NİÇİN ADIGE LATİN ALFABESİ?


YILMAZ DÖNMEZ

ADDER Bşk. Yrd.

 

Sivil toplum örgütlerimizin çok saygıdeğer temsilcileri,

Kıymetli delegelerimiz,

Ve kurultayımıza yurt içinden ve yurt dışından katılan değerli misafirlerimiz.

Hepiniz Adığe Dil Derneği’nin düzenlemiş olduğu “Adığe Dil Kurultayı”na hoş geldiniz. Adığe Diline gönül vermiş bu kadar insanımızı bir arada görmek bizleri son derece mutlu etti. Anadilimizin var olma mücadelesi ve Adığe Dil Derneği adına sizlere teşekkür ediyor, şükranlarımızı sunuyorum.

Sayın katılımcılar,

Bildiğiniz gibi kurultaylar herhangi bir kuruluşun, bir konuyu görüşmek ve karara bağlamak üzere yurt içinden ve yurt dışından gelen delegelerin katılımıyla belli sürelerde veya gerektikçe yaptığı toplantılardır. Bizim de bugünkü kurultayımızın konusu, ADDER tarafından hazırlanan “Adığe Latin Alfabesi”nin diasporada yaşayan biz Adığelerin ortak alfabesi olarak kabul edilmesi, ülkemizde MEB tarafından “Yaşayan Diller ve Lehçeler” kapsamında verilen Adığece dersin bu alfabe ile verilmesi konusunun görüşülerek karara bağlanmasıdır.

    Dil, kültürün en ayırt edici özelliklerinden biri olarak kabul edilir ki, sadece ne anlatmak istediğimiz ile alakalı değil, aynı zamanda kim olduğumuz ile direkt alakalıdır. Her dil yaşayan bir müze, taşıyıcısı olduğu her kültür için bir anıttır. Dil kültürün vazgeçilmez bir parçası olup insanlık medeniyetinin de anahtarıdır. Bu nedenle yok olmakla karşı karşıya kalan dilleri korumak sadece taşıyıcısı olduğu halkın değil, aynı zamanda bütün insanlığın ortak görevidir. Bugün küreselleşmenin yükselen hızı ana dilimizi yok olmanın eşiğine getirmiş, bizleri de kültürel mirasımızı ve ana dilimizi korumak zorunda bırakmıştır.

Günümüz Dünya’sında 200 civarında egemen devlet olmasına karşın UNESCO’ya göre Dünya’da yaklaşık 6700 civarında dil konuşulmaktadır. Ancak bu 6700 dilin 100 ila 150 adedi dünya nüfusunun yaklaşık % 90’ı tarafından; geriye kalan 6550 civarındaki dil ise dünya nüfusunun sadece % 10’u tarafından konuşulmaktadır. Bizim ana dilimiz Adığecenin içinde bulunduğu bu % 10’luk gruba dahil dillerin büyük bir bölümü, ekolojik, ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle yok olmakla karşı karşıya kalmışlar ve var olabilmek için kendilerinden daha güçlü diller ile rekabet etmek zorunda bırakılmışlardır. Küçük dilsel gruplar sıklıkla bu eşit koşullarda gerçekleşmeyen mücadeleye yenik düşerek trajik bir şekilde kaybolmaktadırlar. Geçmişte konuşulan binlerce dil bugün yok olmuştur ve yok olan bu diller taşıyıcı olduğu halkın yerel bilgi sistemlerini, yaşam biçimlerini ve kültürlerini de maalesef beraberinde götürmüştür. Benzer bir şekilde 8 Ekim 1992 saat 07.35’te Tevfik Esenç son nefesini vermiş ve bu son nefes ile birlikte dünya yüzünden sonsuza dek Adığecenin kardeş dili Ubıhça da silinmiştir.

***

Bu güne kadar ana dilimizde kullanılan alfabe çalışmalarından kısaca bahsetmek istiyorum.

Anavatanda 1800’lerin başlarında ilk Adığe alfabeleri yapılmaya başlanmış, 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yazı dar bir aydın çevresinde sınırlı kalmıştır.

Batı Adığe lehçesinde 1918’den 1927 yılına kadar Arap alfabesi, 1927’den 1938’e kadar Latin alfabesi kullanılmış olup, 1938’den itibaren de Kiril alfabesine geçilmiştir.

Doğu Adığe lehçesinde ise (Kabardeyce) ilk önceleri yine Arap alfabesi, daha sonra 1923’ten 1936’ya kadar Latin alfabesi kullanılmış ve 1936’dan itibaren Kiril alfabesine geçilmiştir.

Kril alfabesine geçildiği dönemde, çok sayıdaki ünsüzü karşılamak için iki-üç harften oluşan kombinezonlar yaratılmış veya işaretler kullanılmıştır. O dönemden itibaren yazı ve edebiyat dili olarak Batı Adığe lehçesi için Çemguy; Doğu Adığe lehçesi için ise büyük Kabardey ağzı esas alınmıştır.

Rus Çarlığının son döneminde Adığe halkının içinde bulunduğu tarihi koşullar, bütün çabalara rağmen yazının eğitim ve aydınlanma aracı olmasına izin vermemiştir. 1922’de Sovyetler Birliği’nin kurulmasından sonra, milliyetler politikası çerçevesinde yazısı olmayan halklar için alfabe oluşturma çalışmalarına başlanmıştır. Bu dönemde; ayrı idari birimlerde yasayan iki Adığe grubu için çalışmalar bilinçli bir şekilde ayrı ayrı yürütülmüş, Batı Adığe ve Kabardey lehçeleri ayrı diller olarak ayrıştırılmıştır. Kısaca Anavatanda alfabenin ve yazı dilinin oluşmasını üç döneme ayırmak mümkündür. İlk dönemde Arap, ikinci dönemde Latin, üçüncü dönemde ise bugün dahi anavatanımızda kullanılan Kiril harflerini esas alan alfabeler kullanılmıştır.

Diasporada da yaşadığımız tarihi sürgün ve soykırım sonrası birçok alfabe denemeleri yapılmıştır. Bu çalışmalar ne yazık ki Çerkeslerin iki imparatorluğun ordularının saflarında sayısız savaşlara katılmak zorunda kaldığı talihsiz bir döneme denk gelmiş ve yazı anavatanda olduğu gibi dar bir aydın çevresinde sınırlı kalmıştır. Osmanlı ve Rusya İmparatorluklarının 1920’li yıllarda içinde bulundukları tarihi dönemeç, bu iki devlette yasayan Çerkeslerin ve dolayısıyla dillerinin de kaderini belirlemiştir. Kafkasya’ya öğretmenler ve ders kitapları gönderen, çalışmalarıyla İstanbul’u Cerkeslerin kültürel merkezi yapmaya başlayan Cerkes İttihad ve Teavun Cemiyeti, Balkan ve Kurtuluş savaşlarında kadrolarının çoğunu kaybetmiş ve 1923’te Türkiye’de yeni kurulan rejimle birlikte bütün bu çalışmalara nokta konulmuştur.  

***

Özellikle son 20 yıl içerisinde Türkiye’de ana diline duyarlı birçok hemşerimiz tarafından Latin tabanlı Adığe alfabe çalışmaları yapılmıştır. Ancak hiçbir alfabe üzerinde toplumsal uzlaşı sağlanamadığından hayata geçmemiştir. Ayrıca, bu konuda sivil toplum örgütlerimiz tarafından da sonu gelmez sempozyum, seminer ve toplantılar yapılmış olmasına rağmen yine bir sonuç alınamamıştır. Bizler alfabe, kısır tartışma ve toplantılarla vakit kaybederken, ana dilimiz gözümüzün önünde hızla yok olmaya başlamıştır. Dilimizin bugünkü duruma gelmesinde şüphesiz yasaklı ve baskıcı rejimin etkisi çok olmuştur. Ancak özellikle Türkiye diasporasında öne çıkan aydın ve kanaat önderlerinin bu konuda ortak bir irade ortaya koyamamış olmalarını da göz ardı edemeyiz. Geçmişte kültürümüz ve ana dilimiz adına hayal ettiğimiz birçok edinim son yıllarda gerçekleşmeye başlamıştır. Bu yıl MEB tarafından “Yaşayan Diller ve Lehçeler” kapsamında Adığece dersi seçmeli ders olarak verilmeye başlanmıştır. Bu uygulama eksik yanları olmasına rağmen, Cumhuriyet tarihinde tanık olduğumuz en büyük edinimimiz olmuştur.

Bu gün burada yaptığımız Kurultay ana dilimiz konusunda Türkiye’de yapılan ilk kurultaydır. Bu kurultay; ardı arkası kesilmeyen ve hiçbir sonuç alınamayan kısır toplantılara, diyalogtan uzak, anlaşmadan, uzlaşıdan ve birlikte hareket etmekten yoksun aydınlarımıza, kanaat önderlerimize ve sivil toplum örgütlerimize tabanın bir tepkisidir. 149 yıllık diaspora hayatımız boyunca bugün-yarın diyerek hep umutla bekledik, ancak herhangi bir gelişmenin kaydedildiğini görmedik. Artık tabanın sabrı tükenmiştir. Bugün burada alfabe konusuna son noktayı koymak üzere toplandık. ADDER kurucuları tarafından 10 yıldır üzerinde çalışılan, defalarca yurt içindeki ve yurt dışındaki hemşerilerimiz üzerinde test edilen, bütün teknik alt yapısı tamamlanan Latin tabanlı Adığe Alfabesini sizlere tanıtacağız.

ADDER olarak hazırladığımız Adığe Latin alfabesini neden Türkiye diasporasında kullanmamız gerektiğini belirtmeden önce konunun daha net anlaşılması için Kril alfabesini savunanların ve bizleri sürekli eleştirenlerin gerekçelerinden söz etmek istiyorum.

***

Kril alfabesini savunanların ve bizleri eleştirenlerin gerekçeleri;

* Ana vatanımızda Kiril alfabesi kullanılıyor. Çerkes dünyasının merkezi anavatandır. Anavatanımız Latin alfabesine geçerse bizde ancak o zaman geçebiliriz.

* Kiril’i terk etmekle anavatanımızı bir kez daha terk etmiş oluruz, anavatanımız ile bağlarımızı koparmış olur, ulusal bilincimizi yitiririz.

* Ana vatanda Kiril alfabesi ile büyük bir kültürel birikim oluşmuştur, bunu göz ardı edemeyiz.

* Alfabenin önemi yok, eğer öğrenmek isterseniz Kiril alfabesini üç günde öğrenmek mümkündür.

* Adığe dilinde çok ses var, bu seslerin Latin alfabesi ile ifade edilmesi çok zordur…

 
Bu ve benzeri gerekçelere rağmen bizler neden Latin alfabesi diyoruz?

Kril alfabesi aydınlarımızın, bir avuç idealist ve profesyonellerin dışında halkın hiçbir noktasına sirayet edememiş ve pratikten uzak kalmıştır. Hedef kitlemiz bütün dünyada en fazla Adığe nüfusunun yaşadığı Türkiye diasporasıdır. Türkiye gerçeği içerisinde ana dilimizin yaşatılabilmesi ve tabana yayılabilmesi için, Latin alfabesinin kolay, tanıdık, bildik ve pratik yanlarından istifade edilmesi şarttır.

Ana vatanımızın Rusya Federasyonu’nun kullandığı Kiril alfabesini kullandığı gibi, bizler de Türkiye Cumhuriyetinin kullandığı Latin alfabesini kullanıyoruz. Bu hem ana vatanın, hem de diasporanın inisiyatifi dışında gerçekleşmiş, içinde bulunduğumuz konjonktürün bir gereği ve gerçeğidir. Bugün 45’e yakın ülkede yaşamlarını sürdüren Adığe halkının en büyük nüfusunun yaşadığı Türkiye Cumhuriyetindeki aydın olmayan ve olması da mümkün olmayan insanlarımızın kendi dillerinde okuyup yazabilmeleri için latin alfabesi kaçınılmaz olmuştur. Onlara ulaşabilmek için hali hazırda bildikleri ve kullandıkları Latin alfabesinden istifade edilmesi en mantıklı yoldur. Zaten bugünkü uygulamada, Türkiye’de yayımlanan kitaplarda geçen Adiğece sözcükler Latin harfleri ile yazılmaktadır. Latin temelli alfabe benimsenir ve Türkiye’deki Adığelere ulaştırılırsa dili bilen herkes, öğretmene gerek kalmadan bir günde okur-yazar olabilecektir. Dili bilmeyenler ise bildikleri ve kullandıkları Latin alfabesi sayesinde Adığe Latin alfabesini bir-iki saat içinde öğrenebileceklerdir. Diasporadaki Adiğeler bu kadar kısa sürede okur-yazar olduğunda benimsenen alfabe ile basılacak kitapların tirajının da bugüne göre çok daha fazla olacağı açıktır. Bugün burada sizlere sunduğumuz Latin temelli alfabe ile her iki diyalektimiz de rahatça okunup-yazılabilmektedir. Türkiye’deki Adığelerin Kiril alfabesini öğrenebilmeleri çok güçtür. Özellikle 1960’lı yıllardan beri bu alfabenin öğrenilmesi çalışmaları yoğun bir şekilde yapılmış olmasına ve bütün çabalara rağmen hiçbir başarı sağlanamamış olması, bundan sonrada sağlanamayacağının açık ve net göstergesidir.

Latin alfabesi bugün dünyada en çok kullanılan evrensel bir alfabe niteliğinde olup, teknoloji, bilim, teknik ve dijital sistemlere en uyumlu alfabedir. Ana dilimizi yaşatabilmek için günümüz teknolojisine ve konjonktürüne en uygun olan Latin alfabesini kullanmamız gerekir.

Bugün bütün dünya Latin alfabesine doğru yöneliyor. Günümüz teknolojisi bunu zorunlu kılıyor. Anavatanda dahi Latin alfabesine geçiş konusunu tartışanların sayısı azımsanmayacak kadar çoktur. Sovyetler Birliği’nden kopan bütün devletlerin ilk yaptıkları iş Latin alfabesine geçmek olmuştur. Diasporada yaşayan biz Adığelerin zaten bir alfabesi yok. Yapmamız gereken, ortak bir Adığe Latin alfabesi üzerinde uzlaşmak ve bu alfabeyi kullanmaktır.

Halen anavatanımızdaki ayrı cumhuriyetlerde kullanılan birbirinden farklı, standardı olmayan Kiril alfabesini dijital sistemlere tanıtmak hemen hemen olanaksızdır. Çünkü bugün kullanılan Kiril alfabesinde üçerli 11 adet, ikişerli 26 adet harf mevcuttur. Üstelik bazı harfler kelimenin başında, ortasında ve sonunda farklı sesler vermektedir. Bilgisayar yazılım programları bu tür bir alfabe ile özellikle fiil çekimlerinde tıkanmaktadır.

Hemen akla, Rusya, bilgisayar sistemlerinde bunu nasıl yapıyor sorusu gelebilir. Rusya’nın kullandığı Kiril alfabesi bizimki gibi üçerli, ikişerli harfler içermediği gibi harfler kelimenin başında, ortasında veya sonunda farklı bir ses çıkarmıyor. Rusya’nın kullandığı Kiril alfabesi 32 harftir. Anavatanda kullanılan Batı Adığe alfabesinde 64, Kabardey alfabesinde 59 harf vardır. Rusya’nın kullandığı Kiril alfabesi bizim bugün savunduğumuz ve hazırladığımız Adığe Latin alfabesi gibi tek ses-tek harf sistemine dayanmaktadır.

***

Bugün tomografi çekimini yapan cihaz, uzaya fırlatılan roket, yazılım programları sayesinde çalışıyor. Google’de 58 dilin çapraz çevrimi yapılıyor. Ses imzası diye bir şey çıktı. Bu teknoloji çok yakında, cep telefonunuzda karşınızdaki kişi Almanca, Çince vb. hangi dilde konuşursa konuşsun, siz cep telefonunuzun menüsündeki dil seçeneklerinden Adiğeceyi seçmişseniz karşınızdaki insanın aynı ses tonu ve vurgusu ile size o şahsın konuşmasını Adığece tercüme edecek demektir. Bu teknolojinin dışında kalarak dilimizi yaşatmamız imkansızdır. Artık çocuklar sokakta çelik çomak oynamıyor. Onlar bilgisayarı hepimizden çok daha iyi kullanıyor. Çocuklarımız kendi ana dilini bilgisayar sistemlerinde bulmalı, görmeli.

İşte biz ADDER olarak tüm bu hazırlıkların içerisindeyiz. Bu çalışmalarımızı da pek tabiî ki bütün bilgisayar yazılım programlarının çok kolay kabul ettiği ve bütün dünyanın kullandığı Latin alfabesi ile yapmak zorundayız. Bugün Kiril alfabesi ile bilgisayarda yazışıyoruz hiçbir sorun çıkmıyor diyenler var. Word programında Türkçe bir kelimeyi yanlış yazdığınız takdirde program hemen yazdığınız kelimenin altını kırmızı çizgi ile çiziyor. Size “bu kelimeyi yanlış yazdınız” diyor ve doğru yazılışını gösteriyor.

İşte bilgisayarda yazı yazmak demek ve yazılım programı budur.  

Türkiye’de yok olmanın eşiğine gelmiş olan ana dilimizi pratik ve kullanımı kolay olan Latin alfabesinden istifade ederek tekrar canlandırmak, ana dilini konuşan, ana dili ile okuyup yazabilen bireyler yetiştirmek, sanılanın tam aksine ulusal bilincimizi ve anavatanla olan bağlarımızı güçlendirecektir.

“Kiril alfabesini terk etmekle anavatanımızı bir kez daha terk etmiş oluruz. Ulusal bilincimizi kaybederiz” şeklindeki yaklaşım son derece yanlıştır. Bizler asla Kirili terk edelim demiyoruz. Diasporada dilimizin yaşatılabilmesi için Latin alfabesi şarttır diyoruz. Alfabe bir dili öğretmek için sadece bir araçtır. Bu nedenle Kiril alfabesini kullanmamakla ulusal bilincin yiteceğini söylemek mümkün değildir. Kiril alfabesini biz Adığeler icat etmedik. Unutmamak gerekir ki “Ruslar için, alfabeleri ulusal kimliklerinin bir parçasıdır. Biz Adığeler Rus ulusal kimliğinin bir parçası değiliz, hiçbir zaman da olmamız mümkün değildir.” Anavatanda yıllarca Arap, Latin ve nihayetinde Kiril alfabeleri kullanılmıştır. Kiril alfabesini kullanmaları da inisiyatifleri dışında gerçekleşmiş siyasi bir olgudur. 2002 yılında Rusya sınırları içerisinde yaşayan halkların kendi dil eğitimlerinde başka bir alfabe kullanmalarını yasaklamıştır. Bu yasağa resmi gerekçe olarak teknik sorunlar gösterilmiş olmasına rağmen asıl düşünceleri sınırları içerisinde yaşayan Adığelerin, % 90’ı diasporada yaşayan soydaşları ile irtibatlarının koparılması olmuştur.  

Bizler bugün ana dilimizin olumsuz gidişatını tersine çevirmek, yaşatmak ve öğretmek için uğraşıyoruz. Bizim niyetimiz bağ koparmak değil, yok olan dilimizi yaşatmaya çalışarak o hiç bir zaman istediğimiz boyutta anavatanla kurulamayan bağları geliştirmektir. Ulusal bilince sahip olmanın en önemli unsuru, ana dilini bilmek, ana dilinde okumak ve yazmaktır. Zira dilini bilmeyen insanları anavatana yaklaştırmak o kadar da kolay değildir. Kaldı ki Türkiye örneğinde olduğu gibi dünyada sonradan Latin alfabesini kullanmaya başlayan birçok ülke vardır. Bu ülke halklarının Latin alfabesine geçmekle ulusal bilinçlerini yitirdiklerini söylemek abesle iştigal olur. Nitekim geçmişte Adığeler Osmanlıda Latin alfabesini benimseyen ilk Müslüman topluluklarından biri olmuştur. Türkiye’de harf devrimi yapılmadan 16 yıl önce büyüklerimiz bu alfabeyi kullanmışlardır. Latin esaslı Türk alfabesinin hazırlık çalışmaları sırasında Atatürk’ün de bu alfa­beden faydalandığı söylenir.

Ayrıca anavatan ile diaspora arasındaki bağları güçlü kılmak adına; nüfusu milyonlarla ifade edilen diasporadaki bizlerin ne kadar Kirili öğrenme zorunluluğu var ise; nüfusları binlerle ifade edilen anavatandaki soydaşlarımızın da Latin alfabesini öğrenme zorunluluğu vardır. Zira iki taraf arasında çok güçlü bir bağın kurulması ve bu bağın idamesi tek taraflı olamaz. Anavatandaki kardeşlerimizin Latin alfabesini öğrenmeleri sadece diasporadaki soydaşları ile bağlarını güçlendirmek için değil, aynı zamanda dünya ile entegre olmalarını sağlayacaktır.   

Adığe Latin alfabesi kullanılmaya başladığında diasporadaki yazılı edebiyat ve kültürel birikim güçlenecektir. ADDER tarafından geliştirilen “ÇEVİRMATİK” programı ile Latin ve Krif alfabeleri arasında anında çeviri yapılarak her iki taraftaki kültürel birikimin paylaşılmasına olanak sağlanmış olacaktır.

Ana vatanımızda 1936-38 yıllarında kabul edilen Kiril alfabesi ile bugüne kadar geçen 75 yıllık süreçte milyonlarla ifade edilen yazılı edebiyatımız ve kültürel birikimiz olduğu bir gerçektir. Ancak bu zaman zarfında diasporada da bütün imkansızlıklara rağmen Türkçe yazılmış mütevazi bir edebiyatımız ve kültürel birikimiz olduğunu da unutmamak gerekir. Diasporada oluşan bu mütevazi birikim, geçmişte Türkiye’de kabul edilmiş ortak bir Latin alfabemiz olsaydı yazılı kültürel birikimimizin çok daha gelişeceğinin bariz göstergesidir. Bugün farklı devletlerde yaşıyor olmamız her iki taraftaki bu birikimlerin tam olarak paylaşılmasına olanak sağlamamıştır. Özellikle anavatandaki birikim Kiril alfabesini bilen dar bir aydın çevresi ile sınırlı kalmıştır. Aydınlarımızın bu birikimi sıradan insanlara taşıma gayretleri maalesef yetersiz olmuştur.

Bugün anavatandaki milyonlarla ifade edilen yazılı kültür birikiminin diasporada kaç tanesinin çevrisi yapıldı?

Bu eserlerin kaç tanesi kütüphanelerde var?

Son 50 yıl içerisinde anavatandaki yazılı kültürün % 1'i dahi çeviri yoluyla diasporaya aktarılamamıştır. Bunun suçlusu olarak da Latin alfabesi gösterilemez. Bugün “75 senelik anavatandaki birikimi çöpe mi atacağız?” diyenler, 25 sene sonra 100 senelik geçmişimizi silemeyiz diyeceklerdir. Yani, zaman Kiril alfabesi isteyenlerin lehine işliyor.

Bu kültürel bikrimi göz ardı etmek, yararlanmamak gibi bir düşüncemiz asla yoktur. Türkiye'de Adığece konuşup, Kiril alfabesiyle yazılmış kültür hazinelerimizden edinen ve okuyanların sayısı parmakla gösterilecek kadar azdır. Dili en kolay araç olan Latin alfabesi ile öğrenen insanlar, eğer istiyorlarsa ve böyle bir amaçları varsa Kiril alfabesini de öğrenip o kültürel birikimden yararlanabilirler. Her iki taraftaki kültürel birikimin paylaşılması konusunda ADDER tarafından bir “ÇEVİRMATİK” programı geliştirilmiştir. Bu program anında Kirili-Latine, Latini de-Kiril alfabesine çevirmektedir. Biraz sonra bu programının nasıl çalıştığını ve başarılı olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Türkiye’de eğitim Adığe Latin alfabesi ile yapıldığında; Latin alfabesi hem dünyadaki yaygınlığı, hem Türkiye’de kullanılıyor olması, hem de Kiril alfabesine göre kolaylığı bakımından çok daha avantajlı olacaktır.

Kiril alfabesini savunanlar ısrarla "Kiril'i öğrenmek çok kolay, ben iki günde, ben üç saatte öğrendim" diyerek konuyu geçiştiriyorlar. Diasporada bütün çalışmalara karşın her nedense kolay olduğu söylenen Kiril alfabesi ve Kiril ile okuma yazma son 50 yıldan beri bütün çabalara rağmen yaygınlaştırılamamıştır. Köy ve kasabalardaki insanlarımıza Kirili ulaştıramadık. Derneklerde açılan kurslar da sorunlarımızı çözmedi. Artık diasporadaki Adığelerin Kiril alfabesine ısınamadıkları gerçeğiniz kabul etmemiz gerekir. Adığe Latin alfabesi ile öğretmene gerek kalmadan çok kolay bir şekilde okumak ve yazmak mümkündür. Bu özelik tarafımızdan çok sayıda kişi ile test edilmiş ve performansının çok yüksek olduğu da görülmüştür. Anavatanda dahi standart bir kril alfabesi yok iken, bizim diasporada hangi Kiril alfabesini kullanacağımız konusu da bir muammadır. Bugün gerek ses zenginliği, gerek fonetik yapısı ve gerekse seslerin telaffuz zorluğu bakımından çocuklarımıza öğretilmesi oldukça zor olan anadilimizin yanında, yine öğrenilmesi çok zor ve karışık olan Kiril alfabesini de öğretmeye çalışmak ana dilimizin sonu olacaktır. Bu durum kesinlikle eğitimin önünde caydırıcı bir unsurdur ve işi zorlaştırmaktan başka bir şey değildir. Ayrıca eğitim sadece okulda ya da kursta devam eden bir faaliyet değildir. İlköğretim 5’inci sınıftaki bir çocuğu düşünün, ana dilinde Kiril alfabesi ile eğitim alacak, evde anlamadığı bir kelimeyi anne veya babasına sorduğunda, annesi veya babası çok iyi derecede ana dilini bilse dahi, Kirili bilmedikleri için çocuklarına yardımcı olmaları mümkün olmayacaktır.

Adığe Latin alfabesi dilimizin tüm özelliklerini kapsayan bir alfabe olduğu için herhangi bir ses kaybı söz konusu değildir.

 Hepimizin bildiği gibi Adığabze’de çok ses var. Dünya’nın en zengin dört dilinden de birisidir. Bu seslerin tamamını kayıpsız olarak Adığe Latin alfabesi ile nasıl ifade edildiğini, mevcut Kiril alfabesindeki ses kayıplarını ve eksiklikleri biraz sonra Dernek Başkanımız Sayın Ali İhsan Bey izah edecektir. Özellikle son yıllarda Kiril alfabesindeki eksikliklere ve hatalara neden olarak; anavatandaki birçok dilbilimci ve DÇB ekseninde Kiril alfabesinin düzenlendiği yıllarda dilbilimcilerimizin yeterli olmadığı, dil bilgisi kurallarına temel olacak Adığece metinlerin çok az olduğu, bunların sonucunda da alfabenin düzenlenmesinde ve dilbilgisi kurallarının belirlenmesinde hatalar yapıldığı görüşü yüksek sesle dile getirilir olmuştur.

Değerli katılımcılar;

 Latin alfabesine geçiş konusundaki kararlılığımız kesinlikle siyasi veya ideolojik bir kaygıdan değil, arz ettiğim ihtiyaçlardan kaynaklanmaktır. Bu gün burada sizlere sunduğumuz Adığe Latin alfabesi anavatanda kullanılan Kiril alfabesi yerine önerilen bir alfabe değildir. Anavatanda alfabe Kiril olarak kalacaktır. Ayrıca Türkiye'de Latin alfabesi kullanma kararı almak, anavatanımızdaki kardeşlerimizin de aynı kararı almasını ve alfabelerini değiştirmelerini istemek değildir. Türkiye’de yaşayan Adığelerin kendi özel koşullarının gerektirdiği bir seçimdir Latin alfabesi. Türkiyeli Adığeler kendi kaderlerini bu kadar ilgilendiren bir konuda radikal kararlar almaktan korkmamalı ve bu kararlarını anavatandaki insanlarımıza da çekinmeden anlatabilmelidir.

Derneklerimize giden kitlelerin Adığelerin çok küçük bir kesimini oluşturduğu gerçeğini bilerek, sokaktaki insana ulaşmanın yollarını aramalıyız. Onların bizim Kirilimize gelmelerini değil, bizim onların kolayına giden Latin alfabesine gitmemiz gerekir. Kiril alfabesiyle yolumuza devam edersek ana dilimiz kutsal bir metin gibi antikalaşarak unutulup gidecektir.

Türkiye’de yaşayan bizler ana dilimize sahip çıkmak, gelecek nesillerimize aktarabilmek istiyorsak Latin alfabesine geçmekten başka bir seçeneğimiz yoktur. Bu elimizdeki son şans olabilir. Henüz öğretebilecek sözcüklerimiz varken, yarın geçmenin hiçbir anlamı kalmayabilir. Unutmamalıdır ki ana dilimiz yiterse, Adığe ruhumuz biter. Zira dilsiz bir ulusun ömrü çok kısadır.

O zaman insanlara en kolay gelecek yolu seçelim.

Yeni ve taze bir başlangıç yapalım.

Rengârenk dil kitaplarıyla, televizyon-radyo yayınlarıyla, modern çizgi filmlerle ve bilgisayar destekli öğretim programlarıyla insanlarımızın yaşamına yeni bir heyecan katalım.

Umuyoruz ve diliyoruz ki bu tarihi fırsatı kaçırmayız. Kararlarımızı bir avuç aydınımız için değil, milyonlarca insanımız için alırız.

Biz diyoruz ki dünyadaki bütün diller eşittir ve aynı değerdedir. Kendi ana dilim kadar saygı duyduğum tüm halkların dillerini buradan selamlıyor, hepinize saygılar sunuyorum.

_________________________

(*) Bu makale, Adige Dil Derneği’nin (ADDER) 15-16 Aralık 2012 tarihlerinde Ankara’da düzenlediği Adige Dili Kurultayı’nda açılış konuşması olarak sunulmuştur