Arama

Çerkes Terimi Üzerine...

Erol Karayel
erolkarayel26@gmail.com

On sene kadar önce düşünce eksenli olacağı belirtilerek kurulan bir tartışma grubuna gönderdiğim ilk yazıda, düşünce üretebilmek için öncelikle terim ve kavramlara yüklediğimiz manalarda mutabakat sağlayıp, ortak bir dil kullanmamız gerektiğini söylemiştim.

Çünkü zihnimiz, dışımızdaki dünyayı ses veya şekli kavramlarla algılar ve anlamlandırır. Şayet bir kelime, bir terim zihnen anlaşılması gereken soyut bir kavram ise sınırlarını, kapsamını iyi belirlemek icap eder. Bir kelimenin bilimsel kullanımı ile günlük hayattaki kullanımının farklı olması durumunda yine kavram yanılgıları ortaya çıkar.

Birçok kavram yanılgısı da derinliğine inmeyen yüzeysel bilgiden kaynaklanır.

Bu yüzden sağlıklı bir diyalog için tarafların terim ve kavramlara aynı manaları yüklemeleri şarttır; aksi halde diyalog değil sadece monolog olur.

Kavram tartışması felsefi bir tartışma olup, mantık biliminin alanına girer. Mantığın olmadığı yerde zan ve hurafelerin hakim olacağını unutmamak gerekir.

***

Bu kısa girizgahı camiamız için gecikmiş bir tartışma konusu olan “Çerkes kimdir?” sorusuna “mantıklı” bir cevap arayışına gireceğimiz için yaptık.

***

Konuya sağlıklı bir giriş yapabilmek için önce terimin tarihsel kökenlerine uzanmak, “Çerkes” isimlendirmesinin ne zaman ve nasıl ortaya çıktığını araştırmak gerekir.

Bu konuda pek çok yerde, -bazılarının hiç iler-tutar tarafı da olmayan- pek çok izahat var. Ancak Ermeni yazar Arsen Avagyan'ın “Çerkesler” isimli kitabında yer alan izahatlar bunların en derli toplusu diyebiliriz. Avagyan kitabının birinci bölümünde konuyla ilgili yapılan farklı değerlendirmeleri bir araya toplamış ve hepsini analize tabi tutarak bizce akla en yakın sonuca ulaşmış. Biz de Çerkes teriminin orijinini belirlerken bu “hazır çalışmadan” faydalanacağız.

***

Avagyan kitabında, bilim adamlarının Çerkes teriminin kökeni üzerine ileri sürdükleri üç farklı görüşü bir araya topluyor. Çerkes teriminin “Greko-Latin” ve “İran” orjinli olabileceğine dair görüşleri sıraladıktan sonra sorunlu taraflarını ortaya koyan Avagyan, en mantıklı izahatın V. M Atalikov'un (Stranitsi istorii, Nalçik-1987, s.18-19) dile getirdiği, “Çerkesya (ya da Jarkazya) terimine XIII. Yüzyılın ikinci yarısından önce rastlanmaz (o zamana dek genellikle Zihya adı kullanılmaktaydı). Oysa Tatarların tam da XIII. Yüzyılda Kırım'ı yurt edinmeleri, Zihlerin, daha sonra 'Çerkesler'e dönüşen 'Jarkazlar' etnonimini onlara borçlu olduklarını düşündürür. Bilindiği gibi Tatarlar göçebeydi, ancak Zihler toprağa bağlıydılar. Bu da (jar-çer-toprak ve kaz-kes-kazmak, kesmek, bellemek, işlemek'ten) Türki dillerde 'Jarkaz' olarak ifadesini bulmuştur. Dilbilim teorisine göre ve bir ölçüde de Türkoloji'de 'j ve dj' fonemleri ve 'z'nin, yerine göre 'ç' ve 's' ye dönüştükleri bilinmektedir” açıklaması olduğunu belirtiyor.

Avagyan, Atalikov'un terimin Türkçe orijinli olduğu yönündeki görüşünü isabetli bulmakla birlikte etimolojisinin farklı olabileceğini düşünmektedir. Avagyan'a göre Çerkes teriminin kökeni “Çeri-kes” olup “cengaver” manası ihtiva etmektedir.

Avagyan kitabında, “Çerkes teriminin ortaya çıkış dönemi Kırım'da Moğol Tatar fethi ve Tatarların buraya yerleşmesi ile denk düşmektedir” ve “Bilinen bütün kaynaklar Türkler ve Tatarların Zihlere (Adigelere) özellikle Çerkes dediklerine tanıklık etmektedir” diyor.

Çalışmasında, bazı ilim adamlarının“Çerkes” terimini ulus adı saydıklarını belirten Avagyan, “Ama bu durumda, Adigeler için kullanılan bu adın, Adigelere çok uzak olan ve onlarla bir akrabalıkları olmayan halklara bile mal edilecek kadar bir yaygınlığa sahip olabilmesinin nedeninin açıklanması zorlaşmaktadır. XVII. Yüzyıldan itibaren bütün Kuzey Kafkas halkları “Çerkes” sözcüğü kapsamında değerlendirilmişlerdir” tespitini yaparak, “Adigelerin de Çerkes terimini (kendileri için E.K.) mutlak bir isim olarak tanımlamadıklarına” dikkat çekiyor.

Çerkes sözcüğünün yaygın olduğu Kafkasların dışında, batıya yakın ülkelerde ve Avrupa'da, özellikle de Türkiye'de, Çeçenler, İnguşlar, Dağıstanlılar, Abazalar ve diğer Kuzey Kafkasyalılar'ın da kendilerini Çerkes kökenli saydıklarını belirten Avagyan, “Bu nedenle Çerkes teriminin etnik değil de daha çok sosyal bir anlam içerdiği kanıtlarla temellenmiş bir sav olarak ortaya çıkmaktadır” değerlendirmesini yapıyor.

Avagyan sözlerine şöyle devam ediyor: “Çerkes sözcüğü, böyle bir bakış açısıyla “Arap” ya da “Kürt” sözcükleriyle bir tutulabilir. (Bilindiği gibi Asur ve Babil kaynaklarında ve Tevrat'ta “Arib” ve “Arap” sözcükleriyle çeşitli göçebe boylar, bu arada biribirlerinden hem coğrafi olarak uzak, hem de birbirleriyle kan bağı ya da birlik ilişkileri olan topluluklar da kast edilir. Romalılar ve Bizanslılar “Arap” sözcüğünü, “göçebe savaşçılar” anlamında, bir savaş terimi olarak kullanırlardı. Ancak “Arap” terimi, coğrafyacılar ve tarihçilerin çalışmaları sayesinde çok sonraları bir etnik ad anlamı kazanmıştır.

Aynı şekilde Kürt sözcüğünün de gelişimi, terimden etnonime doğru olmuştur. V. Minorski ve O. Vilçevski'nin ileri sürdükleri ve temellendirdikleri sava göre, başlangıçta “Kürt” terimi etnik bir adlandırma olmayıp sosyal anlam taşıyor ve aynı savaşçı kabile yapısı içindeki İran dili konuşan göçebelerin tamamını tanımlamaya yarıyordu. “Kürt” terimi, etnik isim olarak anlamını, ancak çok sonraları yaygınlık kazandığında edinmiş oldu.)

Arap” ve “Kürt” terimleri gibi “Çerkes” terimi de Tatarlar ve Türkler tarafından sosyal anlamıyla; onları izleyenler ve başka halklar tarafından da savaşkan dağlı boyları tanımlamak için kullanılmıştır. Bundan dolayı Çerkes teriminin, Türkçe kaynaklı “savaşçı, savaşkan” olarak yorumlanması yerinde olacaktır. “Arap ve “Kürt” terimleri, Çerkes terimiyle mevcut farkına karşın, Arapların ve Kürtlerin de kendilerini böyle adlandırmaları nedeniyle, zamanla etnik ad anlamı kazanmıştır. Ancak Çerkes terimi hiçbir zaman sosyal ve coğrafi ad olma çerçevesinin dışına çıkmamıştır. Bu yüzden Çerkes terimine, Rusların bütün Kuzey Kafkasya halklarını tanımlamak için kullandıkları “Dağlı” adlandırması daha uygun düşmektedir. Çerkes teriminin bu kadar yaygın olmasına karşın, ciddi bir bilimselliği olmadığını da belirtmeden geçmemek gerekir.”

Ve Avagyan, bu değerlendirmelerin ardından, kitabına verdiği “Çerkesler” ismiyle bütün Kafkasya halklarını kast ettiğini de sözlerine ekliyor.

***
Adige kökenli yazar İsmail Berkok da kitabında (Tarihte Kafkasya) benzer bir yaklaşımla Kir-Kas teriminden hareket etmekte ve “... Adige ve Çerkes tabirleri müterafik (karışık E.K.) değildir. Adigeler, Kas, Kirkas (Çerkes E.K.) milleti içerisinde bir zümre teşkil ediyor ve garpta yaşıyorlar. Kaslar ve Kirkaslar (Çerkesler E.K.) ise Adigeleri de içerisine alan daha geniş bir saha işgal ediyorlardı. Binaenaleyh Adige ve Kirkas (Çerkes) isimlerinin şumul bakımından yekdiğeri ile münasebetlerini şöyle bir mantık kaziyesi ile ifade etmek mümkündür: 'Her Adige Kirkas (Çerkes)'dir, ancak her Kirkas (Çerkes) Adige değildir.demektedir.

***

Konu genişletilip daha çok kaynak irdelenebilir. Fakat bir makale sınırları içinde kalabilmek için bu iki alıntıyla yetinmek durumundayız; ki alıntıladığımız açıklamalar zaten konunun özünü ortaya koymaktadır; fiili durum da böyledir.

***

Sözü bugün Çerkes terimi etrafında yapılan tartışmalara getirirsek, ortaya çıkış süreci ve geçirdiği evrime bakarak “Çerkes”in sadece Adigeleri ifade eder tarzda kullanımının yanlış olacağı ortadadır.

Bu yanlış şekliyle kullanıldığı takdirde, daha ilk adımda geçmişin yazılı kaynaklarıyla çelişilmiş olacaktır. Çünkü o kaynaklarda Çerkes teriminin sadece Adigeler için kullanılmadığını hepimiz biliyoruz.

Soruna çözüm üretiyoruz zannıyla oturmuş bir terminolojiyi heves veya yanlış bilgilerimize uydurmaya çalışmak sorunu daha da içinden çıkılmaz hale getirmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Toplumsal yaşamda ilişki kurmanın ve birlikte iş yapabilmenin en önemli aracı olan kavramlar, açık, net ve herkesce bilinen manalarında kullanılmalıdır.

Yani eskilerin deyimiyle 'tarif ağyarını mâni, efradını câmi', yani içermesi gereken herşeyi içeren, dışında bırakması gereken herşeyi de dışında bırakan, tarzda olmalıdır.

Böyle olmazsa ne olur?

Böyle olmazsa, tartışmalar iddiaların hayata geçirilmesi sürecinde ortaya çıkar ki, o zaman meydana getireceği tahribat çok daha büyük olur.

Nitekim şimdiden oluşturduğu kamplaşma ile tahribatına başlamıştır bile.




Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
Vahdettin Bayram - balıkesir
21 / 02
Çer-kes(ler) Çer= Asker. Kes(ler)= Kişi(ler),Kimse(ler),İnsan(lar). "Çerkes" Arabça/Farsça "çer" ve "kes" kelimelerinden oluşan bileşik kelimedir. (Örnek; Her-kes.) Kılık ve kıyafetleri adeta askeri bir üniforma gibi tek tip ve savaşma kabiliyetlerinin çok yüksek olmasından dolayı Kafkasyalı (Adğe,Abhaz ve Oset v.s.)insanlar, araplar tarafından bu şekilde tanımlanmışlardır. Osmanlı döneminde ise, "Kafkas" tanımı, Ortadoğu ve Balkanlarda yoğun olarak kullanılan Arapça etkisiyle tamamen "Çerkes" olarak değiştirilmiştir.
yalçın karadaş - istanbul
09 / 11
bu güzel yazı için sn.karayel'i ve yorumlayan arkadaşlarımı kutluyorum.ben yıllardır bu konuda oldukça fazla yorum yaptığım için tekrar etmek istemiyorum. bu konu son "çerkesleri anlamak"kitabımızda bir başlık ve 7 farklı görüşteki aydınımız değişik yorumlar yaptılar. bayram öncesi çıkması muhtemel kitabımızın ileride yeni baskıları olur ise bu tür yazı ve yorumlarla zenginleşmesi mümkündür.
Ozgur Koc - İstanbul
08 / 11
Toplumların kendilerini isimlendirmeleri dinamik bir seyir izliyor. 10.000 sene önce bugün var olan milletler yoktu coğu bir birisi ile akraba olan küçük topluluklardı. Çerkes isminin de tanımının değişmesi benzer bir durum dinamik bir süreç. Sözcügün etimolojik kökenin ne olursa olsun 200 sene önce kendisine çerkes diyen insanların torunlarının bazıları artık kendilerine çerkes demiyor. Bu nedenle bu kavrami da gün geçtikçe Adige ve Vubihlar dışında kabullenen Kafkasya halki kalmadi. Bu doğal sürece paralel olarak ortaya çıkan Çerkes=Adige söylemi ise Adigelerin tek probleminin isimlendirme ile ilgili bir sorun olduğunu ortaya koyması, ve sanki Adigeler diger Kafkasy halklari icin calismaktan kendilerine bir sey yapmiyor havasi estirilmesi olayin sagliksiz tarafidir.