Arama

1919 Yılında Kuzey Kafkasya ve Dağıstan'da Meydana Gelen Olaylar(*)

Yazan: Mikâil Halil Paşa
Tercüme:Musa Ramazan
 
"Sayın yönetici, saygıdeğer redaktör,
Eski mesai arkadaşım ve dostum General Denikin'in yazıp Paris'ten bana da gönderdiği "Oçerki Russkoy Smuti, Paris 1922 / Rusya'daki Kargaşalar" adlı kitabının 1919 Mayıs başından itibaren Gönüllü Ordu Birliklerinin Dağıstan topraklarında Şamilkale(Mahaçkale) ve Derbent'e girişinin yer aldığı 4. ciltte yazılanları dikkatlice okudum, inceledim.
Eserde önemli yanlışlıklar yapıldığını ve gerçeklerin tahrif edilmiş olduğunu gördüm. Olaylan bizzat yaşamış bir görgü şahidiyim. Aynca o tarihlerde, önce Kuzey Kafkasya Devleti Hükumet Başkanlığı görevini deruhte etmiş; daha sonra Gönüllü Ordu Komutanlığı tarafından verilen ültimatomdan sonra, Dağıstan Halkı tarafından, Dağıstan Hükumet Başkanlığı görevine seçilmiş birisiyim.
Geçmişte yaşanan olayların iç yüzünü bilen biri olarak şunu kesinlikle söyleyebilirim ki, bütün bu kargaşaların sebebi Gönüllü Ordu'da görev yapan ve düzeni sağlamakla vazifeli olan, fakat taşıdığı rütbeye hiç de layık olamayan bir subaydır.
Ahlaki kurallara bağlı kalarak, olaylar hakkında tarafsız bir şekilde açıklamalarda bulunmaya ve bunu basın vasıtası ile gelecek nesillere aktarmaya kendimi mecbur hissedip, vazifeli sayıyorum. Çünkü General Denikin'in, Dağıstan'da 1919 Nisan başından, Mayıs sonuna kadar olduğunu iddia ettiği olaylarla ilgili aktardığı bilgilerin tamamı yalan ve uydurmadır.
Sayın yönetici, saygıdeğer redaktör.
Size takdim ettiğim bu yazılı açıklamalarımın kıymetli derginizin çıkacak olan ilk nüshasında yayınlanmasını rica ediyorum.
 
 
Gen. M. Mikail Halilov                       Muhammed Mikail Halil Paşa             
(Geçmişte)                                                     (Şimdiki)
Sabık Kuzey Kafkasya Devlet Başkanı,           TC vatandaşı
Daha sonraki Dağıstan Hükumeti Başkanı
 
----- 0 -----
 
Dağlıların önde gelen şahsiyetlerinden Mikail Halil Paşa'nın ricasını yerine getirerek, o günlerdeki olaylar hakkında detaylı bilgiler içeren "General Denikin'e Cevap" başlıklı yazısının tamamını yayınlıyoruz.
                                                                                  Gortsi Kavkaza
___________________________________________________
 
 
 
GENERAL DENİKİN'E CEVAP
 
 
General Denikin, ''Rusya'daki Karışıklıklar" adlı eserinin 4. cildinde, Dağıstan'da 1919 ilkbaharının başından sonuna kadar cereyan eden hadiseleri şöyle anlatmaktadır:
Anton Denikin"26 Nisan 1919 günü, Dağıstan'ın Iskarta Köyünde toplanan aksakallılar, hakimler v.d. ülkedeki kargaşaları tartışarak çareler aramış ve aşağıdaki kararları almışlardır:
  1. Gönüllü Ordu birliklerine karşı savaş ilan edilmeyecektir.
  2. Şehirler ve deniz kıyılan Gönüllü Ordu birliklerine teslim olunacak, Dağıstan Gönüllü Ordu yasalarına tâbi olacaktır.
  3. Toplantıda bulunan üyelerin teklifi ile karar alınarak hükumetin birlik (Rusya birliği Ç.N.) içinde kalmasına ve seçime gidilerek devlet üyelerinin yeniden belirlenmesine,
2 Mayıs 1919 tarihinde KKDB (Kuzey Kafkasya Dağlıları Birliği) Hükümetinin istifa ederek yeniden hükumetin kurulmasına ve görevin General Mikail Halilov'a verilmesine...
Bu kararlardan sonra General Mikail Halilov askeri bir kabine kurmaya başladı.
Bu sırada Yekaterinador şehrinde ikamette bulunan İngiliz General Brigssa Gönüllü Ordu Komutanlığına bir ihtarda bulunarak, Gönüllü Ordu'nun Dağıstan'ı ilhakına karşı olduğunu duyurdu. Eğer Gönüllü Ordu böyle bir girişimde bulunursa, en son 11 Mart'ta verilen telgraf uyarısına dayanılarak bunun İngiltere'ye karşı bir girişim olarak kabul edileceğini bildirdi.
Dağıstan'ı ilhak etmek için Iskarta Kongresi'ndeki kararlardan faydalanan General Drotzenko himayesindeki Gönüllü Ordu birlikleri, 8 Mayıs günü demiryoluyla Grozni'den yola çıkarak hiç beklemeden Petrovsk (Mahaçkale)'a geldi. (Bu demiryolu ile son gelişleridir).
Birlikler 10 Mayıs'ta da Derbent'e geçti. Rusların gelişiyle birlikte yollarda çeşitli hadiselerin meydana gelmesinden başka, çeşitli siyasi hareketlilikler de meydana gelmeye başladı.
10 Mayıs'ta Dağlı lider General Mikail Halilov, General Dradzenko'ya bir telgraf çekti: "Dağlılar Birliği Cumhuriyeti Hükümeti ve Devlet Başkanı General Mikail Halilov, Gönüllü Ordu'nun Şamilkale (Mahaçkale)'ye gelişi hakkında bilgi istemektedir. Aynca Gönüllü Ordu komutanının bağımsız devlet kavramından ne anladığını ve bugünkü durumla ilgili düşüncelerini öğrenmek istemekteyiz.
23 Mayıs'ta (?Ç.N.) sabah saat 10.00'da gözlerimizin önünde bazı hadiseler cereyan etti. Gönüllü Ordu askerleriyle Dağlılar arasındaki çatışmaya karşı olduğumuzun bilinmesini isteriz.
Şeyhülislam ve aydınlar arasında sürdürülen müzakereler sonunda, kan dökmenin yararsızlığı üzerinde mutabık kalınmış, ayrıca, büyük yanlışlıkların sebep olacağı tehlikelere dikkat çekilerek, aşağıdaki kararlar alınarak parlamentoya sunulmuştur:
    1. Kabinenin istifasının kabulü,
     
    2. Durum dikkate alınarak KKDB Cumhuriyetinin ilerideki bir toplantıya kadar faaliyetlerinin şimdilik askıya alınması;
Fakat sürdürülen müzakereler neticeleninceye kadar Dağıstan'ın hükumetsiz kalması da mümkün olmayacağından, halk temsilcileri ve dini kuruluşların oy birliği ile bir Dağıstan Geçici Hükümeti oluşturularak General Mikail Halilov'un başkanlığında 2-3 danışmanla göreve devamına imkan verilmesi...
Dağıstan Parlamentosu'nun izleyeceği siyasetle ilgili yukarıdaki açıklamaları tecrübenizi dikkate alarak reddetmeyeceğinizi düşünüyor, Dağıstan yöneticileriyle Gönüllü Ordu komutanları arasında yeri ve zamanı tarafınızdan belirlenecek bir müzakere yapılabilmesi için sizden haber bekliyoruz."
 

İŞKARTA KÖYÜ HAKKINDA
Eserden alıntılar yaptıktan sonra “olayın gerçeği budur” diye doğruları ortaya koyduğumuzda buna cevap vermek zor olur ve zaten verilemez de.
Bir kere Dağıstan'da İşkarta diye Dağıstan yerlilerinin yaşadığı bir köy yok ve hiçbir zaman da olmamıştır. Yalnız 80 - 100 hanelik İşkarta adlı Rusların meskun olduğu bir köy vardır. Bu köyün yeri zamanında Apşeron Piyade Alayı'nın karargâhı olarak kullanılmıştı. Karargah lağvedilince geriye kalan Rus aileleri burayı kendilerine köy yapmışlardır. İşkarta köyünün arazisi aslında komşu köy Karanay'a aittir. Bahis konusu İşkarta köyünde veya benzer bir başka köyde 26 Nisan 1919 günü, aksakallılar, kadılar veya Dağıstan'ın muhtelif yerlerinden gelen temsilcilerin katılımıyla herhangi bir kongre yapılmamıştır.
Böyle bir toplantı olsaydı, KKDB hükumeti bundan mutlaka haberdar olurdu.
Her şeyden evvel İşkarta köyünde veya bu köye benzeyen başka bir yerde Dağıstanlıların toplantı yapmaları imkânsızdır. Dağıstan'ın, törelere, örf ve adetlere bağlı bir memleket olduğu herkesin malumudur. Onlar kongrelerini hep büyük kasabalarda ve merkezî aullarda yapagelmişlerdir. Kongrelere de, yöneticiler, kadılar, din görevlileri, ileri gelen aksakallılar ile köy temsilcileri iştirak ederdi. Ayrıca başkan olan yörelerde tasdikli zabıt defterleri bulunur ve alınan kararlar bu defterlere resmi olarak kaydedilir ve bu şekilde kanunlaşarak yürürlüğe girerdi.
İşkarta'da bilmediğimiz böyle bir toplantı yapıldıysa bile bu, güdümlü, formalitelerin yerine getirilmediği, özel bir toplantı olabilir ancak.
Dağıstan îslami hassasiyeti yüksek olan halkların yaşadığı bir memlekettir. Yüzlerce senedir aynı adetlerini sürdürmektedirler. İşkarta köyünün etrafı hep müslüman köylerle çevrilmiştir. Bu köyler işlerini İslami ilkelere göre sürdürürler. Eğer, şan ve şöhret için böyle akılsızca ve aldatıcı bir toplantıya karar verilse idi, bir kere bu çevre köylerin tepkilerine yol açar, şikayetler yağardı.
Ahlaki ve dini yönden de böyle bir teklifin Dağıstan'da kabulü mümkün değildir. Çünkü:
 
1. İşkarta köyünün her hanesinde, ispirto karıştırılmış kaçak içki üretilmekte ve halkın çoğu sarhoş dolaşmaktadır.
 
2. Aynı köyün genç hanımdan arasında fahişelik yaygındır ve çevre köylerin genç erkekleriyle birlikte olduklarından zührevi hastalıklar da yaygındır. 
 
3. İşkarta köylüleri geçim için fazlasıyla domuz beslemekte olup bu yüzden sokakları yürünemeyecek derecede pistir. Ayrıca aynı köyde cami yoktur ve Müslümanlar için abdest alabilecek ne bir çeşme, ne de bir şadırvan bulunmaktadır.
Bir Müslümanın böyle bir köyde uzun zaman kalamaması bir yana, bir gece bile ikamet etmesi imkânsızdır. Tabiatıyla böyle bir köyde kongrenin olamayacağı da açıktır.
Gönüllü Ordu komutanları bu köyde böyle bir kongre yapılmış gibi göstererek bu hayali toplantıya dayandırarak bir takım kararlanna meşruiyet kazandırmaya çalışıyor da olabilirler.
General Dradzenko komutasındaki 5 bin kişilik Gönüllü Ordu askerinin, Dağıstan'a sevk edilirken 'Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin almış olduğu bir karardır' denilerek ikna edilebilmesi için böyle bir toplantı uydurulmuş olabilir mi?
Kuzey Kafkasya'da hükümet değişikliği 2 Mayıs'ta değil, 5 Mayıs 1919'da olmuştur. Denikin'in kitabına göre ise güya hükümet değişikliği İşkarta köyündeki bu hayali kongre kararlarıyla olmuştur.
1919 Mart ayının başında başlayarak Kuzey Kafkasya'nın çoğu yörelerinde, özellikle de Dağıstan'da Bolşevik ajanlarının propagandalan çok yoğunlaşmış idi. Bolşevikler gizli teşkilatlar kurarak bazı köy meydanlarında mitingler yapmaya başlamış, her tarafta propagandaya girişmişlerdi. Pşimaho Kotse hükümeti Bolşevik kışkırtmalarına karşı oldukça ciddi ve kararlı tedbirler almıştı. Suçlular, mevcut kanunlara göre yakalanıp mahkemeye celp edilmekte, fakat bu Bolşeviklerin gayretlerinden bir şey eksilmemekte, aksine çoğalıp artmaktaydılar.
Bu durum parlamentoda ve halk arasında ön yargıların oluşmasına sebep oldu; Parlamento Başkanı Pşimaho Kotse'nin zayıf ve kararsız kaldığı söylentileri yayılıyordu. Bu arada Bolşeviklerin kışkırtmaları da git gide artıyordu. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti topraklarında bulunan gönüllü ordu da herhangi bir önlem geliştirmekten acizdi.
Kuban Çerkesleri'nden, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin merkezi olan Temirhanşura'ya, Gönüllü Ordu birliklerinin bölgeyi işgal ettiklerine dair haberler gelmişti. Hemen ardından sırasıyla Kabardey'in, Osetya'nın, İnguşetya'nın ve nihayet Çeçenya'nın da işgal edildiğine dair haberler gelmeye başladı.
Gönüllü Ordu güçlerine karşı Hükumet Başkanının elinden, protestolarda bulunmaktan başka bir şey gelmiyordu. Pşimaho Kotse, Gönüllü Ordu birlikleri komutan­arına ardı ardına protesto yazıları gönderiyordu. Bıkıp usanmadan, bir Gönüllü Ordu Komutanlığına, bir İngiliz Albay Lourenso'ya, bir Bakü'de General Tomson'a, bir Yekatarinador'da General Brigssa'nın yanına gidip geliyordu.
Bu durum parlamento tarafından Pşimaho Kotse'nin ve kabinesinin zayıflığına yorulmakta, hükumet suçlanmaktaydı. Gelen protesto telgraflarına karşı Kotse, özel delegelerini Gönüllü Ordu komutanlığına defalarca özel görüşmeler yapmak üzere göndermiş fakat bir türlü çare bulamamıştı.
Nisan ayı ortasında Çeçenistan'da sivil halkla meydana gelen bir çatışma sonrasında General Şatilov kuvvetleri Çeçenistan'ı işgal etti.
Nisan ayı sonunda veya Mayıs başında Pşimaho Kotse General Şatilov'la bizzat görüşmek için Grozni'ye gitti. Dönüşünde şöyle bir hadise cereyan etti:
Çeçenya'dan dönen Pşimaho Kotse, 5 Mayıs günü aniden Temirhanşura'daki parlamento toplantısının yapıldığı salona girer ve heyecanlı bir şekilde başından geçen hadiseleri anlatmak üzere izin ister. Kürsüye çıkan Pşimaho Kotse heyecanlı bir sesle, "Demiryoluyla Karçugay'dan Kafir Kumukh İstasyonuna geldim. Faytona binerek hareket ettiğimde 3 militan tarafından suikaste uğradım. Daha yarım saat önce tüfeklerle üzerime ateş açtılar. Mucize eseri isabet almadım. Canilerden birisini tanıdım. Meşhur komünist Kafir Kumukhlu Said idi" dedi.
Parlamento üyelerinden saldırıyı protesto eden öfkeli sesler yükselmeye başladı. Pşimaho'ya 'sağ kaldığınız için sevindik', 'geçmiş olsun', 'büyük tehlike atlattınız' gibi teselli edici sözler söylendi.
Parlamento üyelerinden bir kısmı ise Pşimaho beye sitem ederek, çok iyi niyetli ve yumuşak bir karaktere sahip olduğunu, bu sebeple olayların bu duruma kadar gelmesine fırsat verildiğini, bolşeviklerin küstahlıklarının ve su-i istimallerinin cezasız kaldığını, artık gündüz vakti, halk önünde bile hiç çekinmeden devlet başkanına suikast düzenleyecek kadar cüretkar hale geldiklerini söylediler. Milletvekillerinin çoğunluğu şiddete şiddetle karşılık verilmesi gerektiğini belirterek sert tepki gösterdiler.
Bu gelişmelerin ardından, Pşimaho Kotse ve Bakanlar Kurulu üyeleri istifa etmekten başka çareleri kalmadığını ilan ederek görevlerinden ayrıldılar.
Zaman kaybetmeden parlamentonun derhal yeni bir seçim yapması istendi ve aday olarak da benim adım öne sürüldü.
Doğrusu ben hiç istekli değildim. Niçin istemediğimi de gerekçeleriyle izah ettim. Genç yaşımdan beri askerdim ve hiçbir zaman sosyal ve siyasal konuları merak etmedim; bu konularla meşgul olmadım. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Hükümeti'nin Başkanı olmaya hazırlıklı olmadığımı da biliyordum.
Fakat ne kadar itiraz ettim ise de adaylığımı koydular ve oy birliği ile hükumet başkanlığına beni seçtiler.
İdari dizginleri ele almaya ve askeri bir yönetim oluşturmaya mecbur kaldım. Aynı gün (5 Mayıs 1919) bir deklarasyon yayınladım:
Meclisten yabancı ve yerli Bolşeviklere karşı Cumhuriyetimizi kurtarıncaya kadar şiddet kullanarak savaşmanın karara bağlanmasını,
Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti topraklan üzerindeki Gönüllü Ordu'ya karşı silahlı mücadelenin devam edebilmesi için parlamento tarafından karar alınmasını ve lazım olan yetkinin verilerek silah eksikliğinin de giderilmesini istedim.
Bir devlet başkanı, her ne kadar kendi inisiyatifi ile yürütme yetkisine sahip olsa da, parlamentonun askeri mücadeleye girilmesine dair karar almasıyla daha güçlü bir irade oluşacağını ve bu karar doğrultusunda 5 bin kişilik bir askeri gücün oluşturulması gerektiğini belirttim. Bu fikrimi zaten daha evvelden beri de dile getiriyordum.
Elimdeki istihbarata göre Dağıstan topraklanndaki Gönüllü Ordu'ya ait süvari ve piyade asker sayısı 25 bin kişi idi. Çok miktarda tank - top, zırhlı araç ve otomatik silahlarla donatılmıştı. Hava saldırı silahları ile insanlara zarar verebilecek zehirli gazları mevcuttu.
Toplumumuzun gücü ise bu güçle kıyaslanabilir değildi. Aleyhimize olan güç dengesizliği sebebi ile mevcut halimizle Gönüllü Orduya karşı askeri bir harekata girişilmesini mahsurlu görüyordum.
Gönüllü Ordu'ya karşı bizim süvari ve piyade mevcudumuz yalnızca 1500 kişi idi. Aynca eski yapım 4 topumuz vardı, ki bu toplar da Hazar Denizinden gelmesi muhtemel Bolşevik güçlere karşı Şamilkale'de mevzilendirilmişti.
Kısaca, yeni teknolojiye karşı hiçbir şeyimiz yoktu. Bu halimizle denizden gelecek Bolşevik gemilerine karşı koymaya çalışırsak büyük bir vebale girmiş olurduk.
Parlamento toplantısı 5 Mayıs'ta sona ermişti ve ben yeni bir kabine kurmak üzere harekete geçmiştim.
Yani 10 Mayıs 1919'da Temirhanşûra'da bir hükumet değişikliği olmadı ve ben General Drodzenko'ya daha herhangi bir telgraf filan çekmedim, göndermeye de imkan yoktu. Çünkü olayın meydana geldiği tarih 23 Mayıs'tır.
Olayın aslı şöyledir:
 
9 veya 10 Mayıs'ta Şamilkale Valisi Albay Mahamedov'dan beklenmedik bir telgraf aldık. General Drodzenko komutasındaki 5 bin kişilik Gönüllü Ordu askeri 8 Mayıs'ta demiryoluyla şehre gelmişti.
Bunun üzerine acilen toplanan parlamento olayı müzakere ederek, Albay Mahamedov'dan, General Dradzenko'nun Gönüllü Ordu birliklerinin Dağıstan'a geliş sebebini ve ileriki günler için neler düşünüldüğünü öğrenmesini; bütün bu bilgileri elde ettikten sonra da Temirhanşura'ya gelerek bizatihi anlatması istedik.
22 Mayıs'ta aynı gün içinde Temirhanşura'ya üç kişi geldi:
 
1.Temirhanşuraya Şamilkale'den gelen ve bana da uğrayan Prens Albay Nuh Bek Tarkovski. Kendisi son zamanlarda Cumhuriyette meydana gelen hadiselerle hiç ilgilenmemişti. Devamlı Şamilkale'de kalarak hep şahsi işleri ile meşgul olmuştu.
 
2. Vazifeli bulunduğu Tiflis'ten dönerken Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti hükumetiyle görüşmek üzere görevlendirilen Kurmay Albay Maiseev.
 
3. Ve Albay Mahamedov. O da kendisine verilen vazife doğrultusunda Temirhanşura'ya gelmişti.
İlk iki sırada adları anılan Prens Albay Nuh Bek Tarkovski ile Albay Maiseev, General Drodzenko tarafından özel olarak vazifelendirilmiş, Gönüllü Ordu Komutanlığı'ndan verilen raporu Kuzey Kafkasya hükumeti ve bizzat Halilov'a iletmek ve ileriki günlerdeki niyetleri hakkında açıklamalarda bulunmak üzere gelmişlerdi.
Her üçü de 22 Mayıs tarihinde ayn ayrı evime gelerek benzer ifadelerde bulundular.
Bana söylediklerini ertesi gün 23 Mayıs'ta parlamento toplantısında da tekrarlayarak 6 madde halindeki aşağıdaki açıklamalarda bulundular:
 
"1- Gönüllü Ordu Komutanlığı Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Devletini tanımamaktadır. Sebebi de, bu cumhuriyetin içinde bulunduğu belirtilen Kuban Çerkesleri, Kabardeyler, Karaçaylar, Osetler, İnguşlar ve Çeçenler'in, General Denikin'e, maiyetinde bulunacaklarına ve çalışacaklarına dair yazılı belge vermiş olmalarıdır. Yukarıda sayılı kabileler hiç bir zaman bu hükümette bulunmadıklarını ve girmediklerini söylüyorlar. Temirhanşura hükumeti toplantılarına katılanlar ise halkın temsilcileri, milletin vekilleri olmayıp, macera peşinde koşan, meçhul, sıradan, yalancı kişilerdir. Sonuç olarak bunları halkın temsilcileri olarak kabul etmiyoruz. Yalnız Abdülmecit Çermoy ve Hoşgeldenli Yusuf Haci'yi istisna ederek onları Çeçen Halkının temsilcileri olarak kabul ediyoruz.
Batı Kafkasya kabile temsilcileri tarafından müştereken hazırlanan ve General Denikin'e verilen Deklerasyon şu bilgi ve ifadeleri içeriyor:
'Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Hükümetini kabul etmiyoruz, yalnızca Gönüllü Ordu himayesini kabul ediyoruz' denilerek kabile adları yazılarak altına imza atılmıştır.
Kuban Çerkesleri'nden General Prens Sultan Kılıç Girey Komutasında Çerkes Süvari Tümeni oluşturularak bolşeviklere karşı savaşmak üzere üzere General Vrangel himayesinde Tzarizina (bugünkü Volgagrad) şehrinin müdafaasına gitmiştir
Keza diğer kabileler de ayrı ayn resmi askeri kuruluşlar organize etmeye başlamışlardır.
Bir seneden fazla bir zamandır idareyi elinde tutmaya çalışan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Devleti artık önemli bir olay olarak tarihte kalacaktır.
Cumhuriyet hükümetine hiçbir kabileden, piyade olsun, süvari olsun tek bir asker bile verilmemiştir.
Ayrıca Cumhuriyet hükümeti hazinesine tek bir ruble bile ödenmemiştir.
 
2- Hür Kuzey Kafkasya için "önemi olmayan mevcut parlamento" ile General Mikail Halilov kanuni başkan olarak devam etmekte ısrar ederse ve General Dradzenko, Şamilkale'ye yaklaştığında bir çatışmaya mecbur kalırsa, General Denikin'den aldığı talimat doğrultusunda, Şamilkale'den başlayıp Temirhanşura'ya kadar olan bütün köyleri işgal ederek, Temirhanşûra parlamentosunu ilga etmek için çalışır. (Fakat zorunlu kalınmadan çatışılmasına ve kan dökülmesine taraftar değiliz. Gnr. Drotzenko)
 
3- Eğer General Halilov, Kuzey Kafkas Hükumeti'nden vazgeçerse de parlamentoyu kapattığını da ilan etmelidir.
 
4. Şayet bu lağvetme işlemi yapılırsa, Gönüllü Ordu Komutanlığı Dağıstan'ı otonom kabul eder ve ileride Tüm Rusya Kurucu Meclisi'nin alacağı karara kadar Dağıstan'da fiili bağımsızlık meydana gelebilir.
 
5. General Drotzenko'nun meselelerinden bir tanesi de Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmak ve Dağıstan'a yardımda bulunmaktır.
Hazar Denizi'nden Bolşeviklerin çıkartılarak atılması, Hazar Denizi sahil şeridinde Petrovska (Mahaçkale)'dan Derbent'e kadar askerler yayarak muhtelif stratejik yerlerde kuvvetler yerleştirerek çıkartmaya karşı tedbir alıp mani olacaktır.
Aynca Gönüllü Ordu'ya bağlı Kazak askerler, Dağıstan'ın güney yöresinde demiryolunun kamulaştırılması ihtimaline karşı da tedbir almakla vazifelendirilmiştir.
 
6- General Dradzenko, Gönüllü Ordu Komutanlığı'nın, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Devletinin barış yoluyla lağvedilmesinden sonra kurulacak Dağıstan hükumetinin başkanlığını üstlenecek General Mikail Halilov veya seçimle bu mevkiye gelecek başka bir Dağıstan temsilcisiyle karşılıklı barış görüşmelerinde bulunmaya her an hazır bulunduğunu ilan eder."
 
Drotzenko'nun önerilerini kabul edip istifa etmem halinde Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Parlamentosu da otomatikman kapanmış olacaktı.
Zaman geçirmeden yine 23 Mayıs tarihinde General Dratzenko'ya telgraf çekerek görüşme talebinde bulundum; kendisinden yer ve zaman bildirmesini istedim.
Telgrafıma gelen cevap sonrasında randevu Şamilkale'de (Mahaçkale / Port Petrovsk) 25 Mayıs günü gerçekleşti.
Görüşmenin sonucunda General Drotzenko Gönüllü Ordu komutanı olarak aşağıdaki hususları teklif ve tasdik etti:
 
"1- Dağıstan, Rusya Meclis Toplantısında, Anayasaya uygun olarak, egemen, tam bağımsız bir devlet olarak kabul edilmiştir. Kendi Parlamentosu, halk temsilcilerinden oluşan danışma meclisi, milli ordusu, medeni hukuku ve kendilerinin tasarımını yapıp hazırlayacağı parası olacaktır.
 
2- Gönüllü Ordu, Dağıstan'ın içişlerine ve yönetimine hiçbir zaman kanşmayacaktır."
Duruma bakılırsa, Dağıstan'ın kendine has parası olmadığı için General Drotzenko konuyla ilgili olarak General Denikin namına teklifte bulunuyordu. Drotzenko'nun ifadelerine göre, Dağıstan'ın ihtiyaçlarının karşılanması için para yardımı yapılacaktı. Yardımın miktarı ve şartları mühim değildi. Dağıstan Kuzey Kafkasya'da müstakil bir devlet olup, verilen para önce borç olarak kabul edilebilirdi. Dağıstan, din ve kan yakınlığı bulunan komşu Azerbaycan'la daha evvelden olduğu gibi ekonomik ve dini yakınlığını devam ettirebilirdi.
Drotzenko'nun konuşmasını tamamlamasından sonra sözü ben aldım. Dratzenko'ya, Kafkasya'da farklı bir hükumet kurulmasını istemenin Gönüllü Ordu Komutanlığı için politik bir hata olacağını, bunun Rusya'ya da zararı olacağını belirterek şunları söyledim:
 
1. Gönüllü Ordu Komutanlığının bazı birimlerinde, siyasi kurumlara, bağımsızlık düşünce ve teşebbüslerine alaycı bir bakış ve hor bir yaklaşım var.
Dağıstan halkları konuya oldukça mantıklı ve akıllıca yaklaşmaktadır. Devrimden sonra eski Rusya'ya Bolşevik idaresinin hakim olmasıyla oluşan yeni devlet ve yeni kanunlar anarşist hareketleri yaydı ve vatanımızın her tarafına yıkım ve perişanlık getirdi. Her yerde Kafkas halklarının geçmişten gelen güçlü kültür ve nizamlarına özlem ile huzur ve tehlikesiz bir yaşama susamışlık var.
 
2. Bu yeni teşkilatlanmanın, birlik ve beraberliğe verdiği zararları, gelen hükumetin (Bolşevikler ç.n.) üzerine atarak izah edemezsiniz ve bunu kimse de kabul etmez.
 
3. Gönüllü Ordu Komutanlığının "Bölünmez büyük Rusya (yedinnaya i nedelimaya)" parolası ile hareket etmesi yanlıştır. Bunun yanı sıra, oluşan her yeni kuruluş ve her hareketin bastırılması için orduya başvurulması, şiddete yönelmesi, yağmacılık yapması sebebiyle Gönüllü Ordu'nun Bolşeviklerden bir farkı kalmamıştır.
 
4. Eğer Bolşevik devrim başlamadan çok evvel kurucu meclisi acilen Bolşevik teşkilatının merkezi olan Moskova'ya nakletseydiniz, Mayıs sonuna kadar Rusya Demokratik Sosyalist Cumhuriyeti tarzında makul bir atmosfer oluşturup sadece Rusya ileri gelenlerini değil, çar karşıtı bağımsızlar dahil tüm insanları eşit kılacak bir sisteme geçiş yapabilseydiniz, bugün Gönüllü Ordu Komutanlığı mensupları ile başta politik konular olmak üzere Dağıstan konusunda karşı karşıya oturur, dost iki general olarak konuşabilirdik; Rusya Cumhuriyet Ordusu olarak sizinle askeri konularda konuşmak o zaman her iki taraf için de daha faydalı olabilirdi.”
 
General Drotzenko ile olan görüşmemiz bu şekilde sona erdi.
General Drotzenko bende aydın bir asker olduğu intibaı bıraktı. Dağıstan'ı seven ve iyi davranan dost bir asker...
Bundan sonra yazacaklarım yukarıda özetlediğim olaylara benzemeyecek. Çünkü Gönüllü Ordu mensuplarının doğrudan içine girdikleri olaylar konuya farklı bir şekil kazandırmıştır. Gönüllü Ordu mensuplarının kanun dışı ve ahlaksız davranışlarını kısa da olsa özetlemem iyi olacak. Okuyuculara tam ve doğru bilgi vermekle General Denikin'in "Rusya'daki karışıklıklar, Cilt IV"te yazdıklarına da cevap vermiş olacağım.
Dağıstanlılar vatansever, çalışkan ve sessiz bir millettir. Beyaz düzene karşı Rusya'nın tümünü saran isyana (Bolşevikliğe ç.n.) taraftar değildi. Fakat eskinin siyasi ve askeri idaresi de artık Dağıstan'da sona ermişti.
Bu arada acele olarak başka bir yere tayin edilen General Drotzenko Haziran ayının ilk günlerinde Dağıstan'dan ayrıldı. Yerine Derbent şehrinde bulunan istihkam takım komutanı General Popov tayin edildi.
General Popov, General Dratzenko'ya karakter olarak hiç benzemiyordu. 60 - 65 yaşlarındaydı. Vazife başında ilk gördüğümde bende bıraktığı izlenim, kültürsüz, medeniyetten uzak bir zat olduğu şeklindeydi. Bu intibam ileride daha da pekişti. Kendisi bir Kazak'tı ve Kazaklığını ispatlamaya pek hevesliydi. Bunun için düşük nitelikli bir ekip başı karakteri çiziyordu. (Kazaklar arasında buna erbaş rütbesine emsal bir şekilde "uradnik" denilir). Bayağı bir şöhreti vardı ve davranışlarıyla bu şöhreti hak ediyordu. Takımı da onu "Batuşka" (takım babası) lakabıyla çağırmakta idi. Gerek takım içinde olsun, gerek diğer toplumlar arasında saygınlığını kaybetmiş birisiydi.
General Drotzenko'nun ayrılışından sonra yerine gelen takım başı Popov'un döneminde kendisine bağlı Gönüllü Birlikler ve diğer rütbeli şahısların şehirde olsun, dağ köylerinde olsun, vurgun, yağma, çapul yapmadıkları bir gün dahi geçmiyordu. Bunlan Popov'un devriye gezen Kazak erbaşları yapmaktaydı. Güya Derbent ve Mahaçkale arasındaki demiryolları arasında dolaşan kaçakları ve Bolşevikleri yakalama görevlerini ifa ederken, atlan için yem ve Gönüllü Ordu için de erzak teminine çalışıyorlarmış.
Tabii ki hepsi yalan. Çünkü Gönüllü Ordu askerlerinin bunların hiç birine ihtiyacı yoktu. Asıl amaçları çapulculuk yapmaktı.
Bütün bunlar olurken yerli ve yabancı Bolşevikler'e karşı Dağıstan'ın yerli kuvvetleri çok başarılı bir şekilde mücadele vermekte idi. Bolşevikler tek tek veya gruplar halinde yakalanıp, Temirhanşura'da şeriat mahkemesine sevk ediliyorlar ve yargılanıp cezaları veriliyordu. Ya ölüm cezasına çarptırılıp kurşuna diziliyorlardı, ya da hapse mahkum ediliyorlardı.
Levazım meselesi benim sorumluluğumdaydı ve Gönüllü Birliklerin ihtiyaçlan sınır konulmaksızın karşılanmaktaydı. Tarafımdan yapılan bir düzenleme ile ordu onaylı yazılı talebi olanlara gerekli gıda maddeleri temin edilmekteydi.
Zaman içinde Gönüllü Ordu'nun seyyar birlikleri için yağma, çapul ve vurgun tek gaye haline geldi. "Takım Babası" Popov ve ekibi sadece üç iş yapıyorlardı: yağma, çapul ve vurgun.
General Popov'un şiddet ve çapul eylemlerini ilgili makamlar nezdinde sık sık, sert bir şekilde tenkit ediyordum. Gönüllü Ordu kuvvetlerinin kanun dışı ve utandırıcı davranışlarda bulunduğunu, "Takım Babası" lakaplı Popov ve ona bağlı askerlerin sayısız suçlar işlediğini üst makamlara duyurdum.
Popov'un Kazak soylular ve ileri gelenler arasında da hiçbir saygınlığı yoktu. Suç işleyenlerin hiç biri hakkında kanuni bir işlem yaptırmamıştı. Eşkiyalıklardan şikayet ediyor gözükmüş fakat suç işleyenlere hiçbir ceza vermeyerek gizliden gizliye teşvik etmişti. Popov işte böyle bir Kazak Generali idi.
Bütün bu hadiselere rağmen yine de nasihatte bulunuyordum: Kazaklar arasında geçerli olan şöhret anlayışının etkisinde kalmamasını, herkese eşit muamele yapması gerektiğini, harp zamanı olduğunu, asayişi temin etmesi gerektiğini söylüyordum. Böyle davranırsa Kazaklar arasındaki yağma ve çapulculuğun da yok olup gideceğini belirtiyordum.
General Popov ve Gönüllü Birliklerin Dağıstan'daki davranışları hakkında, General Denikin'e ve General Erdeli'ye defalarca mektup yazmıştım. Maalesef, General Popov'un kanunsuz davranışlarından dolayı mahkemede yargılanacağı sözlerinden ve vaadlerden başka bir şey yapılmadı.
Ağustos ortasında Dağıstan'da meydana gelen olaylar hakkında açıklamalarda bulunmak ve Gönüllü Ordu askerlerinin vazifelerini yerine getirmemesinden dolayı oluşan tehlikeli durumu anlatmak için özel bir randevu ile Rostov -Taganrog şehirleri arasındaki karargaha (o günlerde General Denikin'in kaldığı yer) General Denikin'le görüşüp olaylara bir çare bulmaya gitmiştim. Fakat hasta ve yatakta olduğu haber verilen General Denikin ile randevum gerçekleşmedi. Beni General Ramanovski kabul etti. O da General Popov ile yağma ve çapula karışan diğer suçluların sahra mahkemesine sevk edildiğini ve yargılanacaklarını söyledi.
Seyehatten Temirhanşûra'ya döndüğümde, General Popov'un, benim yokluğumdan yararlanarak, Dağıstan'ın merkezden uzak yöreleri olan Gunip ile Gazikumukh'a yağma ve çapul seferleri düzenlediğini öğrendim. Bu yöreler en sakin yerlerdi ve hiçbir Bolşevik gelmemişti. Buraların yönetimi sağlam, insanlan nazik ve uysaldı.
Fakat takım başı Popov, yalan, dolan ve kurnazlıkla kandırdığı iki Dağıstan milli alayını kendine celb etmişti. Bu birliklerden birincisi Albay Musalayev komutasındaki Şamil Alayı adındaki nişancı birliği; ikincisi de Albay Caferov komutasındaki Dağıstan Süvari Alayı idi.
Tahkikat yaptırdım. Tahkikat sonucunda Gönüllülere iştirak eden bu iki Dağıstan birliğinin yağmacılık gibi kanun dışı işlere bulaşmadıkları tespit edildi.
Fakat yine de bu iki komutanı azarlayarak, bana ve yardımcı komutana danışmadan Gönüllü Ordu istedi diye onlara katılmaları sebebi ile kendilerini kınama cezasına çarptırdım.
Gönüllü Ordu komutanlığına bağlı takım başı General Popov Dağıstan'ın milli askeri birliklerin arasına girerek defalarca değişik çapta yağma teşebbüslerinde bulunmuştu. Çapul eylemlerinin içine Dağıstan birliklerinin isimlerini de katmak suretiyle artık Dağıstan'ın içişlerine de karışmış oluyordu.
Halk tarafından Başkan olarak seçilmem sebebiyle elde ettiğim yetkiler General Denikin tarafından da onanmıştı ve bu yazılı bir protokolle sabitti. Benzer protokoller General Denikin tarafından Çeçenistan'a, Kabartay'a, Balkarya'ya, K.Osetya'ya, İnguşetya ve Kuban Çerkesleri'ne de verilmişti.
Fakat Gönüllü Ordu Komutanlığı tarafından bu protokolle tanınan yetkileri hiçbir zaman kullanma imkanı bulamadık. Şikayette bulunduğumuz merciler bize sadece ümit veriyorlardı.
...
Başımdan geçenleri böylece kısa da olsa sırasıyla açıklamış oluyorum.
Yukarıda anlattığım hadiselerden sonra Dağıstan Halk Temsilciler Kongresini toplama karan aldım. Maksadım, Gönüllü Ordu Komutanlığı ile Dağıstan Halk Temsilcileri arasında meselelerin tartışılmasını sağlayarak müşterek bir çözüm bulmaktı. Kongre gününü de 29 Eylül (veya 1 Ekim 1919) olarak ilan etmiştim.
General Denikin'den de, kongre günü gönüllü ordu delegesi olarak birini görevlendirmesini ve belirlenen tarihte Temirhanşura'da hazır bulunmasını temin etmesini rica ettim. Kongreye Gönüllü Ordu temsilcisi olarak General Erdeli iştirak etti.
Kongre açılışından ve faaliyet raporu okunup hesaplar görüldükten sonra, Gönüllü Ordu görevlilerinin Dağıstan'da sistematik olarak yürüttükleri yağma, vurgun ve talancılık gibi kanun dışı davranışlar üzerinde durduğum uzun bir konuşma yaptım. Takım başı Popov'un bu eşkiyalara karşı anlaşılmaz bir müsamaha gösterip, yapılanları görmezlikten geldiğini ve bu pis işlerin Dağıstan'ın menfaatlerine tamamen aykırı bir şekilde yürütüldüğünü söyledim.
Bu anormal olayları delegeler önünde aşağıda sıraladığım şekilde maddeler halinde anlatıp, çare bulunması için müzakerelerine sundum:

1.Vücudum eskimiş, sağlığım da bozuktur. Doktorların tavsiyesi üzerine tedavi için Minaralnivod Kaplıcaları'na gitme mecburiyetim vardır. Vazife başında kalmam imkansız olduğundan yerime yeni bir devlet başkanı seçilmesi zarureti vardır.
 
2. Dağıstan Halk Temsilcileri Kongresi karar alarak, Gönüllü Ordu Komutanlığından, Dağıstan'daki askerlerini geri çekmesini istemelidir. Çünkü Gönüllü Ordu komutanı ve askerlerinin kafası, görev bilinci ve sağlam disiplin yerine, devamlı yağmacılık, çapulculukla meşgul olmaktadır.
 
3. Kongreye katılan Gönüllü Ordu temsilcilerini de davet etmemin sebebi, bütün bu disiplinsizliğe yağmacılığa müsamaha gösteren ve yapılanları görmezlikten gelen takım bası General Ponov'un yerine daha liyakatlı bir generalin tayin edilmesi hususunda halkın Gönüllü Ordu yetkililerini ikna etmesidir.
 
4. Ortaya koyulan 2 ve 3. maddelerdeki istekler Gönüllü Ordu tarafından yerine getirilmezse Kongre'nin askeri harekata girişilmesi için derhal müzakerelere başlaması gerekir. Dağıstan savaş halindedir, fakat Rus Bolşevik silahlı kuvvetlerine muhtelif şekillerde karşı koyacak bin 500 kişilik kuvvetle başarı elde etmek de son derece zordur. Dağıstan, yeniden harekete geçen Gönüllü Ordu'nun seferleriyle tahrip edilip yıkılmıştır. Bu durum için de mutlaka seferberlik ilan edip, asker sayımızı, silahıyla, atıyla, techizatıyla 5 bin kişiye çıkarma mecburiyetimiz vardır.
 
5. Artık Rusya sınırlan içindeki cumhuriyetlerde askeri harekatlar başlamış görünüyor. Parlamento'da veya Halk Temsilcileri Kongresi'nde karar almadan bir şey yapmak imkansızdır. Bu konu şimdi burada mutlaka müzakere edilip karara bağlanmalıdır. Eğer Gönüllü Ordu Dağıstan'dan ayrılmazsa hareketlerinin 2. maddede belirtildiği gibi Dağıstan halkının aleyhine olacağı da aşikardır.
Tekliflerime karşılık şu kararlar alındı:
Madde l'in müzakeresinden maksat siyasi yapının ve toplumun idaresini üstlenecek yeni bir hükümet başkanının seçilmesi idi. Fakat kongre üyeleri ittifakla hükümet başkanı olarak yine beni seçtiler.
Madde 2'nin görüşülmesi esnasında önce General Erdeli söz istedi ve konuyla ilgili geniş açıklamalarda bulundu. Dağıstan'a sevk edilen Gönüllü Ordu birliklerinin Dağıstan'da bulunmasının çok mühim ve lüzumlu olduğunu söyleyen General Erdeli, Volga'dan, Astarhan'dan Hazar Denizi sahiline çıkartma yapacak Bolşevik kuvvetlerine karşı koyulması gerektiğini söyledi. Erdeli, Dağıstan'ın milli kuvvetleri ne kadar cengaver olsa da, vatanlarına ne kadar yüksek bir sevgiyle bağlı olsalar da, neticede sayısının az olduğunu, eksik askeri donanım ve geri teknolojiyle güçlü Bolşevik kuvvetlerinin karşısında mukavamet gösterilemeyeceğini söyledi.
General Erdeli Gönüllü Ordu Komutanlığının, Dağıstan'dan birliklerini çekmeye şimdilik taraftar olmadığını, eğer ordu Dağıstan'dan giderse arkasından Bolşevik kuvvetlerinin büyük bir deniz çıkartması gerçekleştirerek Gönüllü Ordu kuvvetlerini arkadan kuşatacağını, böylece yalnız Dağıstan'ın değil, bütün Kuzey Kafkasya'nın Bolşevikler tarafından istila edilerek komünist idaresine girileceğini ifade ederek, Gönüllü Ordu'nun ise böyle bir şeye müsaade edemeyeceğini söyledi. Bu sebeplerle Gönüllü Ordu'nun vaktinden evvel Dağıstan'dan gitmesi ihtimalinin olmadığını söyledi.
Madde 3'le ilgili olarak General Erdeli, General Popov'un, cinayetler ve diğer kanun dışı davranışları soruşturmaya mecbur olduğunu, bunları Gönüllü Ordu Komutanlığı'na rapor etmeye ve askeri hakim tayin edilmesini istemeye zorunlu olduğunu söyledi.
Gönüllü Ordu Komutanlığı'nın evvelden beri Dağıstan'ın idaresine ve içişlerine karışmadığını, aynca Dağıstan'da halka yönelik zorbaca hareketleri yasak ettiğini belirten Erdeli, bunların hepsinin General Popov'a anlatılacağını da sözlerine ekledi.
General Erdeli konuşmasının sonunda kongre üyelerinin oy birliği ile General Mikail Halilov'un hükümet başkanlığına seçilmesini desteklediğini belirttikten sonra, "General Halilov herşeyden önce saydığım, vatanına ve milletine üstün hizmetleri geçmiş biridir. Bu sebeple görevine devam etmesi gerekir" dedi.
General Erdeli'nin açıklamalarının etkisinde kalan Kongre üyeleri 4. ve 5. maddelerin müzakeresinden vaz geçtiler.
Fakat ben bu karardan hiç memnun olmadım. Çünkü seferberlik ilan edilmesini kesin olarak istiyordum. Fakat Halk Temsilcileri Kongresi bu konuyu karara bağlamadı. Zaten hükumet başkanlığı görevimi bırakmaya kararlı olduğumu Kongreden önce belirtmiştim.
General Erdeli'nin iyi niyetli ifadeleri bir anlam ifade etmediği gibi, güven de vermiyordu. Bütün bu meseleleri evvelden beri yazılı olsun, şifahi olsun defalarca iletmiştim.
Her ne kadar beni oy birliği ile seçmişlerse de bütün bunlar benim için sıkıntı ve ıstıraptı. Ayrıca durum çok vahimdi: Disiplinli, maneviyatı ve ahlakı yüksek bir askeri güç olmadan, buna yasal destekler oluşturulmadan bir askeri harekata başlamanın çok zor olduğunu ve sonuçlarının da ne kadar dehşet verici olduğunu biliyordum.
Halk Temsilciler Kongresi'nin hiçbir karar almadan sona eriyor olması çaresizliği artırıp, durumu daha da çıkmaza sokuyordu.
Gönüllü Ordu Komutanlığı ne kadar taahhüt ederse etsin, General Popov ve askerlerinin Dağıstan'daki zorbalık ve yağmacılığı sona ermezdi. Çünkü bu adamların tek sanatı buydu.
Dağıstan Halk Temsilciler Kongresi artık bu şekilde sona eriyordu.
Kongre kapanışında şu konuşmayı yaptım:
 
"Bana karşı olan itimat ve övgülerinden dolayı tüm Dağıstan halkına teşekkür ederim. Bana olan bu itimatları ne kadar onur verici ise de, üzülerek açıklıyorum ki, Dağıstan Hükumet Başkanlığı nöbetini bırakmak zorundayım. Aylardır kongreye katılan delegelere uyarıda bulunduğum bir konu var. Unutmasınlar ki, rütbesine layık olmayan Gönüllü Ordu mensuplarının Dağıstan'a yönelik zorbalıkları yeniden başlarsa, Dağıstan'ın uzun zamandır sürdürdüğü sabırlı davranış da sona erecektir. Halk, hürriyetini, malını, mülkünü ve özellikle de hayatını müdafaa için seferber olup askeri harekata başlayacaktır. Bu seferberliğin Bolşeviklere, Menşeviklere, Kızıllara veya Beyazlara karşı olup olmadığı ise onlar için hiç önemli değildir.
Unutmasınlar ki, General Halilov candan sevdiği vatanı Dağıstan'ın ve bu milletin bir evladıdır. Bu duygularımı ömrümün en iyi senelerini içinde geçirdiğim milletime açıyorum.
Bundan sonra ilerlemiş yaşıma rağmen ilk çağrıda vatanıma milletime hizmet için hayatımı feda etmeye hazır olduğumu da yine buradan ilan ediyorum.
Sonuç olarak açıklamak zorundayım ki, herkesçe bilinen sebepler yüzünden Başkanlık görevimi, Başkan Yardımcısı İbrahimov'a teslim ediyorum. Ben de yarın, hastalıklarımın tedavisi için Kislovodskaya'ya gidiyorum. Adresim bellidir. Lüzumu halinde Temirhanşura'da ikâmet etmekte olan akrabalarım, dostlarımdan temin edilebilir. Vatana karşı sımsıcak duygular besleyen bir vatan evladı olarak belirtiyorum ki, bana ihtiyaç duyulması halinde halkım beni her zaman göreve çağırabilir."
 
Ertesi gün Kislovodskaya'ya hareket ettim ve 1920 Mart ayında Bolşeviklerin saldırısına kadar orada kaldım. Kislovodskaya'da kaldığım sürece Dağıstan milli ordusunun bir askeri olarak kaldım. Hiçbir zaman da Gönüllü Ordu komutanlığına bağlı olmadım ve olan ilişkim de zaten çoktan kopmuştu. ■
__________________________________________________________________
(*) Mikail Halilov, "Otvet Generalo Denikinu", Gortsı Kavkaza, Nisan 1934, No:50, s: 14-23, Warszawa yer alan bu makalenin tercümesi Musa Ramazan, redaksiyonu E. Karayel  tarafından yapılmış, ilk olarak Kafkas Vakfı Bülten, 2002 / 12. sayısında yayınlanmıştır.



Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.