Arama

KİMLİK BİLİNCİ VE DÖNÜŞ
Erol Karayel
Kafkasya’ya dönüş konusuna devam ediyoruz…
Kendimize,  “Diyelim ki Rusların koyduğu bütün engeller önümüzden kaldırıldı; peki biz kitlesel bir dönüşe hazır mıyız?” şeklinde bir soru sormuştuk.
Sanırım bu suale vereceğimiz cevap hepimiz için aynıdır: “Elbette ki hayır”.
Sadece “dönelim” demekle dönülemediği artık tecrübe ile sabit oldu.
Dönülebilseydi eğer, yıllarca “dönüşçü” sıfatıyla “klik oluşturup, çalım satıp, racon kesenler” bugünkü mahcubiyetlerini yaşamaz, çoktan dönmüş olurlardı.
***
Peki niçin dönülemiyor?
Eksik olan ne?
Çok açık: Eksiklik, dönüşün boyutlarını, dolayısıyla ciddiyetini idrak edemememizdir.
Kitlesel dönüşün muazzam bir eylem olduğunu, maddi-manevi ne kadar büyük bir fedakarlık ve destek istediğini anlayamamızdır.
Eksiklik, böylesine çok boyutlu, böylesine girift problemleri olan bir konuyu, amatör dernek yapılanmalarının “sığlığında” ele alıp kotaracağımızı zannetmemizdir.
Türkiye genelinde derneklerle irtibatlı insan sayısı 5 - 6 bini geçmez. -Mümkün değil ama- hepsini ikna edip, imkan oluşturup, topluca Adıgey’e yerleştirdiğimizi kabul etsek, Adıgelerin bu cumhuriyetteki genel nüfusa oranı sadece 1 puan artıp, % 24’ten % 25’e çıkar.
Bu mudur aradığımız çözüm?
 
***
O halde ne yapmalı, nereden başlamalıyız?
Yapılması gerekenleri somutlamak için, önce, ata yurdumuzda "pusulası dolara endeksli insanları" cezbedecek şartlar olmadığı tespitini yapıp, sonra da şu soruya realist bir cevap vermemiz gerekir:
Hangi güç, diasporada yaşayan birisini, geçmişini büyük oranda sıfırlayarak, yaşam şartlarının daha vasat olduğu ata yurduna döndürebilir?
Bence ipin ucu bu soruya vereceğimiz cevapta saklı.
Ve bu soruya verilebilecek tatmin edici tek cevap da, “kimlik ve kimliğini koruma bilinci”dir
 
***
Evet, diasporada yaşayan birisini, "geçmişini büyük oranda sıfırlayarak, yaşam şartlarının vasat düzeyde olduğu" ata yurduna ancak ve ancak “kimliğini koruma bilinci” döndürebilir.
Yalnız sözün geldiği bu noktada hatırlatalım ki, “kimlik bilinci” ile “kimlik bilgisi”ni birbirine karıştırmamak gerekir.
Dönmesini arzu ettiğimiz hedef kitleye, bu iki kavram arasındaki farkı dikkate alarak baktığımızda ata yurduna dönebilecek insan sayısının ne kadar az olduğunu görebiliriz.
İşte dönüşün önündeki gerçek problem de budur zaten.
Peki, kimlik bilincinin tezahürü nedir?
Tersinden giderek ifade edersek, dil ve kültürünü gelecekte de yaşatma kaygısı gütmeyen, bunun sıkıntısını içinde hissetmeyen, bu yolda gayrete gelmeyen kimsede “kimlik bilinci” olduğunu söyleyemeyiz.
 
***
İşte bizim bu aşamada, bu tespitlerden hareketle, dönüş eksenli bir modelleme yapma “cüretinde” bulunmamız gerekiyor.
Gerekiyor çünkü, bu konunun diasporada ele alınış şekli hala romantizm sınırlarını aşabilmiş değil.
 
***
Gelinen bu noktada yapılacak ilk iş, kimlik bilinci oluşturacak bir fikri hareket geliştirmek ve toplumun mümkün olduğunca bu düşünce etrafında örgütlenmesini sağlamaktır. Bunun için de, öncelikle bu fikri üretimi yapacak entelektüellerimizi buluşturacak platformları oluşturmamız gerekmektedir.
 
* Hemen ikinci adım bir “Bilimsel Çalışma Grubu” oluşturmaktır. Bu grup, alan çalışması yaparak veri toplama ve bu verileri analiz ederek projelendirme misyonunu üstlenmelidir.
 
* Üçüncü adım, “Politik Çalışmalar Grubu” oluşturmaktır. Bu grup, gerek içinde yaşanılan, gerekse dönüşün hedeflendiği ülkeler, gerekse de uluslararası kurum ve kuruluşlar nezdinde çalışmalar yürütmelidir. Misyonu, siyasal ve  finansal destek temin etmek olmalıdır.
 
* Dördüncü adım, “Finans Temin ve Planlama Grubu” oluşturmaktır. Çalışma grupları ile döneceklerin dönüş ve adaptasyonu için gerekli finansmanın temini ve harcama planı bu grup tarafından yapılmalıdır.
 
Bu çalışma grupları arasındaki iletişim, Bilimsel Çalışma Grubu başkanının yönetiminde, bütün çalışma gruplarının sorumlularının katılımıyla yapılacak “Koordinasyon Toplantılarıyla” sağlanmalıdır.
Bu toplantılarda, yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlar ile ortaya çıkan aksaklıklar masaya yatırılmalı; burada elde edilecek veriler Bilimsel Çalışma Grubu tarafından analiz edilerek, gerekli revizyonlar yapılmalıdır.
Ve hatırlatalım ki bu çalışma grupları 50 senelik bir vizyonla kurulmak durumundadır.
***
Konu uzun ve derin.
Onun için sonraki yazılarda bu başlıkları tek tek açarak beyin jimnastiği yapmayı sürdüreceğiz.
Yarınlar meçhuldür; öyleyse, yarınları sırtlamak hayal etmekle başlar.
Dün ve bugünü realist bir şekilde algılarsak, gerçekleşebilir hayaller kurmamız da mümkün olur.
***
Bir sonraki yazıda buluşabilmek ümidiyle.
ekarayel@superonline.com
K.E.

Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.