırada etnik temele dayalı federal birimlerin, komşu federal birimlere kaynaştırılması projesi vardır ve bunun da ilk durağı Adıgey Cumhuriyeti'dir. Bir süre bir takım cılız söylemlerle nabız yoklandıktan sonra, Krasnodar bölge valisi Aleksandr Tkaçev'in 2004 yılı sonundaki açıklamasıyla bu operasyona start verilmiştir. Karşı tepkilerin zayıflığından cesaret alınarak da çalışmalar daha da hızlandırılmıştır.

Tkaçev'in açıklamasından 8 ay sonra (20 Temmuz 2005'de) ilk somut adım atılmış ve Adıgey Parlamentosu'na sunulan 'Adıgey Cumhuriyeti'nin sınırları ile statüsünü referanduma açacak' yasa değişikliği teklifi ilk görüşmede kabul edilerek üç aşamalı parlamento sürecinin birinci aşaması geçilmiştir.

Kremlinin, bu tasarının yasalaşması halinde, Adıgey Cumhuriyeti'nde yaşayan ve nüfusun sadece yüzde 23'ünü oluşturan Adıgelerin vereceği oyların, kendi isimlerini taşıyan cumhuriyetlerini korumaya yetmeyeceğinin hesabını çok iyi yaptığından hiç şüphe yok.

Parlamento, yasa değişikliği ile ilgili ikinci görüşmesini geçtiğimiz Ocak ayının son haftasında gerçekleştirdi ve iradesini yine aynı yönde ortaya koydu.

Böylece Adıgey Parlamentosu'nun alt kanadından iki defa geçen ve kabul reyi alan yasa değişikliği tasarısı prosedür gereği bu sefer de Temsilciler Konseyi'nin görüşmesine sunuldu.

8 Şubat'ta yapılan görüşmelerde Temsilciler Konseyi üyeleri kendilerinden beklenmeyen bir performans göstererek yasa değişikliği tasarısına red oyu verdiler. Şayet bu görüşmeden de "evet" oyu çıksaydı, tasarı onay için Devlet Başkanı Şövmen'e sunulacak ve O'nun imzasından sonra da yasalaşarak yürürlüğe girecekti.

Kurşun askerlerin çoğunlukta olduğu bir meclisten bu sonucun çıkması düşündürücüdür. Muhtemeldir ki bu sonuç Adıgey Devlet Başkanı Hazret Şövmen ile Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında 1 Şubat'ta gerçekleşen görüşmelerde kararlaştırıldı. Gerekçesi de gerginliğe meydan verilmeyerek 12 Mart seçimlerinin istikrarlı bir ortamda yapılmasını sağlamak olmalı.

Peki şimdi ne olacak?

Adıgey'e statüsünü kaybettirecek tehlike bertaraf edildi mi?

Bu sorunun cevabı "hayır"dır.

Gelinen bu noktada izlenecek iki yol var.

Birincisi, yeniden parlamentonun alt kanadına gönderilip görüşülmesi istenebilir ki, değişikliğin kabul edilebilmesi için bu sefer salt çoğunluk değil, üçte iki çoğunluk sağlamak gerekecektir;

İkinci yol da, yasa değişikliği görüşmesi, Adıgey'de önümüzdeki ay yapılacak parlamento yenileme seçimleri sonrasına bırakılacaktır.

Belli ki, Adıgey üzerine oyun oynayan merkez hesabını çok dikkatli yapıyor ve seçimlere bir ay kala referandum yasasının ülke gündemine hakim olmasını istemiyor.

Burada da, muhtemeldir ki Çerkes Kongresi'nin başını çektiği bazı sivil toplum örgütlerinin ortaya koydukları/koyacakları direnç dikkate alınıyor. Kıvılcım mesabesinde süren bu eylemlerin, yasanın parlamentodan geçmesiyle beklenmedik bir şekilde alev topuna dönüşebileceği ihtimali gözden uzak tutulmuyor besbelli. Ki böyle bir potansiyelin var olduğunu, Adıgey'in Krasnodar'la birleştirilmesi çalışmalarının en kuvvetli tahrikçi ve destekçisi Adıgey Slavları Birliği'nin söylemlerine tepki gösteren Adıgey Devlet Başkanlığı'ndan Tali Beretar'ın, "Dünyadaki tek Adıge Cumhuriyeti olan Adıgey'in yok edilmesine yönelik çağrılar, tahmini mümkün olmayan sonuçlara sebep olabilir" sözlerinden de anlayabiliyoruz.

Bu nedenlerle referandum yasa tasarısının parlamentoda görüşülmesinin 12 Mart seçimleri sonrasına kalacağını tahmin ediyoruz.

Kremlin bu operasyonu yarım bırakmayıp mutlaka tamamlayacaktır. Dikkat ettiği tek şey ise "kazı mümkün olduğunca bağırtmadan yolmak."

***

Bu arada Kafkasya'da Adigelerin yaşadığı üç cumhuriyetteki Çerkes sivil organizasyonları, Adıgey Cumhuriyeti'nin statüsünün korunması amacıyla Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı'na (AGİT) başvurdular.

Çerkes Kongresi Basın Sekreteri Ali Berzeg, 5 STK tarafından imzalanan dilekçenin 29 Ocak tarihinde AGİT'in Varşova'da bulunan Demokrasi Enstitüsü ve İnsan Hakları Şubesi Başkanı Kristina Stroyela'ya gönderildiğini açıkladı. "Adıge milleti 140 yıl önce olduğu gibi, fiziksel olarak yok edileceği şartlarla karşı karşıya" denilen dilekçede, Adıgelerin tahrik edilerek tepki vermeye zorlandığı, şayet bu tuzağa düşülürse Adıgeler'in bir sonraki terörist halk(önceki Çeçenler olmalı E.K.) ilan edilerek yok edileceği belirtiliyor.

Dilekçede şu görüşler de dile getiriliyor: "Sizden, bir an önce Adıgey'in cumhuriyet statüsünün korunması için müdahale etmenizi, durumu yerinde incelemek üzere özel bir komisyon görevlendirmenizi rica ediyoruz."

Burada dikkatimizi çeken bir şey var.

Adıgey Çerkes Kongresi'nin hazırladığı başvuru dilekçesini, sadece Karaçay-Çerkes Çerkes Kongresi, Adıgey Adıge Xase, Kabardey-Balkar İnsan Hakları Merkezi, Kabardey-Balkar Bağımsız Sivil Araştırmalar Merkezi imzalamış.

Bu çağrının altında Hafitze Muhammed'in Başkanı olduğu Kabardey-Balkar Adıge Xase ile Nekhuş Zavurbi'nin Başkanlığını yaptığı Dünya Çerkes Birliği(DÇB)'nin imzası yok.

Neden acaba?

Bence araştırıp düşünmekte fayda var.


Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.