Arama

DÜNYA MİTOLOJİSİ AÇISINDAN NART DESTANLARI


Eutykh Adnan Cankılıç

 

Bu koca dünya henüz pelteleşmemişken,

Bu koca yeryüzü henüz pıhtılaşmamışken,

Bu mavi gökyüzü henüz ağlarla örülürken,

Ben o zaman beşikte yatan bir çocuktum.

Bu yaşadığımız dünya henüz berkimemişken,

Ben o zamanlar bir çobandım.

Volga nehrini o delikanlı aştığında,

Ben o zaman henüz yeni olgunlaşmıştım.

Kafdağı henüz köstebek yuvası iken

Ben o zaman bir delikanlıydım.

Kafdağı’nın ormanları henüz filizlenmemişken,

Ben o zamanlar orta yaşlı bir adamdım.

Kas ovasına birlikte girdiğimizde

Bana ağır hakarette bulunuyorsun.

Sen o hakareti yaptığında,

Ben aksakallı bir ihtiyardım... 1

 

 ...diyerek alegorik bir ironi yapsa da Nart atamız, dünyada önce canlının yaşayacağı uygun ortam oluştu. Sonra canlılar oldu. Milyonlarca yıl sonra da kimine göre insan Havva’dan doğdu, kimine göre de maymun gelişerek insan oldu.

Her ne şekilde olursa olsun, insan dünyaya geldiğinde dünyada hani öyle dımdızlak değildi. Üzerinde dağlar, vadiler, bozkırlar, ormanlar vardı. Vadilerde gürül gürül akan pırıl pırıl akarsular, gür ormanlar, adeta gökyüzüne “asılı” duran yüce dağlar, dağların eteklerinde ovalar, verimli topraklar, türlü türlü bitkiler, ağaçlar, rengarenk çiçekler, güller, dikenler, onlarda kısmetini arayan kelebekler, balarıları...  

Dağlarda, bozkırlarda, ormanlarda kimi kanatlarıyla havada uçan, kimi şaşırtan hızıyla karada seken türlü türlü hayvanlar, atlar, aslanlar, kurtlar, kuşlar, kartallar, yılanlar, fareler, serçeler, şahinler güvercinler. Tepesinde dünyanın gezegenler, güneş, ay... Ay maviye boyardı gecelerini karanlık dünyanın. Yıldızlar; o güzel gecelerin simsiyah saçlarında pırıl pırıl parlayan altın tanecikleriydi...

Böylesine güzel bir dünyada dilinin çözülmemesi mümkün değildi, çözüldü de; dil denen iletişim aracını keşfetti insan. Eğer dil keşfedilmemiş olsaydı; günümüz filozoflarının deyimiyle hala “konuşan hayvan” olamayacaktı insan. Sesleri icat etti önce, sonra heceleri, derken kelimeler geldi arkasından. Kelimelerden cümleler kurdu. Her gün yeni bir söz söyledi insanı hayrete düşüren. Söylenmemiş sözün kalmadığını düşünür bazıları. Oysa daha söyleyeceği ne çok sözü vardır insanın.

Derken şiiri keşfetti. Onu sese uyarladı, sonra şarkılar söyledi.

Bilen var mı ilk şiir ne zaman yazıldı?

İlk şarkı ne zaman söylendi?

Tarihte en eski yazılı belgeleri günümüze ulaştıran Sümer ve Mısır medeniyetine ait tabletlerde, çivi yazısı kullanan Hatti ve Hitit yazılı kaynaklarının hiçbirinde ne bir şiire ne de şarkıya rastlanmaz. Dahası bu tabletlerde sanat içerikli yazıların hiçbiri yoktur. Bu halklar arasında belki bu türden sözlü eserler vardı ama dilleri “ölü diller” sınıfına dahil olduğundan artık bunu anlamamız da olanaksızdır.

 Yazılı kaynaklara göre 2000 yıl önce İran’da yazılan Farsça şiirlerin “ilk şiirler” olduğu düşünülürdü.

Pekiyi şu eski Nart şiiri kaç yaşındadır dersiniz? (Yukarıda Türkçe çevirisi olan şiirin orijinali, Adıgece).

Мы дунейжьыр уэй дуней, щымыджэмыпц1эм,

Щ1ылъэ щхъуант1эр,уэй дуней, щызэпц1эгъащ1эм,

 Уафэ къащхъуэр уэй дуней, хъык1э щаухуэм-

А лъэхъанэм уэй дуней, сыгущэхэлът.

Мы ди щ1ылъэр уэй дуней, мэлк1э щаубэм,-

А лъэхъанэм уэй дуней, сыщк1ахъуэ щ1алэт,

Инджылыжьым уэй дуней, щ1алэр щебэкъуам-

А лъэхъанэм уэй дуней, сыл1ыныкъуэф1т.

Афэбгыжьыр уэй дуней, къандзэгу щыхуэдэм-

А лъэхъанэм уэй дуней, зи л1ы 1эф1ыгъуэт.

Афэбг мэзыр уэй дуней, щымыч-мыбжэгъум-

А лъэхъанэм уэй дуней, сыл1ыныкъуэтхъут,

Каз и губгъуэ уэй дуней, дыщызэдихьэм

Щхьак1уиер уэй дуней, къысхубогъак1уэ.

Щхьак1уиеурэ уэй дуней, къысхуэбгъэк1уам

А махуэм уэй дуней, сигъэтхъупащ...2

Geçtiğimiz yüzyıllarda Khan Djeri, Naguma Şora, Yelbed Hasan, Ç’eraşe Tembot, Eutykh Asker, K’işoque Alim, Qardeğuş’ Zıramıqu, Şorten Askerbi, Nalo Zawur, Hadeğatl’e Asker gibi yazar ve folklor araştırmacılarının çabaları sonucunda derlenmesi ve yayınlanmasıyla; insanlık tarihinin ilk şiir ve şarkıları olduğunu anlamış olduk Nart şiir ve şarkılarının.

İnsanoğlu yaptığı her yeni keşifle doğayla arasında geçen mücadelede her an yeni bir zafere imza atıyordu. Atın evcilleştirilmesi de böyle bir zafer getirmişti ona. Toplumlar arası iletişime tabiri caizse çağ atlatmıştı. Karşılaştırmak gerekirse zamanında iletişime bu günkü uzay mekikleri ve uydular ölçüsünde etki etmişti. Eski dünyanın bir ucunu diğer bir ucuna bağlamıştı.

Nart Destanlarının da en önemli hayvan figürüdür at. Hatta bazı atlar akıllıdır, konuşur Nart Destanlarında, zor günlerinde en yakın yardımcısıdır sahibinin. Başı sıkıştığında önerilerde bulunur, düştüğü zor durumdan kurtarır onu.

Barbarlık döneminde askeri alanda gelişip güçlenen toplumlar üretmek yerine başkalarının ürünlerine el koymayı tercih etmiş, daha geniş topraklar ve ganimetler için kanlı savaşları göze almış, uzak ülkelere seferler düzenlenmişti. Ata sahip olanlar üstünlük sağlamıştı diğerlerine. Bu nedenle diğer halklar için askeri alandaki gelişmeler zorunlu hale gelmişti. Diğer toplumlar da işgalcilerden korunmak için çareler aramış, böylece silah ve savaş teknolojileri alanında ilerlemeler gerçekleşmişti.

Başka halkların “Çerkeska” , Çerkeslerin “Adıge Faşe” diye adlandırdıkları Çerkes kıyafeti de bu tür bir ihtiyaç neticesinde askeri gereksinimlere cevap vermek üzere tasarlanmıştı.

Kuşkusuz tarihte toplumlar arası iletişim dendiğinde akla gelen en eski yöntemlerinden biri de ticaretti. Henüz daha yenidünyanın keşfedilmediği dönemde Çinin, porselenini ve askeri mühimmatını, Hindistan’ın ipeğini ve baharatını birer meta aracı olarak eski dünyaya, Avrupa’ya kadar ulaştıran tarihi İpek Yolunun en önemli kavşağıdır aynı zamanda Kuzey Kafkasya.

Çerkeslerin ürettiği yüksek kalite ve tasarım harikası olan silahlar, kamalar, kılıçlar,  altın ve gümüşten aksesuarlarla bezenmiş koşum takımları ve daha adını sayamadığımız Adıge el ustalığının aranan pek çok ürünleri İpek Yolu sayesinde dünya pazarlarındaki saygın yerini almıştı.

Eşsiz doğal güzellikleri, verimli toprakları, elverişli iklimiyle zengin bir yaşam sunmaktaydı insanına... Bu nedenle tarih boyunca güçlü yayılmacıların gözünü diktiği bir cazibe merkezi olmuştu Kuzey Kafkasya: “İnsan ırkının 300.000 yıl önce ortaya çıktığı ülke... Hemen tüm dünya dillerinde, tüm dünya masal ve destanlarında yer alan ulaşılmaz, efsunlu, gizemli, atlas renkli düşler ve mutluluklar ülkesi. Çerkes Halkı’nın kutsal ata yurdu. Doğudan batıya, kuzeyden güneye, binlerce yıldır toplumların, uygarlıkların gelip geçtiği tarihi kavimler kapısı.  Gerçekten coğrafi konumu ve yapısal özellikleri nedeniyle Kafkasya tarih boyunca yöredeki yayılmacı devletlerin hep iştahını kabartmış çevredeki hemen her güçlü ülkenin geçit yaptığı bir kavimler kapısı olmuştur.” 3

Bundan 2500 yıl önce eski Yunanlar Kuzey Kafkasya’da koloniler kurmuşlardı. “Milattan önce IV. Yüzyılda Küçük Asya’dan gelen İonlar Tene (Don), Pşize (Kuban) nehirlerinin denize döküldüğü yerde kurdukları liman kentlerinde ticarethane ve imalathaneler oluşturmuşlardı.

Bu şehirler önemli geçiş noktalarına kurulmuştu. Zamanla büyük merkezler haline geldiler. Tanais (şimdiki Azak Denizi’ne yakın), Fanagoria (Kuban yakınlarında Taman deltasının güney doğusunda), Germonass ( şimdiki Taman’ın bulunduğu yerde) gibi kentler önemli kavşak ve geçiş noktası oldu.“4

Bu kentlerde eski Adıgelerle ekonomik ilişkiler kuran eski Yunanlar doğal olarak yerli halkın kültüründen de etkilenmişlerdi. Yunan mitolojisini ve Adıge Nart Destanlarını incelediğimizde bariz benzerliklerin olduğunu görürüz. Bu destanların kaynağını anlama konusunda bu kolonilerin varlığı oldukça kolaylaştırır işimizi.

Tanrılar, nasıl ki Kafdağı’nı kendilerine buluşma ve toplanma yeri olarak beğenmişlerse, tarih boyunca masallar ve destanlar da bu kutsal mekanı kendilerine uğrak yeri olarak seçmişti. Eski dünyada yolu Kafdağı’yla kesişmeyen masal ve destan yoktur neredeyse. Küçük Asya, Ortadoğu ve Eski Yunan'da bir mitoloji ve masal motifidir Kafkas Dağları. Sümerlerin Gılgameş efsanesinde de bu dağlardan söz edilir, Arapların “Binbir gece Masallarında” dağın adı sık sık geçer. Herkül kaybolan “altın post”u Kafkasya’da arar. “Günahkar” Promete bu dağlara bağlanır demir zincirlerle.

“MÖ. VI. ve V. Yüzyıllarda yaşamış olan şair Eshil (Eshillos) eski tarihi destanlardan esinlenerek Promete hakkında bir üçleme yazmıştır. İlginç olan eski Yunan edebiyatında Promete hakkında yazılan hayat hikayesinin bir bütün halinde Adıge Nart destanlarında da yer alıyor olmasıdır.

Eshil olup biteni ayrıntısıyla anlattığı eserinde olayın yaşandığı yerlerin adını da açık bir şekilde veriyor:

İşte şimdi oradayız, dünyanın bir ucunda,

Uzak, ıssız ve insansız İskit ülkesinde,

Zamanıdır gitmenin,

Getir yerine babanın verdiği emri

Ve bu günahları,

Buradaki, kayalık uçurumlara bağla

Sıkı sıkıya,

Demir zincirlerle ve ebediyen.

Bu dramın devamında geçen yer adları ve bazı halklar için kullanılan eski isimlerin telaffuzu olayların nerede yaşadığını ortaya koymaktadır. Kolhida şimdilerde bile Gürcistan’da kullanılan bir yer adıdır. Meot denizi şimdiki Azak Denizi’nden başkası değildir. İskitler ise geçmişte Karadeniz’in kuzey kıyılarında yaşamış bir halktır. Eshil, Promete’nin bağlandığı dağın adını da söylüyor: Kafkas. O’nun şiiri başlangıç olur dağlarımızın bu ismi almasına.”5

İran destanlarında geçen Simorg bir diğer deyişle Zümrüdü Anka Kuşunu anlatan destan da finali Kafdağı’nda yapanlar arasındadır.

“Destana göre, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe varlığından kuşkulanır olmuş ve nihayet ondan umudu kesmişler.

Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmış ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Ancak Simurg'un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kafdağı’nın tepesindeymiş.

Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş. Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp; papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış); kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış; baykuş yıkıntılarını özlemiş, balıkçıl kil bataklığını.

Vadiler üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış. Altıncı Vadi "şaşkınlık", yedinci vadi "yokoluş" vadisiymiş. Kafdağı’na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg'un yuvasını bulunca öğrenmişler ki "Simurg Anka", "Otuz Kuş" demekmiş. Onların her biri birer Simurgmuş...6

Ne var ki; yolunu Kafdağı’nda bulan bu İran masalı değildir sadece.

 “Örneğin Odyssea Destanı’nın ortaya çıkışı MÖ. VIII. ve VII.  Yüzyıllara rastlar. Odyssea’nın gezerken bir mağaraya düşmesi onun yandaşlarının Polifemi’nin tek gözünü dağlayıp koyunların altına saklanarak mağaradan çıkışlarını anlatan kısım tümüyle Adıge masallarında da yer alır.”7

 “M.Ö. VIII. Ve VII. Yüzyıllarda Grek edebiyatının farklı şiirlerine konu olan olayların aynısı Adıge sözlü edebiyatının şiirlerine de konu olmuştur.

Benzer hayat tarzları benzer düşünceleri doğurur. Benzer düşünceler de benzer tarzların gelişmesine neden olabilir. Ancak küçük detayların bile bu derecede birbiriyle örtüşmesinin açık bir anlamı vardır.

Şunu söylemek istiyoruz: Sözünü ettiğimiz Yunan şiirleri ile Adıge sözlü edebiyatının eski şiirlerinin müşterek kaynaklardan beslendiğini düşünüyoruz. Adıgeler ve Abhazlar gibi Grekler de Adıgelerle aynı soydan geliyor olsalardı; Grek şiiri ile Adıge sözlü sanatının şiirleri arasındaki bu yakınlığı anlamak zor olmasa gerekti.”8

Kafdağı’nın kendine ait Nart Destanlarını henüz dünyada yeterince tanıtamadık.  Bir gün bunu başarırsak eminim ki dünya halkaları bizlere minnettar olacaktır. Çünkü Nart destanları geçmişte olduğu gibi günümüz dünyasında da hala devam eden adaletsizliklere ve haksızlıklara evrensel yaklaşımlar ve çözümler getirmektedir.

Başta “Nartların Darı Tohumu” (Нартхэ я Чылапхъэ), “Sosrıqo’nun Ateşi Getirmesi” (Сосрыкъo Маш1о Къехьы) ve “Sosrıqo’nun Öldürülmesi” (“Сэурыкъо Зэраук1ыгъэр”) adlı tekstler olmak üzere bir bütün olarak Nart Destanları modern dünyaya da ışık tutmakta, sömürülen, haksızlığa uğrayan halklara onurlu yaşamın yollarını göstermektedir. Tüm dünya halklarının bu güzel destanlardan dersler, anlamlar çıkaracağı günler yakındır. Bu güzel günleri hep birlikte görmek dileğiyle...       

Kaynaklar:

1-      Qermoque Hamid-Yaşam Radyo-Kafdağı’ndan Esintiler Programı- 17 Aralık 2009 1. Prg. Çeviri: Adnan Cankılıç

2-      Qermoque Hamid – Nartlar,  1996 Elbruz Yayınevi Nalçik. S. 5- Orijinal adı “Nartkher”.

3-      Özdemir Özbay - Dünya Mitolojisi ve Nartlar, KAFDAV YAYINLARI 1999 Ankara.“Önsöz”.

4-      Şhalakho Abu - Çerkes Folkloru, Nart Yayıncılık, İstanbul 2010. S. 22. Çev. Adnan Cankılıç.

5-      Şhalakho Abu - Çerkes Folkloru, Nart Yayıncılık, İstanbul 2010. S. 23-24. Çev. Adnan Cankılıç.

6-      Milliyet Gazetesi www.milliyet.com.tr.

7-      Şhalakho Abu - Çerkes Folkloru, Nart Yayıncılık, İstanbul 2010. S. 22. Çev. Adnan Cankılıç.

8-      Şhalakho Abu - Çerkes Folkloru, Nart Yayıncılık, İstanbul 2010. S. 23. Çev. Adnan Cankılıç.


Sizde yorumunuzu eklemek için tıklayın.
Yorumlar
Tüm yorumları görüntülemek için tıklayın.
ali - bursa
31 / 12
evet burda ilk siirlerin iranda oldugu iskitlerle bagi irani bir halk olan ve atalari iskitler hasabiyle nart destanlari ozu itibari ile alanlarin(osetler) in milli bir destanisir ama artik kafkas destanni oldu sarmatlar iskitler araciligiyla irani bu siirler anlatilar kuzeye geldi ve bugunku halini aldi destandaki irani ogeler goz ardi edilemez