Arama

İstiklâli İçin Çarpışan Kafkasya(*)
 

Bundan tam 20 yıl evvel, 1918 Mayıs'ında Kafkasya milletleri, çöken Romanof imparatorluğunun getirdiği hürriyet neticesinde istiklâllerini ilân etmişlerdi. Mayıs'ın 11'inde Şimalî Kafkasya, 26'sında Gürcistan ve 28'inde de Azerbaycan ve Ermenistan istiklâllerini ilân etmişlerdi.

Halk tarafından büyük bir heyecanla karşılanan istiklâl, Kafkasya'nın XVIII. asrın bidayetinden beri geçirmiş olduğu tarihî hadiselerin tabiî bir neticesi idi. .
Şark ve Garbın eşiğinde bulunan ve şimaldan cenuba ve Avrupa'dan Asya'ya götüren yolların üzerinde bir yer işgal eden Kafkasya, öteden beri cihana hâkim olmaya can atan muhtelif kuvvetlerin bir türlü paylaşamadıkları bir lokma olagelmiştir. Binaenaleyh, Rus emperyalizmini bir metoda rapteden, yani Moskova'nın öteden beri işgal ve tazyik hevesini şekillendirerek bir gayeye bağlayan Birinci Petro'nun değil yalnız yakında bulunan ve “Avrupa'ya bir pencere açmak" niyetinde bulunduğu Baltık boyuna; ayni zamanda uzak Kafkasya'ya dahi dikkat atfedişine hayret etmemek lâzımdır. İşte, Petroya göre, Türkistan tariki (yolu) ile Hindistan üzerine yapılan sefer adem-i muvaffakiyetle (başarısızlıkla) neticelendikten sonra, Rus emperyalistleri, Kafkasya'dan “Britanya tacının incisine" ve “sıcak denizlere” doğru uzanacaklardı.
Karadeniz kıyıların! ele geçirmek emeliyle Türkiye iıe yaptığı harplerden I. Petro mağlup çıkmış ve muvaffak olamamıştı. 1710'da Prut'ta uğradığı rezilce mağlubiyet - ki neticede Rus Çarı, Türk başkumandanını elde etmek suretiyle esir düşmekten zor kurtulmuştu- Rusya'nın, “sıcak denizlere” açılma mevkilerini müdafaa eden Türkiye ile açıkça çarpışmak için henüz zayıf olduğunu sarahaten (açıklıkla) ortaya koydu.
Ancak bundan sonradır ki, cenuba Kafkasya tarikiyle hareket edilmesine karar verildi. Bunun için de bir bahane bulmakta zorluk çekilmedi. 1722'de İran Şahı Safevî hanedanından Hüseyn vefat edince, ülkede tahtı ele geçirmek için bir kavga başladı. Hüseyn Şah'ın oğlu şah Tehmasip muhalifleri tarafından takibe maruz kaldığı için firar etti. İşte, bunun üzerine, I. Petro İran tahtı valiahdinin şahlık hakkını müdafaaya karar verdi. Gerçi, Kafkasya İran değildir, fakat İran'a götüren yol Kafkasya'dan geçer. Bundan başka, I.Petro, bir zamanlar, 1712 yılında Azerbaycan şehri Şemahi'da bir kaç Rus tüccarının mahallî hükümdar tarafından güya bir kaç milyon rublelik malları ellerinden alınmış olduğunu hatırladı. Bu suretle, 1. Petro, değil yalnız İran Şahı'nın şahlık hakkını iade işini, ayni zamanda yol üzerinde tab'alarının uğradığı ziyan meselesini de halletmeye karar verdi.
Fakat, bu iki işten hiç birisini müspet bir neticeye bağlayamadı. 1722'nin ilkbaharında Astrahan'dan çarın idaresi altında gemi ve kara ile yola çıkan 40 bin kişilik Rus ordusu değil İran'a, Şemahi'ye bile varamadı. Rus ordusu Derbend'i işgal ederek Şimalî Kafkasya ile Azerbaycan hududunda bulunan bu mahalde bir müddet kaldı, nihayet Kafkasya Dağlıları ve Azerbaycanlılar'ın daimî baskın ve taarruzleri, hastalık neticesinde işgal ettikleri yerleri terk etmek mecburiyetinde bulundu.
Fakat, bu sefer neticesinde Ruslar Terek boyunu işgal ederek oralarda bir sıra tahkimat yapmaya muvaffak oluyorlar. İşte, öteden beri Gürcistan'da çarlık, kinyazlık, Azerbaycan'da hanlık, Şimalî Kafkasya'da serbest demokratik cemaatler şeklinde filen müstakil bir hayat yaşamış Kafkasya, artık bu andan itibaren Rusya, İran ve Türkiye arasında mevcut siyasî ve askerî rekabete bir mevzu olmaya başlıyor.
Bu devletler arasında vuku bulan müteaddit harpler neticesinde, Kafkasya'nın kendi aralarında rekabet yapan kuvvetlerden hiç birinin hakimiyeti altına girmek istemeyen ayrı ayrı kısımları bazen bitaraf(tarafsız) bir ülke gibi ilân ediliyor, bazen devletlerden birinin mıntakay-ı nüfuzu altında bırakılıyor ve bazen de harbin muayyen bir devrinde galip çıkan devletin arazisine idhal (dahil) ediliyor.
Bu rakip kuvvetlerin çarpışmasından galip çıkan devlet, ekseriyetle kendi emperyalistçe açılışının ilk bahar devrini yaşayan Rusya İdi. Bunun içindir ki, Kafkasya milletlerinin son iki asır müddetince kendi istiklâlleri uğrunda yapmış oldukları mücadele, haddi zatında Rusya aleyhine yapılan savaştan başka bir şey değil idi.
Terek boyunda yerleşip kuvvetlenen Rusya, Kafkasya'yı sistematik bir tarzda işgal işine girişti. Kafkasya'nın I. Petro'nun ilk hükümdarlık zamanlarında Dinyeper -Don - İdil nehirleri hattı üzerinden geçen cenup (güney) hudutları, gittikçe Kafkasya dağ silsilesi eteklerine daha fazla yaklaşmaya başladı. Şimalî Kafkasya'nın düzlük yerlerinde yerleşmiş bulunan Moğolların, Temirlenklerin (Timuroğulları) ve başkalarının akınlarını geçirmiş olan kesif yerli halk, Rus ordusu tarafından amansızca imha edildi. Bu merhametsizce tedbir ile çar hükümeti müstakbel kolonize işi için hazırlık yapmak istiyordu; ve hakikaten de XIX'nci asrın bidayetine doğru Kozak stanits ve kal'alerinin hattı Terek ve Kuban kıyılarını bir çember içerisine almakta gecikmedi.
Bundan başka, gene o sıralarda Rus ordusu Cenubî Kafkasya'ya, Gürcistan ve Azerbaycan'a sokulmaya muvaffak oluyor, bütün Kafkasya milletleri ayaklanarak savaşa girişiyorlar, savaş bütün Kafkasya'yı ihata ediyordu.
Ruslar, Şarkî Gürcistan'da çar XII'nci Georgi'nin vefatından bilistifade 1801 yılının 12 Eylül'ünde idareyi ellerine alıyorlar. Bu icbarı hareket bütün milletin galeyanına sebep oluyor ve Rus aleyhine bir hareket başlıyor. Rus aleyhine müteveccih bu hareketin başına Xll'nci Georgi'nin biraderi Aleksander geçerek, Şarkî Gürcistan'ı istilâ eden Ruslara karşı yıllarca süren müsellâh(silahlı) mukavemet işini teşkil ediyor.
Şarkî Gürcistan'da yerleşen Ruslar, Azerbaycan hanlıklarını ve Gürcistan'ın diğer eksamını (kesimlerini) istilâ ve işgale başlıyorlar. Kanlı bir taarruzdan ve yerli garnizonun kahramanca müdafaasından sonra 1804 ün Son Kânun'unda (Ocak ayında) Rus ordusu Gence hanlığının pay-i tahtı Gence şehrini zapt ediyor. Bu müsademede kal'ayı üstün Rus kuvvetlerine teslim etmek istemeyen Gence hanı Cavat Han kal'ada kahramanca çarpıştıktan sonra şehit düşüyor. Bundan sonra Ruslar tedricen diğer Azerbaycan hanlıklarını da ele geçiriyorlar. Cenubî Kafkasya'da savaş bilâ fasıla(aralıksız) 1830 yılına kadar devam ediyor ve ancak bu tarihten sonradır ki, Ruslar kendilerini buralarda nispeten müemmen(emniyette) hissetmeye başlıyorlar.
Buna mukabil, Şimalî Kafkasya'da yeni bir kuvvet kendisini gösteriyor ve Rusya'nın Kaikasya'yı tamamen işgal altına alması işini 35 sene geri atıyor. Bu kuvvet de, Şimalî Kafkasya'da siyasî ve millî bir hareket şeklini almış bulunan Müridizm nam dinî cereyan idi. Müridizmin başlıca ideologu Ruslara karşı yürüttüğü mücadele dolayısıyla Kafkasya'da kahramanlığı ile şöhret bulmuş, maruf, İmam Şamil idi.
Şamil, imamlığa inthab edildiği (seçildiği) 1834 senesinde mücadelenin başına geçerek 1859 yılının Ağustos'una kadar 25 sene muazzam Rus ordusu ile çarpışmış ve düşmanı müteaddit defalar mağlubiyete uğratmıştır.
Rus askerî yazıcılarından general Fadeyev bu mücadele hususunda şunları yazmaktadır:
Dağlı harbi, bizim kuvvetleri o derece meşgul etmiş bulunuyordu ki, Kafkasya'yı işgal eden 270 binlik bir ordudan Başkadıklar altına ancak 9000 ve Kürük Dere(**) altına da 1700 asker çıkarabilmiştik. Halbuki, tekmil Kafkasya'nın mukadderatı bu cephelerde hallolunacaktı".
1859 in Ağustosu'nda takriben 300 binlik bir Rus ordusu ile çevrilmiş ve hemen hemen her türlü maddî vesaitten mahrum bir halde bulunan Şamil, harbe nihayet vermek mecburiyetinde kalıyor. Fakat, Şimalî Kafkasya'nın garbında, Çerkesistan'da ise Şamil'in naibi Muhammed Emin'in başçılığı (yönetimi) altında harp daha 5 sene devam ediyor. Ve ancak 1864 ün Mayıs'ında Karadeniz kıyılarındaki Mzımta nehri mansabında bulunan ve son deme kadar mukavemet gösteren son dağlı aulu Rus ordusu tarafından işgal edildikten sonradır ki, Kafkasya harbi nihayete ermiş bulunuyor. Harp bittikten sonra Şimalî Kafkasya yerli ahalisinden takriben 1 milyon kişi zorla sabık (eski) Osmanlı İmparatorluğu hudutları dahiline sürülüyor.
Yukarıda ismi geçen general Fadeyev, Kafkasya harbinin sona ermesini Lehistan'da maruf Son Kânun (Ocak) isyanının tenkili (bastırılması) ile karşılaştırarak şu şayanı dikkat (Bilhassa Kafkasyalılar ve Lehliler için) mukayeseyi yapmaktadır:
Geçen 1864 senesi, bin yıllık hayatımızın en mesud senelerinden biri idi. Bu mesud yıl aylarında bir adam gibi birleşmiş Rus milleti aynı zamanda iki mühim vak'anın şahidi oldu: Leh isyanının tenkili ve uzun süren Kafkasya harbinin sona erişi".
Daha sonra:
Lehistan ve Kafkasya isimlerinin bir araya getirilişi bir tesadüf eseri değildir. Bu iki mefhum arasında zahirî bir rabıta yoktur; bu iki memleket maddeten tamamen ayrı iki hareket merkezini teşkil etmektedir. Buna rağmen, derunî bir rabıta değil ki mevcüd, hatta oldukça açık bir şekilde kendini göstermektedir. İstanbul'da bulunan maruf Avrupa diplomatlarından biri bir müddet evvelsi şöyle bir fikir beyan etmişti: “Avrupa, Kafkasya'nın işgaline pek de lakayt kalamaz. Avrupa, bir müstakil Lehistan arzu ettiği gibi, Kafkasya'yı da müstakil görmek ister. Hatta, Kafkasya'nın istiklâli sırası gelince, Lehistan istiklâlinin tahakkukuna dahi oldukça yardım edebilir".
Ve daha sonra:
Hakikaten de Rusya'nın güttüğü gaye gerek Kafkasya'da ve Lehistan'da aynı idi. Tarihimizin aynı zarureti, imparatorluğun iki başka civarında aynı şekilde ifadesini bulmuştu. Rus milleti hemen hemen aynı bir zamanda kendi tabiî artışında iki engel ile karşılaşmıştı:
Biri Avrupa, diğeri de Asya hududunda olan yolun yarısı kat edildikten sonra artık bu engel karşısında geri gidilemezdi. Her iki mahalde engelleri kaldırmak için bazen alenî, bazen el altından, fakat bilâ fasıla (aralıksız) yüz sene süren bir mücadele yapmak icap etti. Her iki mahalde gayemiz düşmanı mağlup etmek değil, hiç şüphesiz bize ait olan, kendi malımızı düşman taarruzlarından bir defalık korumak ve bu yerlerde kuvvetlenmek idi. Bütün yüz yıl müddetince Kafkasya, bizim için tam manasıyla bir 'Asya Lehistanı' idi".
Tabiî, Fadeyev, “hiç şüphesiz bize ait olan kendi malımız" diye tarif ettiği yerlerden bir kısmının epeyi zaman sonra asıl sahiplerine geçeceğini aklından geçirmemişti. Fakat, Rus generalinin tahlili, emperyalistçe zihniyetin eğri aynasında gösterilmesine rağmen pek de yanlış bir tahlil değildir. Generalin Kafkasya ile Lehistan mukadderatının bağlılığı hakkında ileri sürmüş olduğu düşünce, “Promete” namı altında bugün gittikçe daha fazla bir intişar (yayılma) sahası buluyor. Bu ciheti, Adam Çartorıyski, General Zamoyski ve diğerleri gibi Büyük Lehistan muhaceretinin ileri gelenleri dahi göz önünde bulundurmuş ve bu saikle Avrupa'yı Şamil'e yardıma davet etmiş ve bu devletlere, müracaatların neticesini beklemeden, kendileri ona silâh, adam ve askeri mütehassıslar göndermişlerdi.
Rusya, Kafkasya'yı işgal ettikten sonra işgal altına aldığı diğer yerlerde olduğu gibi burada da kendine mahsus Rus siyasetini tatbike girişti. Kafkasya şiddetle Ruslaştırılıyor, her türlü millî hareket takip olunuyordu. Vatanseverler kafile kafile Sabirya ve “imparatorluğun diğer uzak yerlerine" sürülüyor bunların yerlerine ise Rusya'nın kendisinde yer bulamayan kolonistler, her türlü “maceracılar" ve cemiyetin dışarı attığı unsurlar geliyordu. Mahallî idare müesseseleri hırsız memurlar ve ordudan tart edilmiş zabitanın elinde bulunuyordu; Kolonize siyaseti:'bilhassa Şimalî - Kafkasya'da daha fazla ve şiddetli idi. İyi ve münbit arazi gelme' Kazaklara, hizmetten .çıkmış zabitan, memurlara veriliyor yahut da bilahare Rusya'dan gelecek olanlara dağıtmak için devlet fonuna alınıyordu. Yerli ahali ise dağ .geçitlerinde yerleşmek yahut her türlü sefalete mahkûm bir vaziyette gayri münbit toprak üzerinde oturmak mecburiyetinde bırakılmıştı.
Hatta Rus mekteplerine -millî mekteb mevzuu bahs bile olamazdı- çok müşkülatla giriliyordu. Millî kültür ise, açık bir şekilde inkişaf etmekten mahrum bir halde ancak gizliden gizliye kendine bir inkişaf yolu buluyordu. Gayet mahdut ve ara sıra çıkan matbuat ise çok ağır bir sansüre tâbi tutuluyordu.
Bütün bu takibat ve tazyike rağmen Kafkasya'da millî ruh hiç de ölmüyor, Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan ve Şimalî Kafkasya'da müstevliler tarafından amansızca bastırılan isyanlar çıkıyordu. Kafkasya'nın bir çok yerlerini ihata eden ayaklanma, bilhassa 1877—76 yıllarında Rus-Türk harbi sırasında vuku buluyor. 1905—6 yıllarında ise, Kafkasya sabık imparatorluğun en fazla ihtilâl ruhu ile taşan bir yeri halini alıyor. Daha evvelce kendi programlarında millî mes'elelere yer veren gizli ihtilalci siyasî teşekküller vücuda gelerek Kafkasya'da hareket ve faaliyete geçiyor. XX'nci asrın bidayetinde ise Kafkasya milletlerinin millî kuvvetleri artık müteşekkil (teşkilatlı) bir hale gelerek müttehiden (dayanışarak) kurtuluş hareketini devam ettiriyorlar.
Cihan harbi ve bunu müteakip Rusya çarlığının çöküşü neticesinde artık Kafkasya'nın istiklâli mes'elesi açıkça ortaya vaz'ediliyor ve 1918 in Mayıs'ında Kafkasya milletleri kendi istiklâllerini ilân ediyorlar. Kafkasya milletlerinin bir araya gelerek bir devlet halinde birleşmeleri zarureti, o zamanki Kafkasya ricalinin bir coğu tarafından takdir edilmekle beraber, objektif şerait (şartlar) ve her şeyden evvel hadiselerin süratle inkişafı (gelişmesi) bu birleşme işini akim (sonuçsuz) bırakıyor. Bu cihet ve Avrupa'nın Kafkasya istiklâli mes'elesine bigâne (ilgisiz) kalarak Kafkasya cumhuriyetlerini kendi başlarına bırakması, daha kuvvet bulmamış gene Kafkasya hürriyetinin mukadderatı üzerinde feci bir âmil (etken) olmaktan geri kalmıyor ve bütün Kafkasya cumhuriyetleri merkezi devletler koalisyonu, Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan ise galip Antanta (Azerbaycan ve Ermenistan fiilen Gürcistan ise hem fiilen, hem de hukuken) tarafından fiilen ve hukuken tanınmasına rağmen müstakil bir hayat yaşamaktan mahrum oluyor.
İlk olarak, daha 1919 da general Denikin'in beyaz ordusunun tazyikine karşı çıkmış Şimalî Kafkasya düşüyor. Cumhuriyetin hükümeti komşu ve kardeş Gürcüstan'a taşınıyor, halk kütlesi ise Denikin'le savaşında devam ediyor.
1929'un ilkbaharında Kızıl Ordu Denikin'i hezimete uğratarak Azerbaycan hudutlarına yaklaşıyor. Ayni yılın Nisan ayında kızıl ordu harp ilân etmeden Azerbaycan hududunu geçiyor ve ihanetle, ülkeye sokularak Baku'yu işgal ediyor, Bunu müteakip müstevli kuvvet derhal memleketin diğer yerlerini zabta girişiyor. Buna karşı Azerbaycan Berde, Ter-Ter ve Gence'de kızıl ordu fırkalarını imha etmekle cevap veriyor ve ehîli umumî bir isyan bayrağı açıyor. Buna karşı Sovyet hükümeti Azerbaycan'a Denikin ve Kolçak ordusunun hezimetinden sonra serbest kalmış yeni ihtiyat kuvvetleri göndermek mecburiyetinde kalıyor. En sonunda memleket düşmanın faik (üstün) kuvveti önünde boyun eğiyor.
1920'nin son baharında aynı hileli metotla Ermenistan işgal edildi. Kafkasya'da müstakil olarak yalnız Gürcistan kalmıştı. Bu memleketle de Moskova yenice ademi tecavüz muahedesi (saldırmazlık anlaşması) bağlamıştı. Buna rağmen, Moskova Gürcistan'a da sokuldu. Şubatın 12'sinde Kızıl Ordu Gürcistan hudutlarını geçerek Martın 18'inde az miktarlı Gürcü Ordusu'nun mukavemetinden sonra bütün Gürcistan'ı işgal etti. Kafkasya yeniden esarete düştü.
Kısa süren istiklâl devri, Kafkasya milletlerinin hayati kabiliyetlerini pek alâ ortaya koydu. Bu milletler oldukça ağır, her taraftan düşmanla muhat (çevrilmiş) bir vaz'iyette bir devlet hayatı kurmak ve bu devlete asrî bir şekil vermek istidadını gösterdiler. Kafkasya cumhuriyetlerinde sayısız millî mektepler açıldı, Azerbaycan'ın payitahtı Bakü'de, Gürcüstan'ın payitahtı Tiflis'te vüksek mektepler, o cümleden darülfünun (üniversite) tesis edildi (Şunu da kaydedelim ki ihtilâle kadar, çar hükümeti Kafkasya'da yüksek mektep açmak işini atlatıyordu). Büyük bir emek sarfıyla, hemen hemen maddî vesaitten(araçtan) mahrum bir vaziyette millî ordu teşkil edildi. Bu iş bilhassa Azerbaycan ve Şimalî Kafkasya'da çok zordu, çünkü çarlık zamanında devletin emniyeti bakımından yerli ahaliden asker alınmıyordu. Sıkı sansür tazyikinden kurtulan millî edebiyat ve matbuat din adımlarıyla ilerleyerek esaret zamanında husule gelen boşluğu doldurmaya çalışıyordu. Bir sözle, her sahada millî hayat inkişaf ediyor ve uzun esaret yıllarından sonra hürriyetine kavuşan milletlerin ruhunda silinmez izler bırakıyordu.
Kafkasya'yı istilâ eden Bolşevikler, derhal takriben üç senelik bir hürriyet ve istiklâl müddetince yapılan ne varsa hepsini imha etmeye başladılar. Millî kültür, çar zamanında olduğundan daha fazla bir şiddetle takib edildi. Solovka ve diğer sürgün yerleri Kafkasya vatanseverleriyle doldu. Binlerce Kafkasya'nın en iyi evlâtları, ülkenin ümidi gençler amansızca “Çeka" bodrumlarında boğazlandı.
Kafkasya, bu yeni esaret şeraitinde bile tazyik karşısında boyun eğmedi. Müstevli kuvvetle mücadele Kafkasya'da bilâ fasila devam etmektedir. Dağlar ve ormanlar bugün bile, gayesi ancak müstevli kuvvetle mücadele olan vatanseverlerle doludur. Sovyet gazeteleri sık sık millî terör teşkilâtı tarafından mahkûm edilerek öldürülen mesul komünistlerin isimlerini bildirmektedir. Bundan başka Kafkasya'da bir çok büyük isyanlar dahi vuku bulmuştur. 1924 de Gürcistan'da umumî bir isyan çıkıyor ve diğer Kafkasya milletlerinden dahi yardım ve müzaheret (destek) görüyor. 1929, 1930 ve 1931'de hemen hemen bütün Kafkasya ayaklanıyor. Bolşevik komiseri Eliyava'nın söylediğine göre isyan eden müslümanların başında papazlar, âsî hirıstiyanların başında da mollalar duruyor. Diğer bir bolşevik muharriri L. Klimoviç'in yazdığına göre (İ. Goldtsiyer'in “Islamda mukaddesler kültü” nam kitabın tercümesine yazılan mukaddimede) o sıralarda İsyan eden kütleler millî bayrak kaldırıyor ve merkezleri muhacerette bulunan millî-siyasî teşkilatların şiarlarıyla hareket ediyorlardı.
Mücadele yalnız, müstevlî hükümetin mümessil ve müesseseleri aleyhine alenî çıkışlarda bulunmak tarzıyla iktifa .etmiyor. Mücadele, Sovyet hayatının kanuni şekil çerçevesi dahilinde dahi devam etmektedir. Mekteplerde Rus diline karşı boykot yapılıyor, ilmî ve harsî müesseselerde Moskva'dan gelen Ruslaştırma tazyikine karşı koyuluyor, sanayi müesseselerine Rus amelelerinin akını aleyhine çalışılıyor. Hatta, komünist teşkilatlarında bile, ekalliyette bulunan yerli anasır (unsurlar), bilhassa son zamanlarda şiddet kesp eden (kazanan) Moskova merkeziyetçiliğine karşı bütün mevcudiyetiyle mücadele ediyor.
Binaenaleyh, Kafkasya'nın her tarafında daimî surette bir “temizlik” yapıldığına, ilim sahasında, sanayide çalışan mütehassıslar arasında yapılan tevkiflere ve ülkenin, komşu Türkiye ve İranla dostluk bağı ile bağlanmasına rağmen, sayısız G.P.U. müfrezeleriyle dolu olmasına hiç de hayret etmemelidir.
Memlekette cereyan eden hadiseler ve bugün tahaddüs etmiş (meydana gelmiş) vaz'iyet, muhacerette bulunan Kafkasya millî hükümetleri ve millî merkezleri tarafından bütün teferrüatıyla takip ediliyor ve milletin mukavemeti, siyasî muhaceretin faaliyeti için bir iman kaynağı teşkil ediyor. Bu hükümet ve millî merkezler 1934 Kafkasya Konfederasyon Misakını imzalamış ve Kafkasya'nın halâsını müteakip tekmil Kafkasya cumhuriyetlerini birleştiren konfederatif bir Kafkasya devleti teşkilini göze almıştır. Bu suretle, Şark ve Garbin hudutlarında bulunarak oldukça elverişli bir stratejik vaziyete malik 12 milyonluk müstakil Kafkasya, Yakın Şarkta mühim bir siyasî âmil olacak ve bu sayede Rusya'nın Yakın Şarktaki pozisyonu zayıflayacak ve Kafkasya bir defalık Rus müstevlilerinin tehdidi altında bulunmaktan kurtulacaktır.
Vaktile, geçen asrın 40'ıncı yıllarında Kafkasya hayrhahlarından (hayır yapanlarından) ingiliz James Bell, Kafkasya'ya tahsis etmiş olduğu bir kitabında şu satırları yazmıştı:
İngiltere, yahut Rusya'nın ilerlemesi ve açılması aleyhinde bulunan her hangi bir devlet, burada (Kafkasya'da) Rus aleyhine en iyi bir siperi yapmaya karar verirse, bu işi pek fazla gayret sarfına ihtiyaç hissetmeden kolayca yapabilir. Bunun için, sade Kafkasya milletlerini kendi himayesi altında bir araya getirip, birleştirmek kâfidir. Bu birlik işi de aralarında bulunan ahlâk, an'ane ve menafi (menfaat) birliği dolayısıyla pek kolay bir tarzda tahakkuk ettirilebilir."
Bugün, yani Kafkasya cumhuriyetleri ilâni istiklâlinin 20'nci yıl dönümünde memnuniyetle diyebilirizki, Kafkasya milletleri artık birleşmiş ve onları üçüncü bir kuvvet değil, kendi iradeleri ve kendi arzuları bir araya getirmiştir. Bu suretle, Bell'in arzusu bir parça başka şekilde olsa dahi, kısmen yerini bulmuştur. Fakat, biz kuvvetle eminiz ki, bu arzunun diğer kısmı da tahakkuk edecektir. Yani, müstakil Kafkasya, Rusya'nın “sıcak denizlere" çıkan yolu üzerinde granitten bir siper olacak ve her türlü işgal yollarını kesecektir.
Bu suretle, Lehistan'ın yolbaşcısı Juzef Pilsudski'nin daha 1904 senesinde Nippon hükümetine verdiği muhtırada ileri sürdüğü “Rus devletini başlıca parçalarına ayırmak ve imparatorluğa dahil birleşmiş ülkeleri kuvvetle halâs etmek (serbest bırakmak) zarureti” yolundaki derin ve uzak gören fikri dahi tahakkuk etmiş bulunacaktır. Pilsudski'nin hu tarzda bir fikir beyan edişi, sade Lehistan'ın istiklâl'e kavuşmasını değil, aynı zamanda onun mevcudiyetini de emniyet altına almağı düşünmesinden ileri gelmiştir. Zira, işgal etmiş olduğu arazilerden mahrum bir Rusya, oldukça zayıf düşecek ve tehlikeli bir komşu olmak sıfatını kaybedecektir.
 
(*) Kafkasya Cumhuriyetleri ilân-ı istiklâlinin 20'nci yıl dönümü münasebetiyle Varşova'da tertip edilen mutantan (görkemli) merasimde okunan metin.
 
(**) Başkadıklar ve Kürük—Dere 1854—55 yıllarında vuku bulan Kırım harbi zamanında Türk cephesinde çarpışma sahnesini teşkil ediyordu ve Kafkasya'nın mukadderatı hakikaten de bu çarpışma ile taayyün etmiş oldu.
- Kafkasevi'nin Notu: Yazarın kullandığı dile dokunulmamış, parantez içindeki yeni Türkçe kelimeler tarafımızdan ilave edilmiştir.
_________________________
Kaynak: Prizıv(Çağırış), No:3-4, Temmuz-Ağustos-1938, Warşova

Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.