Arama

Şamil Basayev'in Ardından, Şamil Basayev'i Anlamak

10 Temmuz 2006 tarihi, hiç şüphesiz başta Çeçenistan olmak üzere tüm Kuzey Kafkasya için bir dönüm noktası oldu. Çünkü bu tarihte İnguşetya'nın Ekajev kasabasında, patlayıcı madde yüklemesi esnasında hayatını kaybeden direnişçilerden biri, geçtiğimiz 15 yıl boyunca Kafkasya'nın kaderinin şekillenmesinde büyük ölçüde rol oynayan bir isim, Şamil Basayev'di.


MURAT ATRIŞBA

Bugüne dek defalarca öldüğüne dair haberlerin yayınlanması, ilk olarak bu haberin de Rus iktidarının bir dezenformasyonu olarak değerlendirilmesine yol açmış ve yalanlanması beklenmişti. Ne var ki bu sefer haber doğruydu. Şehit oluşunun ardından fazla vakit geçmeden spekülasyonlar başlamış, Rus yetkililer olayın ilk saatlerinde Basayev'den bahsetmeden, yalnızca 4 direnişçinin yükleme esnasında havaya uçtuklarını belirtirken, bu açıklamadan 16 saat sonra ise olay yerinde bulunduğu söylenen başın ve protez bacağın Basayev'e ait olduğunun tespitiyle bu kez 6 aydır süren bir operasyon sonucu Çeçen liderin füzeyle öldürüldüğünü bildirmişlerdi. Hemen ardından Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti (ÇİC) Dış İşleri Bakanı Ahmet Zakayev, ÇİC Parlamentosu ve sonrasında da Devlet Başkanı Dokka Umarov'un açıklamalarıyla Şamil Basayev'in hayatını kaybettiği haberi kesin bir biçimde doğrulandı. Direniş liderleri Rus tezinin aksine, Basayev'in patlayıcı yüklemesi esnasında kazara olan bir patlamayla şehit olduğunu belirttiler. Olaydan fazla bir zaman geçmeden, Rus gazetesi İzvestiya, patlamada Türk İstihbaratının da rol aldığına dair bir haberi birinci sayfadan yayınlayacaktı. Operasyonun bizzat Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in kendisi tarafından koordine edildiğini belirten gazete şunları yazdı:

 "Putin son iki ay içerisinde terörle ilgili olarak ilk başta ABD Başkanı George Bush ile dört kez temasta bulundu. Ardından Türkiye Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Moskova'yı ziyaret etti. Rusya ve Türkiye liderleri görüşme sonrasında terörle mücadelede ortak hareket edeceklerini defaeten dile getirdiler, ancak o günlerde bu sözlere rutin açıklama biçiminde yaklaşılmıştı. Yazının devamında Basayev'i havaya uçuran bombanın eline nasıl geçtiğini anlatan İzvestiya'ya göre Basayev'in sonunu getiren bombanın kaynağı Irak'tı. Buna göre; Saddam Hüseyin'in eski ordusundan kalma silahların Çeçenistan'a doğru yola çıkacağı Rus ve ABD istihbaratı tarafından öğrenildi.Basayev'in eline geçeceği kesin olarak bilinen bombanın içine uzaktan kumandalı patlayıcı yerleştirildi. Silah yükü Irak'tan büyük ihtimalle Türkiye ve Gürcistan üzerinden ilk önce Çeçenistan'a, ardından da Basayev'in bulunduğu İnguş Cumhuriyeti’ne geldi. Türkiye'nin bu operasyonda üstlendiği rol silahların engelle karşılaşmadan adresine ulaşmasıydı. Benzer şekilde Gürcistan istihbaratının da plandan haberdar olduğu sanılıyor." Evet, iddialardan biri de buydu.

 Sovyet sonrası Kafkasya'nın bağımsızlık mücadelesinin liderleri içinde onun kadar gözönünde bulunmuş olup, bugüne dek hayatta olan kimse yoktur. Bu sebeple, tüm dünyadaki Kafkasyalılar arasında var olan şaşkınlık ve şokun sebepleri anlaşılamaz değildir. Hayatı neredeyse Kafkasya'nın bağımsızlık mücadelesinin bir yansıması olan bu adamı anlamak, öğrenmek, eleştirebilmek, hala sırlarla dolu olan hikâyesindeki soru işaretlerinin ortadan kalkması için çabalamak ve olabildiğince dersler çıkarmak, uzun süreli bir uğraşı anlamına gelmekle beraber, Kuzey Kafkasya'nın özgürlüğünü hedefleyenler için vazgeçilmez bir gerekliliktir. Bu kadar kısa zaman sonra bu gerekliliği tam olarak karşılamayacağının bilincinde olarak, Şamil Basayev'in hayatını, yani mücadelesini hatırlayalım…

 Belxtoy teipinden olan Basayev, 1965 senesinde İmam Şamil'in son kalesi Vidın (Vedeno)'da doğdu. Ailesi 1944 yılında tüm Çeçen halkı gibi Kazakistan'a sürülen Şamil Basayev, genel olarak tüm Çeçen halkının kolektif hafızasında yer alan trajedilerden fazlasını, muhtemelen, 1918'de kurulan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti saflarında Beyaz ve Kızıl Orduya karşı direnen ve bu direnişi kendisine aktaran dedesinden miras aldı.1987'de Moskova'da mühendislik eğitimi almaya başlayan bilgisayar satıcısı Basayev, 1991 Ağustos'unda hükümet darbesi teşebbüsü sırasında, o günlerde Sovyet diktatörlüğüne karşı bir demokrat imajı çizen Yeltsin'in taraftarları arasında yer aldı. Çeçenistan'ın 1 Kasım 1991'deki bağımsızlık ilanının ardından aynı Yeltsin, Dudayev'in tutuklanmasını emretti. Bunun ardından ülkede olağanüstü hal ilan eden Rus lider, 622 kişilik bir özel birliği ayrılma çabalarına son vermesi için Çeçenistan'a gönderdi. İşte bu sırada Basayev, ülkesinde yaşananları dünyaya duyurmak amacıyla bir Rus uçağını içindeki 178 kişiyle Ankara'ya kaçırdı. Uçak beş saat pistte kaldıktan sonra kimse zarar görmeden Caharkale'ye (Grozni) dönmüştü. Bu, dünya kamuoyunun Şamil'le tanışmasıydı.

 Aşırı milliyetçi Gürcü lider Zviad Gamsakhurdiya'yı deviren Gürcistan Devlet Konseyi, yerine Sovyetlerin eski dışişleri bakanı olan Eduard Şevardnadze'yi getirmişti. Böylece Rus karşıtı Gamsakhurdiya yerine "beyaz tilki" Şevardnadze'nin gelişi Gürcistan'a, Rusya'nın yeniden bir kalesi olmak karşılığında toprak bütünlüğünü(!) sağlama konusunda yol verilmesini sağladı. Sovyet Rusya'nın Transkafkasya ordusunun silahlarına sahip Gürcistan'ın bu silahları hangi yönde kullanacağı şüphesiz ona bu silahları bahşedenler tarafından da bilinmekteydi. Gamsakhurdiya'nın aşırı milliyetçi ideolojisini savaş alanında taçlandırmak isteyen Gürcistan Devlet Konseyi, Abhazya'nın tüm görüşme taleplerini cevapsız bırakarak 14 Ağustos 1992'de, ani bir hareketle Abhaz topraklarını işgal etti.

 "100 bin Abhaz'ı yok etmek için 90 bin Gürcü'yü feda ederiz" sloganının sahibi askeri lider Karkaraşvili ve benzerlerinin uygulamaya koyduğu bu işgal ve soykırım hamlesine Abhazya'nın bu denli karşı koyması beklenmiyordu. (Fakat öyle olmadı.) Azim ve sabırla, sessizce yok edilmeye karşı direnen Abhaz halkının tüm dünya tarafından tepkisiz bir biçimde izlenen kaderi, 1989'da Abhazya'nın başkenti Akua’da (Sohum) kurulan Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun (KHK) çağrısıyla tersine döndü. Kendisini Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin varisi olarak gören KHK, tüm Kuzey Kafkas halklarını Gürcü emperyalizmine karşı direnişe ve Abhaz halkının yanında olmaya çağırmıştı. Kremlin politikalarına uygun biçimde davranarak gönüllü hareketini bastırmaya çalışan ve Konfederasyon yetkililerine karşı tutuklama emri çıkartan kukla yerel cumhuriyetler,halkın çok yoğun protestolarına hedef oldular. Sovyet sonrası yükselişe geçen milliyetçi dalga, Gürcü emperyalizminin destekçisi Rus iktidarını da hedef almaya başlamıştı. Örgütlü bir niteliğe sahip bu dalga artık Rusya'nın bildirilerinde "güney sınırlarda baş gösteren tehlikeli durum" olarak yer alıyordu. Kendi adamını desteklemenin, daha fazlasını kaybetmesine sebep olacağını anlayan Rusya, Abhazya üzerindeki kıskacı hafifletmeye razı edildi. Abhaz lider Stanislav Lakoba bir makalesinde bu durumu şu sözlerle ifade eder: "Abhaz halkı savaşın ilk günlerinde dünyadan nasıl tecrit edildiğini hiç unutmayacak. İşte o günlerde sadece Konfederasyon gönüllüleri dağları aşarak yardımımıza yetiştiler.(…) Ancak tüm Kuzey Kafkasya ayağa kalkınca Rusya tavrını değiştirdi."

Başta Yeltsin sonra da Kuzey Kafkasya'daki Rus yanlısı yerel cumhuriyet liderlerinin Gürcistan toprak bütünlüğü içerisinde kalması yönünde Abhazya'ya yaptıkları baskı ve tehditlerin en ete kemiğe bürünmüş hali 3 Eylül 1992 Moskova ateşkes antlaşmasıydı. Fakat Abhaz halkı kararını vermişti ve yaşamak için savaşmak gerekiyordu. Savaşın daha ilk günlerinden itibaren gönüllü birlikler, Karaçay-Çerkes üzerinden Gudauta'ya gelmeye başlamışlardı. Bunun üzerine bir de; Türkiye, Suriye, Ürdün ve Filistin'den Abhaz ve Adigeler yeniden kavuştukları vatanlarına sahip çıkma bilinci ve büyük bir sorumluluk hissiyle direnişe katılmak üzere Abhazya'ya geldiler. Mücadelenin asıl yükünü omuzlayan Abhaz halkı için bu, her şeyden önce büyük bir moral desteğiydi.

 Kuzey Kafkasya'nın hemen hemen tüm bölgelerinden gelen binlerce savaşçının arasında kısa sürede sivrilen Şamil Basayev, Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun çağrısıyla Abhazya'ya akan gönüllü birliklerin komutanlığına yükselmişti. O dönem daha 27 yaşında olan genç komutanın kendisine bağlı birliği "Şamil Batalyonu" olarak adlandırılmaya başlandı. Batalyon; Çeçenler, Abhazyalı Abhazlar ve diasporadan gelen gönüllülerden oluşuyordu. Özellikle 3 Ekim 1992 tarihli Gagra harekatı gibi büyük operasyonlarda görev alan birliğin başarıları ve Şamil Basayev'in tartışılmaz askeri yetenekleri bu birliği efsanevi kılan sebeplerdendir. 25 Ekim 1992 tarihinde, Türkiyeli savaşçıların kamerasına konuşan Şamil Basayev, Türkiye'deki Kafkas diasporasına şöyle sesleniyordu:

 "(…)Buraya gelme amacımız, Abhaz kardeşlerimize yardım etmektir. Çeçenler ve diğer Kafkas halklarından ayrıca Türkiye'den mücahitler olarak biz üç aya yakın zamandır Abhazya'da bulunuyoruz. Biz ilk geldiğimizde tanklar ve ağır silahlarımız yoktu. Allah'a şükür, şu anda Gürcülerden ele geçirdiğimiz tank ve ağır silahlarımız var. Bugün bazıları memleketimizde yapacak bir şey bulamadığımız için buraya geldiğimizi düşünüyorlar. Biz buraya Abhaz kardeşlerimize yardım etmek için geldik. Bütün Kafkasya halkları bir araya gelip birlik olmazsa, düşmanlarımız zulmetmeye devam edecektir. Eğer birlik olmazsak yarın büyük devletler tarafından parçalanacağız ve zulümler devam edecektir.(…) Vatanımıza sahip çıkmak için; Çeçen, Abhaz, Adige, Kabardey, Çerkes demeden birlik içinde olmalıyız. Eğer böyle olmazsa, "Bu bölgede Kafkasyalılar yaşarlarmış" diye ileride masallarda anlatılacaktır. Geçmişte Kafkasya'dan istemeyerek göç etmek zorunda kalanlar, tarihi anavatanlarıyla ilgilensinler. Çünkü burası, bütün Kafkasya, onların atalarının vatanıdır. Herkes kendi küçük topraklarını düşünmesin. Tüm Kafkasya bütün bir toplumun evidir. Benim sizden istediğim şey, silahlı olarak katkı sağlamanız önemli değil, bunu yapamıyorsanız da maddi manevi destek olun. İnsanlar "Kafkasya'nın kaderinden ben de sorumluyum" diye hissetsinler. Kafkasya'nın kaderini kendi kaderi olarak görsünler. Önemli olan insanların duygusal olarak "ben bu toplumun bireyiyim" diye hissetmesidir. Kim nerede olursa olsun, insan elinden geleni yapmalı ve iyi yöne doğru düşünmeli. Bana göre orada yaşayanlar şimdi veya daha sonra kendi memleketine dönmeli ve yaşamalı, kim ne derse desin insan kendi topraklarındaki gibi yaşayamaz ve rahat olamaz. Çünkü bizim vatanımız Kafkasya'dır. Bizim halklarımız kardeş gibi iç içe yüzyıllarca yaşamışlardır. Ama o zamanda ilk başta Ruslar ve Gürcüler bizi kışkırtmışlardır. Allah'ın izniyle Abhazya özgürlüğe kavuşacaktır. Biz elimizden geleni yapmaktayız. Allah bizi korusun. Biz burada Gürcü halkıyla savaşmaya gelmedik ve asla halkına dokunmayacağız. Bizim savaşımız halkıyla değil, askerleriyledir. Onlara asker demek doğru olmaz; esrarcı ve barbardır onlar. Abhazya savaşından önce Osetya'da bir yıl kan döktüler, başa çıkamayınca Abhazya'ya yöneldiler. Allah'ın izniyle burada bir şey yapamazlar, Abhazya yakında özgürlüğüne kavuşacaktır inşallah. Benimle gelen mücahitler savaşı bilen ve savaşan mücahitlerdir. Allah onlardan ve onlar gibi evlatları yetiştiren anne-babalarından razı olsun. İnşallah yakında savaş bitecek ve sağ salim eve döneceğiz. Benim söyleyeceklerim bu kadar şimdilik, Allah'a emanet olun…"

 

Ürdün diasporasına gönderilecek bir kasette ise "(…) Bu savaşı biz başlatmadık ama biz bitireceğiz inşallah. Allah bize yardım eder. Neden mi? Biz doğru yoldayız, özgürlüğün yolu. İnşallah Abhazya'da özgürlüğü kazanacağız" diyordu.

 Şamil Basayev; savaş sırasında direnişe aktif olarak katılmış, Ceniya sülalesinden bir Abaza kızıyla da evlenmişti. Abhazya'daki yararlılığı sebebiyle, çok az kişiye verilen "Kafkas Kahramanı" unvanına sahip Kumandan'ın pek fazla dile getirilmeyen, dikkat edilmeyen bir yönü de savaş alanındaki kendine özgü tarzıdır. Abhazya'da onunla beraber mücadele etmiş olan Türkiyeli savaşçılar, Basayev'in mümkün olduğu sürece çatışma alanlarına askerlerinden önce gidip bölgeyi kontrol ederek, kayıp sayısını en aza indirmeyi hedeflediğinden bahsederler. Bu anlatımları doğrulayan bir video kaydında Basayev, Oçamçıra'da kendisini takip eden savaşçıları durdurarak çatışma bölgesine doğru yürürken görülüyordu. Türkiye'den moral destek için giden Abaza kızlarının, Abhazya'da kendisiyle kartopu oynarkenki hatıralarını dinleyebileceğiniz bu ufak tefek, utangaç adam, yıllarca ömrü cephede geçtikten sonra Başkomutan sıfatıyla Çeçenistan'da aralarına yeni katılmış genç bir direnişçinin çayını dolduracak alçakgönüllülüğe de sahipti.

 13 ay süren Abhazya direnişi, 30 Eylül 1993 tarihinde işgalci Gürcü ordusunun topraklarımızdan çıkarılmasıyla son buldu. Stanislav Lakoba'nın dediği gibi, Abhaz halkı onun en zor gününde yanında olanları unutmayacak…

 Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından, 1 Kasım 1991'de bağımsızlığını ilan eden ve daha sonrasında da Rusya Federasyonu'nun birlik antlaşmasını imzalamayarak bağımsızlık iradesini sürdüren Çeçenistan, Rusya'nın müdahale tehditleriyle ve iç karışıklığı körüklemeye çalışan politikalarıyla mücadele ederek 3. yılını ardında bıraktığında, kaderini belirleyen gelişmelerden biri yaşanıyordu. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Yeltsin, ABD Başkanı Clinton'la olan Washington'daki görüşmesinin ardından 27 Eylül 1994'te Türk basınına da yansıyan şu sözleri söylüyordu: "Amerika nasıl arka bahçem dediği Panama ve Haiti'ye müdahale hakkını kendinde görüyorsa, biz de bir zamanlar, sınırlarımız içinde bulunan eski Sovyet cumhuriyetlerine müdahale hakkına sahibiz." Yaklaşan savaşın ayak seslerini duyuran bu ve buna benzer açıklamaların ardından Rus ordusu, 11 Aralık 1994 tarihinde Çeçenistan'ın işgaline başladı.

 Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti'nin ilk devlet başkanı Dudayev, bir röportajında bağımsızlıklarına kavuşana dek Çeçen başkentinde, üzerinde "Güneşin altında, bundan daha çirkin bir halk yoktur" yazan 19. yy'daki katliamlardan sorumlu Rus Generali Yermolov'un bir anıtının olduğunu söyler. Buna benzer pek çok aşağılamaya maruz kalan Çeçen halkı, Yermolov anıtının yerine Ruslar'ın aşağılamak için tuvalet yapımında kullandıkları Çeçenler'in atalarına ait mezar taşlarını bir araya getirip bu sefer üzerinde "Ağlamayacağız! Yılmayacağız! Unutmayacağız!" yazan bir anıt inşa ederler. Mezarlarının yanından arabayla dahi geçerken saygıyla yerlerinden hafifçe doğrulan bir halk için bu büyük bir hakaretti.

 Bu noktayı anlamak önemlidir. Hayatları sınırsız bir keyfiyetin elinde bulunan insanlar için özgürlük; bir kapris, bir inat ya da takıntılı bir tutku değildir. Özgürlük; ne zaman ve hangi bahaneyle geleceği belli olmayan kitlesel ölüm ve sürgünlerin, aşağılama ve adaletsizliklerin elinden kurtuluş demektir. Var olma hakkına sahip olmak, geleceğinden emin olmaktır. Şamil Basayev, Abhazya savaşı sırasında bir Çeçen muhabirle yaptığı röportajda, 1944 senesindeki gibi tekrar sürgün edilmemek için mücadele ettiklerini söylüyordu. 13 yıl sonra, 2005 yılında Rus gazeteci Andrei Babitsky ile olan röportajında söyledikleri ise aynı yaklaşımın ve gerçekliğin devam ettiğini gösteriyordu:

 "Babitsky: Neye güveniyorsun? Terörün, Putin rejimini, teslim olmaya ya da müzakerelere zorlayabileceğini düşünüyor musun?

 Basayev: Benim onların müzakerelerine ihtiyacım yok. Çeçen halkına karşı yapılan soykırımın bitmesine ihtiyacım var. İşgalci ayak takımının, ülkemizi terk etmesine ihtiyacım var. Gelecekteki Çeçen nesillerinin, 1944'de olduğu gibi Sibirya'ya sürülmeyeceklerinin garantisine ihtiyacım var. Bağımsızlığa ihtiyacımızın olma sebebi işte bu. Pratik olarak bütün dünya, bunun bir soykırım olduğunu biliyor. Terörist olanlar 'Ruslar'dır. Ulusal bağımsızlığımız için devam eden bir mücadele var."

 Ülkesindeki savaşı durdurabilmek için sadece yarım saatlik bir görüşme isterken tuzağa düşürülerek şehit edilen 3. Devlet Başkanı Aslan Mashadov, uğruna can verdikleri bağımsızlığı tanımlıyor:

 "Bizim anladığımız bağımsızlık, Moskova'da bürolarında oturup, hiçbir cezalandırmayla karşılaşmadan, halkımızın kaderine ilişkin kararnameler imzalayan bürokratların kaprislerinden bağımsız olmak anlamına geliyor. Soykırım yüzyıllardır devam ediyor ve kimse bunun sorumluluğunu üstlenmiyor."

 23 Şubat 1944 senesinde, Nazi Almanya'sının ordularıyla hiç karşılaşmadıkları halde, Nazilerle işbirliğiyle suçlanan Çeçen-İnguş ve Karaçay-Balkar halkları, son ferdine kadar yük trenlerine tıkılmış, yaşlıları ve hastaları askerlere yük olmaması için öldürülmüş ve bu şekilde Sibirya ve Kazakistan'a sürgün edilmişti. 1957 senesinde, sürgün kararının sahibi Stalin'in ölümünün ardından dönüşlerine izin verilen Çeçen halkı diğer suçsuz Kafkas halkları gibi bu soykırım denemesinde yüz binlerce insanını kaybetmişti. Peki Şamil Basayev gelecek nesillerin aynı kaderi paylaşmayacağının garantisine ihtiyaç duyarken, bu korkusunda haksız mıydı? Çeçen tarihçi Tarık Cemal Kutlu "Çeçen Direniş Tarihi" isimli eserinde, Rusya Federasyonu hükümetinin 1994 senesinde yayınladığı ve Başbakan Çernomirdin'in imzasını taşıyan bir planı ayrıntılarıyla gözler önüne serer. Bu plana göre Çeçen halkı küçük öbekler halinde R.F. içerisinde uygun görülen bölgelere yerleştirileceklerdir. Öyle görünüyor ki Kremlin, Kruşçev'in merhametinden pişmanlık duyuyordu. Yeltsin iktidarının bu kararını engelleyen tek şey, 31 Ağustos 1996'ta Hasavyurt antlaşmasıyla tasdik edilen, yaşamak için özgür olmanın gerekliliğine inanmış, bu yolda büyük bedeller ödemiş bir halkın cephedeki sarsılmaz iradesi ve Kafkasyalı savaşçıların desteğiyle kazanılan kesin zaferdi.

 Abhazya, Gürcistan'ın işgale başladığı 14 Ağustos sabahında parlamentoda, Gürcistan bünyesinde bir federe cumhuriyet olmayı görüşüyordu. Ama sınırsız keyfiyet ve emperyalist arzular tüm barışçı yaklaşımlara rağmen asker-sivil demeden halka ölüm getirmek için yola çıktı. Aynı kaderi Çeçen halkı da paylaşacaktı. Kuzey Kafkasya'daki sivil muhalefetin önde gelen isimlerinden, KHK eski başkanı yardımcısı, Adige Hase'nin (Khase) kurucularından ve Kabardey Balkar Cumhuriyeti İnsan Hakları Derneği(İHD) başkanı Valeri Hatıjuko'nun tanıklığı, o günlere ışık tutar:

 "Çeçenistan savaşından 10 gün önce 'Rusya Çeçenistan'a müdahale edecek' diye bir haber aldık. O zaman Rusya'nın Adalet Bakanı, Çerkes asıllı ünlü bir hukukçu olan Kalmuk Yura idi. Bu haberi alan Kalmuk Yura, Rusya Federasyonu Güvenlik Konseyi'ne müracaat ederek Dudayev'le görüşmek üzere yetki almış, sonra Moskova'dan arayarak, beni durumdan haberdar edip Grrozni'ye gitmek üzere hazırlık yapmamı istemişti. Dediklerini yaptım, Kalmuk Yura Nalçik'e geldi ve birlikte Grozni'ye hareket ettik. Doğrudan Cahar Dudayev'in yanına çıktık. Önce Kalmuk Yura ve Dudayev yarım saat süre ile baş başa görüştüler. Sonra benim de katılımımla bir yarım saat daha görüşüldü. Kalmuk Yura savaşın çıkacağına ciddi şekilde inanmıştı. Dudayev'e 'savaşa fırsat verme. Halkının kırılmasına sebep olma' diyerek kendisini ciddi şekilde uyardı. Bu uyarı üzerine Dudayev'in rengi değişti, heyecanlandı. 'Benim halkımı savaşa sokmak gibi bir niyetim yok zaten. Hatta halkımı savaşa sokmamak için elimden ne gelirse yapacağım' diyerek cevap verdi. O görüşmede Kalmuk Yura'yla Dudayev Çeçenistan'ın statüsünü tartıştılar. Dudayev Tataristan'ın biraz üstünde bir statüye razı olacaklarını söyledi. Yura da bunun olabileceğini belirterek, konuştuklarını aynen Moskova'ya aktaracağını söyledi. Anlaştılar. Görüşme bitince de Dudayev'in yanından ayrıldık. Grozni'den dönüşte Kalmuk Yura ile arabada sohbet ettik. Kalmuk Yura bana, 'Valeri, istifam cebimde. Eğer Rusya Çeçenistan'a saldırırsa, Bakanlık görevinde bir dakika bile durmayıp hemen istifa edeceğim' dedi.(...)Aradan iki ay geçti. Kalmuk Yura ile Moskova'da karşılaştık. Kendisine, 'Dudayev'le yapılan görüşme sonrasında Moskova'da neler oldu' diye sordum. Kalmuk Yura anlattı: 'Dönüşümde Başbakan Viktor Çernomirdin'le görüştüm. Dudayev'in ne düşündüğünü, ne istediğini kendisine aktardım. Hepsini makul karşıladı ve bu durumu Güvenlik Konseyi'ne sunacağını, muhtemelen de olumlu bir sonuç çıkacağını söyledi. Fakat Viktor Çernomirdin'le iki gün sonraki görüşmemizde canı çok sıkkındı ve oldukça gergindi. Bana dedi ki: 'Yura, Güvenlik Konseyi bu savaşın başlatılması yönünde bir karar aldı. Bunun dönüşü yok artık. Konsey üyeleri, iç politikada dengeleri oturtabilmek için Rusya'ya kazanabileceği bir küçük savaş lazım olduğu düşüncesinde hem fikir oldu. Alınan bu karar gereği de Rus ordusu Çeçenistan'a girecek.(...) Kafkasya'da geçtiğimiz günlerde Kalmuk Yura için bir belgesel hazırlandı. Henüz gösterime sunulmayan bu belgeseli seyrettim. Kalmuk Yura'nın anlattığı bu olayı, şu anda Rusya'nın Ukrayna Büyükelçisi olan o günün Başbakanı Viktor Çernomirdin'de aynı şekilde anlatıyor. Bütün bunlar, savaşı Dudayev'in çıkardığı yönünde yapılan propagandaların nasıl da yalanlarla dolu olduğunu gösteriyor."

 

Budennovsk Eylemi

 11 Aralık 1994'te başlayan savaş açıkça bir soykırım halini alarak ilerlerken tüm dünya hala bu katliamın Rusya'nın kendi iç meselesi olduğunu iddia ediyordu. 9 Nisan 1995'te Samaşki aulundaki yüzlerce sivil acımasızca katledilirken, bir hafta sonra 17 Nisan'da 30 çocuk asılarak ve yakılarak öldürülürken ve daha pek çok benzeri olay vuku bulurken dahi, önemli olan stratejik çıkarlardı. İşte böyle bir durumda Çeçen komutanlar Rusya'yı barışa zorlamak için bir operasyon planladılar. 100-150 direnişçi, tabutlara gizlenerek kamyonlarla Stavropol bölgesindeki, Çeçenistan'ı bombalayan uçakların kalktığı hava üslerinden birinin de bulunduğu Budennovsk şehrine girdi. Planı yapan komutanlardan biri olan ve kısa bir süre önce kundaktaki bebekler de dahil olmak üzere ailesinden 11 kişiyi hava saldırısında kaybeden Şamil Basayev, amaçlarının aslında Moskova'ya girmek olduğunu fakat kontrol noktalarını geçmek için gereken paranın Budennovsk'a kadar yettiğini söyleyecekti. Bilinen bir başka sebep de şuydu; yine bu kontrol noktalarından birinde, kamyonlardan birinin geçişi sırasında polislerin çok fazla dikkatini çekmesi üzerine, pusuya düşmemek için savaşçılar Budennovsk'a girmişlerdi. Yeterli para, rüşvetle yürüyen bir sistemin basit bir parçası olan bir Rus polisinin, muhtemelen başka şeylerle ilgilenmesini sağlayabilirdi.

 

 Kimilerine göre 1500, kimilerine göreyse 5000 kişiyi rehin alarak şehrin hastanesine sığınan direnişçiler şartlarını öne sürdüler: Rus ordusu Çeçenistan'dan çekilecek ve derhal barış görüşmelerine başlanacaktı. İçinde özel birlik askerleri de bulunan binlerce askeri şehre sevk eden Kremlin'in kazancı, 100-150 savaşçı karşısında rezil bir yenilgiydi. Yapılan tüm hücumlar geri püskürtülmüştü ve rehineler Rus askerlerinin silahlarıyla ölüyorlardı. Üstüne üstlük kurtulan rehinelerin tepkisi Rus askerlerine yöneliyordu. Rehinelerin önemli bir bölümü, Çeçenler'in kendilerine kötü davranmadıklarını, bunu ülkelerini savunmak için yaptıklarını anlatmaktaydı. Şamil Basayev onlara şöyle demişti: "Yedi aydır kendi ülkemizde savaşıyoruz. Atılan her kurşun ya bir Çeçen'i ya da Çeçenistan'ın bir yöresini vuruyor. Artık bundan sıkıldık, savaşmaya devam edeceğiz ama bu kez Rus topraklarında, böylece kurşunlar bu kez Çeçenistan'ı değil, Rusya'yı vuracak." Eylem sırasında kocası ölen, rehine doktor Valentina Vasilyeva şöyle diyordu: "Saldırıp bizi kurtarmaları gerekmiyordu. 5000 insanın yazgısından söz ediyorlardı ama umursamaz gibiydiler. Eğer gerçekten içeri girip binayı ele geçirmiş olsalardı, sanırım hiç birimiz sağ çıkamazdık(…) Elbette Çeçenlere karşı bir nefret var. Buraya geldiler ve suçsuz insanlara saldırdılar. Ama aynı zamanda bize kendi topraklarında olup bitenleri de sergilediler. Bize kötü davranmadılar. Bu savaş olmasaydı, herhalde hastane ele geçirilmeyecek, Çeçen sendromu ve bunların hiç biri yaşanmayacaktı."

 Bunu anlamak için Budennovsk'u yaşamak mı gerekiyordu?

 Daha sonra ise, direnişçilerle görüşmeyi kabul eden Çernomirdin, ulusal televizyon kameralarının önünde Şamil Basayev'le pazarlığa başladı. Basayev, savaşın durdurulması ve barış görüşmeleriyle ilgili taleplerinden ödün vermiyor ve Çernomirdin'in kendisine yönelttiği; uçak, para, yurt dışına güvenli çıkış gibi önerilerini reddediyordu. Eylemin 6. gününde Ruslar şartları kabul ettiler. Çeçenistan'da ateşkes sağlanacaktı. 150 kişilik gönüllü insan kalkanı dışında tüm rehineler serbest bırakıldı ve direnişçiler şehit olan 16 savaşçının cesedinin bulunduğu bir soğutma kamyonu da dahil olmak üzere bir otobüs konvoyuyla Çeçenistan'a ulaştılar. Halkın coşkuyla karşıladığı direnişçiler ateşkesi sağlamışlardı.

 

 G-7 zirvesi için Kanada'da olan Yeltsin'in boşluğu, Çernomirdin'e insiyatifi ele alarak, 142 sivilin hayatını kaybettiği eylemi Rusya standartlarına göre kansız bir biçimde bitirme imkanı vermişti. Çernomirdin daha sonra şöyle diyecekti: "Rusya tarihinde ilk kez insan yaşamını kurtarmak, devlet çıkarlarının önüne geçmiştir." Bu, ilk ve son olacaktı.

 Üzerinde anlaşmaya varılan sadece ateşkes olmuştu. Çernomirdin'in "insancıl" yaklaşımı özellikle orduda tepki uyandırmıştı. Yeltsin "devletin ve R.F.'nin bölgesel bütünlüğünü korumak üzere", Kuzey Kafkasya'da sürekli üslenecek yeni 58. orduyu oluşturmak üzere bir kararname imzaladı. Birlikler Çeçenistan'dan çekilmeyecekti ve siyasi görüşmeler başlasa bile bağımsızlık tanınmayacaktı. Ateşkes direnişçilere soluk alma şansı vermişti, Dudayev bağımsızlığın tanınması karşılığında görevini bırakmayı da teklif etti ama kabul edilmedi ve savaş tekrar başladı.

 

 Caharkale’nin Kurtarılması ve Birinci Savaşın Bitişi

 120 bin Çeçen sivilin tüm yasak metotlarla katledildiği, 25 bin insanın toplama kamplarında işkenceden geçirildiği, yüz binlerce masum insanın ağır yaralar aldığı bu savaş boyunca, dünya sessizliğini korudu. Uluslararası kamuoyu bu cinayetleri engellemek için hiçbir adım atmadı. Tam tersine, 20-21 Nisan tarihlerindeki G-7 Moskova zirvesinden sonra IMF, toplam 40 milyar dolar yardım kararı alarak, Rusya'ya elinden gelen yardımı yapmaktaydı. Bu soykırım denemesini durduran ise, 6 Ağustos 1996'da başlayan, Caharkale'yi kurtarma operasyonuydu. Bu harekâtın 10. yıl dönümünde bir bildiri yayınlayan Dokka Umarov bu muhteşem askeri zaferi şöyle anlatıyor:

 "Tam olarak, 10 yıl önce 6 ağustos 1996 yılında, Çeçenistan-İçkerya silahlı kuvvetleri tarafından Çeçenistan'ın başkenti Caharkale'yi kurtarmak için, dünya savaşları tarihinde eşi görülmemiş bir harekat gerçekleştirildi. Savaşı komuta eden askeri uzmanlar, savaş sanatı tarihinde benzeri olmayan bu mükemmel harekatı "Cihat" olarak adlandırdılar. Harekatın gerekliliği hakkındaki siyasi karar, Çeçenistan-İçkerya Cumhurbaşkanı Zelimhan Yandarbiyev tarafından alındı. Harekatı, Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanı Aslan Mashadov planladı ve kumanda etti. Harekat, cephede, General Şamil Basayev tarafından benzersiz bir şekilde yönetildi.

 Hafif silahlar ve küçük çaplı el bombalarıyla donatılmış 850 mücahit, şafak vakti Rus işgalcilerinin ve işbirlikçilerinin sığınaklarını ve pusuya yattıkları yerleri geçerek, Caharkale'ye ulaştılar ve süratli bir şekilde, şehirde daha önceden belirlenen konumlarını aldılar. Takip eden birkaç gün içinde, şehre giren mücahit güçlerine, Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti'nden 1500 gönüllü daha katıldı. 10 bin düşman askerini bulundukları yerde felce uğratan mükemmel bir kuşatma operasyonu gerçekleştirildi. Mücahitlerin uzman birlikleri, işgalcilerin bulunduğu Hankala üssünden, Şeyh Mansur ve Kuzey Osetya'dan düşmana yardım gelebilecek ana yolları kestiler. Çeçen ordusunun özel oluşturulmuş harekat birlikleri tarafından, iletişim hatları ve işgalcilerin Caharkale tarafına ve ülkenin diğer bölgelerine hareket edebilecekleri güzergahlar kesildi. Düşmanın, zırhlı birliklerin yardımıyla doğrudan darbe vurması (Hankale ve havaalanı tarafından), Kuzey Osetya tarafında özel birimlerin kırılması ve Argun- Hankala demir yolu boyunca rezervleri dağıtması gibi bütün çabaları, Çeçen silahlı kuvvetlerinin kararlı ve kusursuz eylemleriyle bertaraf edildi."

 Uzun süren arabuluculuk çabalarının ardından, 31 Ağustos 1996 günü, Çeçen Silahlı Kuvvetleri Başkomutanı Mashadov ve Emekli General Aleksandr Lebed arasında geçen 9 saatlik görüşmeden sonra Hasavyurt Anlaşması imzalandı. 20 maddelik anlaşma gereği Rusya, 31 Aralık 2001 tarihine kadar bağımsızlık kararını dondurmuştu.

Askerlerini Çeçenistan'dan çekmeyi ve karşılıklı meseleleri uluslararası hukuka göre çözmeyi kabul ettiler.

 Rusya 1996'da imzaladığı ve bunu pekiştirmek için 1997'de tekrar imza attığı anlaşmalarda, birinci savaşta sanayisinin yüzde 80'ini kaybeden, şehirleri harabeye dönen Çeçenistan'ın yeniden imarı için taahhütlerde bulunmuş ancak bunların hiçbirini yerine getirmemişti. Birinci savaştan önceki politikasını sürdürerek, ülkeye müdahalelerde bulunmuş, yardım amaçlı gelen Kızılhaç görevlilerinin, yatırım amaçlı gelen işadamlarının ya da gaze-tecilerin kaçmasına sebep olmuş, Çeçenistan'ın bir kanunsuzluk merkezi olduğu yönünde bir imaj çizmeye kalkmıştı.

 

 Vahabilik Meselesi

 Bu bir tesadüf değildir. 19 yy'daki Kafkas-Rus savaşları boyunca da Rusya, dünyaya; vahşi ve düzen bilmeyen medeni-yetsiz Kafkasyalılar'dan bahsediyordu. Tabi ki, böylece Rusya medeniyet taşıyıcısı ulvi sıfatını hak edecekti. Dünyanın istediği şu: İnandırıcı olup olmaması önemli değil, yeter ki bir sebep bul! Bunun devamında, günün hassasiyetlerine uygun olarak bir de radikal İslam ve hatta vahabilik sıfatı uygun görülmüştü. ÇİC Dışişleri Eski Bakanı Osman Ferzauli bu sene içerisindeki bir röportajında bu konuda şunları söyler:

 "Yabancıların rolü, vahabilerin rolü hep Çeçenistan'ı farklı göstermek, yani dünyadaki İslami terörün bir parçası olarak göstermek için Moskova tarafından tezgâhlanmıştır. Evet Afganistan'dan, Arap ülkelerinden ve başka Müslüman ülkelerden evrensel cihat için savaşmaya gelenler oldu ama sayısı oldukça düşüktü. Ayrıca bu gelenler geleneksel İslami değerlerle ters düştü ve Çeçen halkı tarafından görüşleri benimsenmedi. Ama şu da var; savaş sonrası dönemde işsizliğin yüzde 99'lara vardığı bir ortamda cebinde parayla gelen, işsizlere maaş veren bu kişilerin yandaşı olmayı seçen birçok Çeçen olmuştur. Sonuçta Rusya, 1. savaş sonrası Çeçenistan'da olabilecek her türlü olumlu gelişmeyi engelledi. Kriminal gruplara destek oldu, ambargo uyguladı."

 Çeçen halkı zaten köklerinde dindar bir toplum, Sovyet sonrası özgürce yeniden kavuştukları kimliklerinin bir öğesi de din faktörüydü. Üstüne üstlük yıllarca savaşın getirdiği yıkım ve belirsizlik atmosferinde inançları onları ayakta tutan bir etmendi ve dünyanın her yerinde örneği görülebileceği gibi, zor anlarında ona sığındılar. Ama asla Ruslar'ın iddia ettiği gibi değil. Vahabi hareketin liderlerinden biri olduğu söylenen Şamil Basayev, 2003 yılındaki bir röporatjında bu konudaki bir soruya şu cevabı veriyor: "Sözde 'vahabilere' gelince, bizden hiç kimse vahabi değildir, yanımızda olan herkes Müslüman'dır. Bizler inşallah, İslam'ın savaşçılarıyız ve Allah'ın cihadımızı kabul edeceğine inanıyoruz, umuyoruz ve yolunda bize merhametli davranmasını bekliyoruz. İçkeriya'da savaştan önce bir 'vahabi'yi tanıyordum: Bahauddin Dağıstanlı, bu adam her yerde sofilerin başlarının kesilmesi gerektiğini bağırıyordu ve bir tane sofi vardı, o da Kafirov(Ahmet Kadirov); her yerde, vahabilerin kafalarını kesmek gerektiğini bağırıyordu. Bunları şimdi görüyoruz, biri nereye kaçtığı bilinmez, diğeri ise tarihi memleketi Rusya'ya döndü ve FSB'ye." Aynı şekilde 1999 yılında yayınlanan "Kamuoyuna Açık Mektup"unda Basayev, "Her şeyden önce, ben bir müslümanım, fundamentalist ya da aşırı uçta bir insan değilim. İkisinin arasında büyük bir fark var. Şiddete ve teröre yol açtığı için her türlü aşırılığa karşıyım. Bağımsızlık, barış ve insan hakları için son nefesime kadar çarpışacağım gibi, aşırılıklara, suçlulara ve teröristlere karşı da mücadele edeceğim. Başbakan yardımcısı olduğum günden beri, insanlarımızı korkutan ve yabancıların gelmelerini engelleyen suçluları bulup çıkarmak ve cezalandırmak için çok çalışıyorum. Onları yakalamak için Başkan Mashadov ile birlikte yaptığımız çalışmaları durdurmak için etkin kampanyalar düzenlendi." diyordu.

 

 Şu da bir gerçektir ki, Basayev'in İslami rengi günden güne artmaktaydı. Özellikle ölümüne yakın dönemde kendi isminin yanında "Abdullah Şamil Ebu İdris" ismini de kullanır hale gelen Basayev'in bu tercihlerinin, dünya tarafından finanse edilen ve açık bir soykırım savaşı yürüten Rusya'ya karşı özellikle Arap ülkelerinde etkinliği bulunan ve ilk savaşta da bulunmuş Ürdünlü Komutan Hattab aracılığıyla da, maddi kaynak sağlama ihtiyacından ileri geldiği öne sürülür. Takım elbiseli, kravatlı ve kısa sakallı Basayev'in çok kısa bir süre içindeki değişimi bu şekilde açıklanır. Pek çok kişi, kendisine verilen sözler tutulmamış ambargo altındaki bir ülkede ve ilkinden çok daha acımasız olacağı bilinen bir savaşın ayak sesleri yaklaşırken, başka bir şanslarının olmadığını düşünüyor. Kendisi şu an hayatta değil ve ne yazık ki bu sorular ona sorulmadı. Şamil Basayev'e yakınlığıyla bilinen ve şu anda Devlet Başkanlığı görevini yürüten Dokka Umarov, 2005 yılında Radio Liberty ile yaptığı bir röportajda "Bana radikal Müslüman ya da vahabi demeleri çok komik" diyecekti. Aynı Umarov, 4. Devlet Başkanı Abdulhalim Sadullayev'in şehit edilmesinin ardından göreve geldiğinde, dış politikada öncelikli görevlerinin, üzerlerine vurulan ekstremist damgasından kurtulmak olduğunu söyleyecekti. Bütün direniş liderleri içerisinde ilk olarak Basayev'in bağlılığını sunduğu Sadullayev, Mashadov'un cesedinin Ruslar tarafından alıkonulup kendilerine teslim edilmemesinin sebebini açıklarken "Onlar bizim liderlerimizin mezarlarının bizler için birer sembol olmasından korkuyorlar" diyecekti. Mezar kültürüne karşı çıkan ve bunu şirk olarak gördüğü için Mekke'deki sahabe mezarlarının dahi dümdüz edilmesine sebep olan vahabiliğin, böylesi bir yaklaşıma sahip bir mücadeledeki yeri ne olabilir ki? İki savaş arası dönemde, politikacı olarak kötü bir portre çizen Basayev, yüzde 65 oy alan Aslan Mashadov karşısında yüzde 26 oy alarak başkanlık yarışını kaybetmişti. Seçimlerden sonra Mashadov tarafından başbakanlığa atandıktan sonra, özellikle ekonomik alanda başarısız bir yönetim sergileyerek makamından istifa etti. Rusların verdikleri bütün sözleri ve imzaladıkları tüm anlaşmaları hiçe sayan tutumları, beş senelik bir takvime bağlanan ve 2001 senesinin sonuna doğru netleşecek olan bağımsızlığın tanınması konusu yaklaştıkça yeni bir savaş korkusunu hissedilir kılıyordu. Şamil Basayev böyle bir atmosferde, halen devam eden ikinci soykırımdan 7 ay önce Aralık 1998 tarihinde, Aslan Mashadov'un ülke içindeki otoritesini sarsacak bir hareketin liderliğine soyundu: Çeçen-Dağıstan Halkları Şurası. Kremlin yönetimine karşı yeterince sert olmamakla suçladığı Mashadov'a karşı çıkan Basayev'in, yaklaşmakta olduğu bilinen yeni savaşa karşı hazır olmak adına mı yaptığı, yoksa enerji hatlarındaki pozisyonu sebebiyle Rusya dahil pek çok ülke istihbaratının müdahalesiyle manipüle edilerek, büyük devletlerin çıkar sağlamaya mı çalıştığı hala üzerinde anlaşmaya varılamayan bir meseledir. Belki de her iki seçenek geçerliydi. İkinci şıkkı savunanlar, Çeçenistan'dan geçen ve Rusya'nın tercih ettiği petrol boru hattı yerine, ABD ve Türkiye'nin, Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattını tercih etmesinden dolayı, bu bölgedeki bir savaşın ABD ve Türkiye'nin enerji politikalarına uygun olanı ön plana çıkartacağını söylüyorlar. Burada bir iddianın daha notunu düşmek gerekiyor; Şura Hareketi'nin manipülasyonunda, özellikle Türkiye üzerinden "yardım" amaçlı organizasyonların da kullanıldığı düşünülüyor. Bunun yanında batılı devletler başta Dünya Bankası aracılığıyla olmak üzere çeşitli kanalları kullanarak Rusya'ya akıttıkları yüz milyonlarca dolarla savaşın finansmanı oluyorlardı. Öyle görünüyor ki, sular durulup da objektif araştırmacılar, var olan tüm etki merkezlerinin çözümlemesini sağlamadan, Kafkasyalılar adına çok büyük bir tecrübenin çıkacağına inandığımız bu dönem tam olarak anlaşılamayacak.

 

 

Dağıstan Operasyonu

 

7 Ağustos 1999 günü Dağıstan'ın Botlikh kasabasına bir askeri harekatta bulunan Rus ordusu, bölgedeki köyleri bombalamaya başladı. Uzun bir zamandır bölgede başına buyruk yaşayan halkın liderleri üzerine yağan bombalardan sonra Şamil Basayev'den yardım istediler. Şamil Basayev ve Komutan Hattab, Ruslar'ın bahsettiği gibi yüzlerce değil, Mashadov'un belirttiği gibi 50 ya da daha fazla savaşçıyla halka yardım etmek için Dağıstan'a geçtiler. Bu Rus propagandasına hizmet eden büyük bir hata oldu. Şamil Basayev'den yardım isteyenlerden biri olan Bahauddin Dağıstanlı (Muhammedov)'nın hakkında Basayev'in sözlerini yukarıda okudunuz. Bunun bir tuzak olduğu, Rusya'nın Çeçenistan'a yönelik bir operasyon için "Çeçen vahabistler" R.F. topraklarına saldırdı diyebilmek adına düzenlenmiş bir oyun olduğu ileri sürülmektedir. Gerçekten de Ruslar saldırının ilk önce Çeçenler tarafından başlatıldığını, ordu birliklerinin daha sonra müdahale ettiğini söylediler. Oysa savaşçılar operasyo onun başlangıcından 9 gün sonra bölgeye geçmişlerdi. Kremlin'in propaganda birimi başarılıydı. Olayların daha ilk günlerinde Türkiye'deki medya organları bile vahabizm masalını kamuoyuna servis etmeye başlamıştı. Çok sürmeden R.F.'nin başkenti Moskova'da ve başka şehirlerde binalar patlamaya başladı. Yüzlerce sivilin hayatını kaybettiği bu olayların sorumlularının FSB olduğundan artık kimsenin bir şüphesi yok. Öyle ki başka bir binaya bombaları yerleştirmeye çalışırken halk tarafından ihbar edilen ve polis tarafından yakalanan ajanların savunması yeterince komikti: halkın dikkatini ölçüyorlarmış ama gerçek patlayıcılarla. Fakat sorumlular o günlerde, hiçbir iz ya da eylemi üstlenen olmamasına rağmen ilan etmişlerdi: Radikal İslamcı Çeçenler.

 Terörle suçlanan -ki bütün bu olaylar sırasında hiçbir resmi sıfatı yoktu- Şamil Basayev o günlerde Çek Gazetesi Lidove Noviny'nin kendisiyle yaptığı bir röportajda şunları söyledi (bu aşamada bombalamaları Kremlin'le ilişkilendirmiyordu): "Rus imparatorluğunun kullandığı devlet terörizmi de dahil, terörizmin bütün biçimlerini kınıyorum. Moskova'daki son patlama bizim değil. Dağıstanlıların işidir. Rusya açıktan Dağıstan'ı terörize etmektedir. Bütün bir hafta boyunca tek bir yumrukta birleşmiş ordu ve İç işleri Bakanlığı birimleri üç küçük köyü bombalayıp duruyorlar. Elbette bütün bunlar devam edecek. Çünkü sevdikleri, kadınları ve çocukları bir hiç uğruna öldürülenler, düşmanlarını ortadan kaldırmak için güç kullanmaya devam edecekler. Moskova'nın merkezinde bir bomba patlatıp 10-20 çocuğun yaralanmasına yola açanla Karamaçi'ye bomba atıp 10-20 çocuğu öldürenler arasında ne fark var? Fark nerede?"

 Yeltsin'den iktidarı devralan Vladimir Putin, varlığını ve otoritesini, silah tüccarları ve savaştan nemalanan yüksek rütbeliler gibi bu savaşa borçludur. İngiliz muhabir Patrick Cocburn, Rus karar alma merkezinin merkezindeki bir isim olan Sergey Stephaşin'in "Rusya'nın çok daha önceden savaşa girmeyi planladığını, Dağıstan olayları ya da binaların bombalanması olmasaydı da operasyonun başlatılacağını" dile getirdiği açıklamalarını yayınlamıştı. Günah keçisi ilan edildiğini söyleyen Basayev'den başka, Dağıstan operasyonuna karşı çıkan Aslan Mashadov'da 2002 senesinde savaşın sebepleri konusunda şöyle diyordu: "Basayev'le birlikte o sırada tümüyle bir iç savaşa gömülmüş olan Dağıstan'a geçen, elli ya da daha fazla sayıda savaşçının, neredeyse 3 yıldır devam eden böyle geniş çaplı bir savaşın sebebi olduğunu düşünmek biraz saflık olur."

 

II. Savaş

 1 Ekim 1999 tarihinde, halen tüm dünyanın gözleri önünde devam eden bir insanlık ayıbı, Çeçen halkının soykırımı başladı. Savaşçılarla olabildiğince karşılaşmadan Rusya içinden, Kuzey Osetya'dan, Dağıstan'dan kalkan uçaklarına binip, hava saldırılarıyla şehirleri yok ederek ilerleyen Rus birliklerinin, acımasızlıklarını anlayabilmek için, başkent Caharkale'nin tek bir fotoğrafına bakmak bile yeterlidir. Toplama kampları, keyfi tutuklamalar, yasaklanmış kimyasal silahların kullanımı, halkı özellikle çocukları hasta eden zehirli gazlar, insana aklını kaçırtan işkenceler, ceset ticareti, toplu mezarlar, tecavüzler ve daha pek çok madde bu halkın maruz kaldığı adaletsizliğin başlıklarıdır. Ve bu toplum, insanın yazarken kanını donduran gerçekleri 7 yıldır umutsuzca yaşıyor.

Caharkale Düşüyor

 31 Ocak 2000'de, Çeçen direnişçiler sivil halkın daha fazla zarar görmesini engellemek amacıyla, 3 kuşatma çemberiyle çevrelenmiş, etrafı mayınlarla çevrili başkent Caharkale'den dağlara doğru çekildiler. Artık direniş yeni bir boyut kazanıyordu. Bundan sonra mobil timler halinde organize olmuş silahlı güçlerin gerilla savaşı başlıyordu. Çok zorlu geçen Caharkale'den çıkışın öyküsünü ve Basayev'in, emrindeki askerlerin kendisine olan bağlılığını ve güvenini sarsılmaz kılan komutanlık tarzının bir başka örneğini o günlerin bir tanığı olan doktor Hasan Bayev anlatsın:

 "… 31 Ocak 2000'de, sabah saat altıda Nuradi beni çok acil hastaneye çağırdı. "Çabuk gel! Yaralılar akın ediyor!" dedi. Hastaneye vardığımda düzinelerce yaralının, hastanenin birinci ve ikinci katlarındaki koridorlarda üst üste yığılmış odunlar gibi yatmakta olduğunu gördüm. Hastane koridorlarında tüm yaralılar için yeterince yer yoktu, bu yüzden de çoğu dışarıda yatıyordu ve kanları karın üzerinde kırmızı kristaller oluşturuyordu. Hastaneye, kızakların ya da ceket ve kazaklardan yapılan sedyelerin üzerinde veya arkadaşlarının sırtlarında getirilmişlerdi. Bu görüntüler bende şok etkisi yaratmıştı. Önce kimi tedavi etmeliydim? Hiç ağrı kesicimiz kalmadığına göre acıyı nasıl hafifletebilirdik? Birkaç dakikalığına donup kaldım.

 Nuradi, "Burada yaklaşık iki yüz yaralı var. Bunlar savaşçılar ve Grozni'den gelen mülteciler. Bir de adamlarımızın beraberlerinde getirdikleri yaralı birkaç Rus askeri var. Yaralıların devamı da yolda" dedi.

 Yine aynı kâbusun içindeydim.(…) Derin bir nefes aldım. Elimden gelen tek şey, Allah bana güç verdiği sürece direnmekti.

 Sonraki birkaç saat içinde, gece boyunca, dört bin kişinin Grozni'den kaçtığını öğrendim. Bu grubun içinde, Şamil Basayev'in de dahil olduğu, üst düzey Çeçen komutanlarının emrindeki iki bin savaşçı, sayısız mülteci, yaklaşık yirmi tanesi yaralı olan elliye yakın Rus askeri ve birkaç yabancı gazeteci varmış, ikinci savaş başladığından beri, savaşçıları kaçırmak için gece gündüz süren bombardıman, şehri yerle bir etmişti. Ayakta neredeyse hiç bina kalmamıştı; geriye kalan tek şey yıkık duvarlar, kırık pencereler ve için için yanan yıkıntılardı. Bir zamanların mağrur başkenti, çöplüğe dönmüştü. Yiyecek, su, elektrik, hiçbiri yoktu. Binlerce insan, bodrumlarda farelerin içinde, mahsur kalmışlardı. Son haftalarda, derin-tesirli bombalar ve vakum bombaları binlerce insanın ölümüne yol açmıştı ve Şamil Basayev, sonunda şehri boşaltma emri verdi. Plana göre Çeçen savaşçılar, dağlara çıkarak gerilla saldırıları düzenleyeceklerdi.

 

 Boşaltma başladığında şiddetli kar yağışı vardı. Şamil Basayev ve içlerinde Çeçenistan'ın eski başbakanının yeğeni olan Leça Dudayev'in de bulunduğu birkaç saha komutanı yola çıktılar. Savaşçılar da şehrin güneyine giden dar bir yoldan ilerleyip Sunja Nehri'ni ve Kirova'yı geçtiler. Üç gün boyunca kar yağdığı için yolculuk zorluydu ve bazı yerlerde dizlerine kadar kara gömülüyorlardı. Ruslar, nehrin yakınındaki, Alhan Kala'nın üç mil dışında açık bir alana mayın döşemişler. Daha sonra bir Rus general, basına, Basayev'i tuzağa düşürerek mayın tarlasına girmesini sağladıklarını anlattı. Bu doğru değildi.

 Basayev ve adamlarının mayınlardan haberi vardı; ancak kar yüzünden şaşırmış ve yollarını kaybetmişlerdi. Saha komutanları izlenecek en iyi yol hakkında tartışmışlardı ve içlerinden biri, kendilerine yolu açmaları için önden Rus esirleri göndermeyi önermişti. Leça Dudayev ve bazı saha komutanları bu fikre karşı çıktılar. Silahsız Rus askerlerini bile bile öldürmenin, Çeçenistan'ın bağımsızlık uğruna verdiği savaşın ruhuna ve Müslümanlığa sığmayacağını savundular. Şamil Basayev de bu düşünceye katıldı ve başkomutan olarak mayın tarlasından geçme operasyonunu kendisinin yönetmesi gerektiğini söyledi. Böylelikle yola koyuldular. Liderlerini korumak için, korumalarından ikisi kendini feda ederek öne atıldı ve güvenli bir yol açtı. Birkaç metre ileride başka bir mayın patladı ve Basayev'in sağ ayağını ve bileğini parçaladı. Bunun paniğiyle insanlar sağa sola koşuşturarak daha fazla mayının patlamasına neden oldular. Karların içinde yatan Basayev, insanları sakinleştirmeye çalışıyordu. "Koşmayın!" diye bağırdı. Gönüllüler, güvenli bir yol açabilmek için kendilerini karların üzerlerine attılar ve çoğu görünmeyen mayınlara basarak hayatını kaybetti.

 Bu sırada doğudaki dağlarda gizlenen Rus tankları ve nişancılar, kaçan insanlara ateş ediyorlardı. Tüm bu olayların sonunda yerde yatan yaklaşık yüz yetmiş ölü vardı. Mayınlar yüzünden akrabaları cesetleri toplayamıyordu. Cesetler ancak aylar sonra toplanabilmişti.

 Sonuçta, hastaneme yaklaşık üç yüz ağır yaralı getirildi. Hasar hakkında fikir edinebilmek için koridora çıktım. Kan, pantolonuma sıçradı ve ayakkabılarımdan içeri sızdı. Yaralılara bakarken sakinlikleri karşısında hayrete düşüyordum. Pek azı inliyor veya ağrı kesici istiyordu. Bazıları dua ederken bazıları da arkadaşlarını yatıştırmaya çalışıyordu. Savaşçıların çoğu Çeçenistan'ın farklı köylerinden gelen delikanlılardı.

 Tüm bu görüntüler beni hasta ediyordu. Savaş, Çeçenistan'ın sahip olduğu en iyi şeyleri alıp götürüyordu. Bunlar, on yedi on sekiz yaşını aşmamış genç insanlardı ve okula gitmiyorlardı.(…)Ben çalışırken, kasaba halkı da kan bağışı yapmak için hastaneye gelmeye başladı. Ameliyat ettiğim ilk kişi, bacakları dizlerindeki eklem yerlerinden parçalanmış bir savaşçıydı. Bacaklarını kurtarmak imkansızdı.

 Ameliyat masamdaki ikinci kişi, Rusların öldürmeyi çok istedikleri ve kendisini yakalayana bir milyon dolar ödül verilecek olan Basayev'di. Hayatta insanın başına garip şeyler geliyor. Onu tanıdığım okul yılları boyunca sessiz ve sürekli futbolla haşır neşir olan bir çocuktu. Bugünse koridorda yatarken onu güçlükle tanıyabiliyordum. Sakalının altındaki yüzü, kan, pislik ve barut dumanı içinde kalmıştı. Elleri soğuktan donmuştu ve yırtık bez parçalarına sarılmıştı.

 

 

Ona doğru eğilince, "Hasan, sen misin?" diye sordu. Patlamada kör olmuştu. "Önce beni ameliyat etme. Benden önce genç çocuklarla ilgilen" dedi.

 

"Çok fazla kan kaybetmişsin" diye yanıt verdim. Kan basıncını ölçme aletine baktım: Kan basıncı çok düşmüştü, ölmek üzereydi. Herhalde kanının yüzde ellisini kaybetmişti; müdahale etmeden yarım saat daha geçerse ölmüş olacaktı. Çok hızlı çalışmak zorundaydım. Kan dolaşımı yavaşladığından nefes darlığı çekiyordu.

 O kadar barut isi ve pisliğin içinde derisi, simsiyah sakalının aksine bembeyazdı. Asker postallarından geriye kalanları çıkardım. Sağ ayak tabanı parçalanmıştı, parçalanan kaval kemiğinden ve fibulasından fırlamış olan tendonları ve yumuşak kas dokuları dışarı sarkıyordu.

 "Canın acıyor mu?" diye sordum. "Çok sessizsin. "Kafasını salladı ve "Çalışmana engel olmak istemiyorum" diye fısıldadı. Yeğenim Ali'nin yardımıyla kesilmiş bir uzvu sararken. "Ayağını bileğinin üzerinden kesmek zorunda kalacağım" dedim. "işini yap; ama daha kötü durumda olanlar varsa önce onları al" dedi.

 Kolundaki damardan iki ölçü glikoz ve Polyglukin verdik, ardından hemşirelere her üç dakikada bir kan basıncını ölçmelerini ve sonuçları yüksek sesle bana bildirmelerini söyledim. Kan basıncını bir nebze olsun yükseltmeyi başardık.

 Bu sırada, Şamil Basayev'in yaralılar arasında olduğu haberi yayılmıştı. Birkaç Batılı gazeteci, Rusya'nın azılı düşmanının görüntülerini alabilmek amacıyla kameralarıyla ameliyat odasına daldı. Onlara dışarı çıkmalarını söyledim. Bütün ameliyatı baştan sona kameraya alan kişi yeğenim Adem'di; daha sonra Reuters bu çekimleri dünyanın dört bir yanına dağıttı.

 (…)Ben ameliyatı tamamlar tamamlamaz, Basayev'in adamları, Ruslar tarafından her yerde arandığını bildiklerinden onu hemen binadan çıkardılar. Onlar gitmeden Rumani, Basayev'in kesik bacağını bir torbaya sardı ve gömmeleri için Basayev'in akrabalarına verdi.

 Bütün bir gün ve gece boyunca, yaralıların iniltileri ve imamla köy büyüklerinin ölenler için Kuran'dan okudukları dualar arasında çalıştım. O korkunç saatler boyunca pek çok ünlü saha komutanı hastanemde hayatını kaybetti. Abdül Malik yaralı bir halde getirilmişti, Hünkar Paşa İsparov ve Leça Dudayev gibi bazılarıysa hastaneye geldiklerinde ölmüşlerdi; Ruslan Gelayev koridorlarda yatmak zorunda kalmış ama sonunda kurtulmuştu.

 Birkaç hemşireyle birlikte Ömer Kambiyev'in de aralarında bulunduğu birkaç doktorun ve Çeçenistan Sağlık Bakanı'nın yardım için Grozni'ye geldiğine dair duyumlar aldım. Bu iyi haberdi; çünkü artık direncimi yitirmeye başlamıştım, insanların kol ve bacaklarını kesmekten kollarım sızlıyordu. Bunun yanı sıra bir marangoz matkabıyla beyin ameliyatları da yapıyordum.

 O kadar çok kemik kesmiştim ki, kısa bir süre sonra testerenin ortasındaki dişler köreldi. Başka bir testerem yoktu, ben de sert kısmı testerenin uç taraftarıyla, daha yumuşak dokuları da ortasıyla kesmeye başladım. Elim bu üç aşamalı kesme hareketine o kadar alışmıştı ki, kesmek, otomatik bir işleme dönüşmüştü. Yirmi dört saat boyunca ne ameliyat haneden çıktım, ne de bir şey yiyip içtim…"

 El-Kaide İlişkisi

 11 Eylül olayları ise Rusya'ya aradığı en güzel fırsatı vermişti: Uluslararası terörizmle mücadele bahanesi. Savaşın en şiddetli anında, silah arkadaşlarını bile şaşkınlığa düşürecek bir cesarete sahip bu adam, belki de tek yenilgisini medya karşısında aldı. Düşmanın dezenformasyon gücü karşısında, gerçeklere dayanan propagandanın önemi bir kez daha tüm çarpıcılığıyla karşımızdadır. Putin yaptığı açıklamalarında, Çeçenistan'daki operasyonların, uluslararası terörle mücadeleden ayrı düşünülemeyeceğini defalarca vurgulayacaktı. El Kaide terörüyle ilişkilendirilmeye çalışılan Çeçen direnişini ve liderlerinin beyanlarını dikkatle incelediğimizde kesin bir ideolojik farklılık kendisini göstermektedir. Örneğin, ulusal hassasiyetler taşımayan ve salt ümmet bilinciyle hareket eden El Kaide'den farklı olarak, Çeçen direnişi kökleri yüzyıllar öncesine dayanan bir ulusal kurtuluş mücadelesidir ve bu yönü Şamil Basayev de dahil olmak üzere tüm liderlerce defalarca dile getirilmiştir. Daha El Kaide ortaya çıkmadan seneler önce, bu hareketin ideolojik temelini hazırlayan Filistinli ideolog Dr. Abdullah Azzam, insanların zihinlerinde öncelikle şu sözüyle canlanır: "Daha fazla diyalog yok, daha fazla konferans yok, daha fazla uzlaşma yok, artık cihat ve tüfek var ve yalnız cihat ve tüfek var!" Oysa Çeçen liderler hiçbir zaman uzlaşma kapısını kapatmamışlar, El Kaide'nin asla muhatap kabul etmeyeceği uluslararası hukukun tesis edilmesine de vurgu yapmışlardı ki bunlar örneklerden sadece bazılarıdır. Artık bu iddialara komutanlar, dalga geçerek cevap vermeye başlıyorlardı:

 "İsveç TT Haber Ajansı:

 El Kaide'ye karşı olan tutumunuz nedir? Basayev: Tedbirli ve sıradan bir tutumum var. Çünkü hayatım boyunca, El Kaideli oldukları iddia edilen iki kişi gördüm. Hattab ve Ebu Walid. Onlar da, hem El Kaide'nin üyesi değillerdi hem de Ladin'den haberleri bile yoktu. Ladin'i, Afganistan'da, uzak bir mesafeden, savaş zamanında kendileri gibi normal bir mücahit olan insanlarla beraber sadece birkaç dakika görmüşler. Fakat şimdi Çeçenistan'da durum değişti. Ne zaman az ya da çok tanınmış bir mücahit öldürülse, hemen en kötü yıkım faaliyetlerinin organizasyoncusu o olur ve kesinlikle El Kaide'nin bir üyesidir. Çok ilginç bir durum. Bir mücahit sağken, benim emrimdedir fakat ölür ölmez, El Kaide'nin bir üyesi ve 'yardımların ana kaynağı' olur." (…) "Şunu tekrarlamak istiyorum, terörizm ve ayrımcı kelimelerinin bizimle bir alakası yok. Bu kelimeler, bize karşı propaganda amaçlı kullanılan kelimelerdir. Düşmanlarımızın bize yapıştırmaya çalıştırdıkları etiket ne olursa olsun, biz Rus emperyalizminden kurtuluşumuz için bir mücadele veriyoruz ve böyle bir mücadele dış desteklere bağlı olmaz. Biz, bayrağı atalarımızdan aldık ve bu mücadele yüzyıllardır devam ediyor."

 Tüm bu süreç boyunca şehit lider Aslan Mashadov defalarca barış teklifinde bulundu. Çözüme yönelik tavrını yine bu amaç uğruna tuzağa düşürülerek katledilmesine kadar sürdüren Mashadov, Kremlin'de kendisine bir muhatap bulamadı. Vurulmadan önceki 1 ay boyunca onun emriyle tüm Çeçenler ateşkes kararı almış ve Mashadov direniş güçleri üzerindeki iradesini göstermişti. Rusların cevabı, kameralara yansıyan görüntülerde soyulmuş ve yerde yatan kanlı bedeniyle Mashadov'u teşhir etmek oldu. Mashadov'un ölümüne dek sürdürdüğü barış müzakerelerine olan inancını, Şamil Basayev çok daha önce kaybetmişti. O da defalarca barış teklif etmiş, Rus ve dünya liderlerine sivil halka dokunulmaması konusunda ve imzalanan Cenevre Konvansiyonu’na uyulması hakkında çağrılarda bulunmuştu. İlişkilerde uluslar arası hukukun esas alınması halinde ve bu hukuk iki tarafça da uygulandığında savaşmaya gerek olmadığını söyleyen Basayev'in de aldığı cevap farksızdı; daha çok katliam, bombalama, sivil ölümler… Uluslararası savaş hukukuna uyulması yönündeki çağrıları dikkate alınmazsa, operasyonları Rusya içerisine taşıyacağını belirtmesine rağmen cevap değişmedi. Bunun yanında Şamil Basayev, özellikle fidye için adam kaçırmalar ve cezalandırma amaçlı sivillere yönelik saldırılarda rol alan Rus yanlısı kukla yönetim aracılığıyla savaşın bir Çeçen iç savaşı haline getirilmeye çalışıldığını da söylüyordu. Rusya içerisindeki yeni çatışma merkezleriyle bu manipülasyonun engellenmeye çalışıldığını da sözlerine ekliyordu.Bunun bir örneği İnguşetya'daki İç işleri ve FSB binasına yönelik olan saldırılardı. Bizzat Basayev'in yönettiği saldırılarda hedef bölgeler uzun müddet elde tutulmuş, direnişçiler çok sayıda kayıp verdirmiş ve hatırı sayılı bir cephaneyi ganimet olarak dağlardaki üslerine taşımışlardı. Bir İnguş gencine, neden Çeçen savaşçılarla beraber çatışmalara katıldığı sorulduğunda "Ben bir savaşçı değildim. Ancak benim kardeşimi kaçırdılar ve üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen ne ölüsünü ne dirisini bulamadığımdan dağlara gittim ve Basayev'in birliğine katıldım" diye cevap veriyordu. Rus birliklerinin direnişçiler karşısındaki başarısızlıkları ve liderlerin yakalanamaması hakkında değerlendirmelerde bulunan "Komsomolskaya Pravda" gazetesinin askeri gözlemcisi Viktor Baranetsev 2003 yılında Liberty radyosuna şunları söylüyordu: "Tutuklamıyorlar çünkü nüfus ile savaşçılar arasında iş birliği var. Nüfus aslında iki kampa ayrıldı. Bu insanlardan bir parçası Kadırov peşinde gitti ve onun hesabına çalışmayı kabul etti, diğer kamp ise, sözde sivil nüfus, savaşçıları akıl almaz başarılı bir şekilde saklıyor. Dağlarda sivil insanlar arasında saklanan savaşçıları bile var. Neden tutuklayamıyorlar? Çeçenler'in liderlerini gizleme sistemine alışamadıkları için. Ne demek istiyorum: Gelayev, Basayev, Mashadov gibi Çeçen komutanları için nüfusun büyük bir bölümü çalışıyor, onları gizliyorlar, onlara sempati duyuyorlar ve bu çalışma o kadar sistemli ve iyi yönetiliyor ki, orta sınıflara giden çocuklar bile orada çalışıyor. istihbaratımız ise baş edemiyor çünkü bir insan aynı zamanda hem gözlemci, hem izleyici hem haberci olarak görev üstleniyor. Okul çağındaki çocuklardan yönetim kadrolarına kadar herkes bu liderleri saklamak için gayret ediyor. Diğer taraftan istihbarat ajanları buna alışamıyor çünkü temsillik çok iyi işliyor orada. İstihbarat subayı ile konuştum Çeçenistan'da ve bana bunları söyledi: 'Bizim ajanımızdan çok kesin bir ihbar aldık; bir köye önce Mashadov'un koruması girecek ve daha sonra kendisi de gelecektir. Sonraki kontrollerde bunun yanlış bir bilgilendirme olduğunu öğrendik. Bu ne demek oluyor; ayrımcılık hareketinin beynini korumak için çok iyi hazırlanmış yanlış bilgileri de ustaca kullanabilir Çeçenler... Onların gücü profesyonelce saklanmasındadır. Bizim için o bir çete başı. Onlar için ise; lider, önder, bayraktır. Soru şu: istihbaratımızın çalışma sistemini radikal bir şekilde değiştirmek, başka çıkışımız yok..."

 Nord-Ost Rehine Eylemi

 Bundan daha önce 8 Şubat 2003 tarihinde Moskova, korku dolu bir akşam yaşıyordu. Dubrovka tiyatrosunda sahnelenen oyunun ismi olan Nord-Ost artık bambaşka bir şeyin ismi olmuştu. Aralarında eşleri ölen dul kadınların da bulunduğu, liderliğini 25 yaşındaki genç komutan Movsar Barayev'in yaptığı 50 kişilik bir eylemci grubu, 700'ü aşkın bir izleyici topluluğunu tiyatro binasında rehin almıştı. Barayev eylemden önce yapılan bir kayıtta "Sizin yaşamayı istediğinizden çok, biz ölmeyi arzuluyoruz" diyordu. Standartların çok üzerinde bir hayata sahip olduğu bilinen 25 yaşındaki bir gence bu sözleri söyleten neydi? Bunun cevabını yine Osman Ferzauli'den alalım: "1994'ten beri Çeçenistan, Ruslar'ın sürdürdüğü savaşla yaşadı ve 1994're çocuk olan bir yetişkin Çeçen genci savaştan başka hiçbir şey görmedi. Bildiği tek şey, FSB'nin infazları, bombalar, mayınlar ve işkence. Böyle bir ortamda insanların radikalleşmemesi mümkün değil."

 57 saat süren eylemde, eylemcilerin talepleri Budennovsk'takilerle aynıydı. Savaşın durdurulması ve askerlerin Çeçenistan'dan çekilmesi. Fakat Putin herhangi bir toplantı için yurtdışında değildi ve başbakan koltuğunda da Çernomirdin oturmuyordu. Telefonda, dışarıyla konuşma imkanı bulan bir rehine, Putin'e binaya saldırı emri vermemesi için yalvarıyordu. 57 saatin sonunda Rus özel birlikleri, içeriği halen sır olarak kalan bir gazı binaya saldılar. Kısa sürede bazı eylemciler ve rehineler bayılmışlardı. Çatışmanın başladığı tiyatro salonundaki direniş kırıldı ve eylemciler etkisiz hale getirildi. Öyle ki, Rus askerleri yaralı ya da baygın yatan eylemcilere yakın mesafeden öldürücü vuruşu yapıyorlardı. Hiç kimse sağ kalmamalıydı. Rehinelerin tedavisi için dahi gazın içeriği doktorlara bildirilmiyordu. Çoğu insan kurtarılma imkanı varken hayatını kaybetti. Sorumluluğunu Şamil Basayev'in üstlendiği eylemin, Mashadov tarafından kabul edilmediği açıklandı. Mashadov, uluslararası kuruluşların da katıldığı son derece meşru bir seçimle işbaşına gelmişti ve o sırada savaş şartlarında bulunan hükümetin meşruluğuna her ne sebeple olursa olsun gölge düşmesini gerçekçi bir yaklaşımla istemiyordu. Fakat şunu da söylüyordu; yıllardır devam eden savaşta maddi ve manevi olarak harap olmuş bir toplum vardı ve savaş siyasi görüşmelerle sonuçlanmadıkça benzer olaylar ihtimal dışı değildi.

 Movsar Barayev eylem sırasında yapılan kayıt esnasında "İşte siz bizim halkımızı böyle rehin almaktasınız" diyordu. Sağ kurtulan rehineler ve ölenlerin akrabaları örgütlenerek olaylardan sorumlu tuttukları Kremlin yönetimine karşı dava açtılar. Devam eden duruşmalar boyunca sadece aşağılanan ve hayatlarının hiçbir değeri olmadığını fark eden insanlar öfkeliydi. Rehinelerden Viktorya Vladimirovna: "Bunu savaş yaptı. Sürmekte olan bir savaş var. Şimdi de bizler onun bir kurbanı haline geldik" diyordu. İngiliz televizyon kanalı Kanal 4'ün Nord-Ost eylemi hakkında hazırladığı bir belgeselde rehinelerden bir diğeri ise şu sözleri söylüyordu: "Çeçenlerden nefret ediyorum, onların çocuklarından bile nefret ediyorum. Bu nefretim biter mi bilmiyorum. Kızımı ve eşimi öldürdüler. Ama oradaki kadınların da aileleri, çocukları vardı… Eşlerinin ve kardeşlerinin öldürüldüğünü söylüyorlardı. Onların yerinde olsaydım, ben ne yapardım? Sanırım onların yaptığının aynısını yapardım. Şimdi küçük oğlum için yaşıyorum. Eğer o da ölmüş olsaydı kimsesiz kalırdım. Sanırım, ben de bombalı bir kemer takardım ve kendimi havaya uçururdum."

 Anlaşıldığı kadarıyla Şamil Basayev, savaşı ancak Rus halkının durdurabileceğini söyleyen uzmanlara katılmakta ve bunun için, Rus İnsan Hakları savunucusu yazar Anna Politskovskaya'nın deyimiyle, orduyu vergileriyle finanse eden, seçimlerde Putin'i tekrar iktidara taşıyan Rus halkının bu şekilde gerçeklerin farkına varacağını düşünüyordu. Şüphesiz Politskovskaya yöntem konusunda Basayev'den tamamıyla ayrılıyordu fakat tepkisini de gizlemiyordu: "Peki Rus halkının verdiği tepkiye ne demeli? Henüz hiçbir türden duygudaşlık, siyasal açıdan hükümetin gözardı edemeyeceği bir itki yaratacak bir duygudaşlık ortaya çıkmış değil. Aslında fiilen olan bunun tam tersi söz konusu. Ahlaki değerlerini yitirmiş bir toplum kendi adına rahatlık, barış ve huzur istiyor ve bunun başka insanların hayatları üzerinde yol açtığı sorunlarla ilgilenmiyor. İnsanlar gerçekleri görmek yerine, Nord-Ost trajedisinden kaçıp kurtulmaya çalışıyor ve devletin beyin yıkama aygıtına inanmayı tercih ediyor."

 Kaybedecek hiç bir şeyleri kalmamış ve acımasız bir soykırımın ellerinde ruhları onarılmaz yaralar almış olan "kara dulların", "kara oğulların, kızların, babaların…" bellerine bombalı kemerler takmamasının anahtarı Politskovskaya'nın bahsettiği "göz ardı edilemeyecek itkide" gizli. Peki bu çare nasıl harekete geçirilecek?

 

Beslan Rehine Eylemi

 Yaklaşık 1,5 yıl sonra, 1 Ekim 2004 tarihinde Kuzey Osetya'nın Beslan kentinde daha öncekilerle kıyaslanamayacak bir trajedi yaşandı. Direniş liderleri de dahil olmak üzere, kimsenin kabul etmediği ve herkesi dehşete düşüren bir trajedi. Onlarca silahlı eylemci şehirdeki bir okulu basıp velileriyle birlikte öğrencileri rehin almıştı. Çocukların serbest bırakıldığı, eylemcilerin, operasyon düzenlenmesi halinde binayı havaya uçuracakları tehditlerine rağmen, bunu yapmadıkları Nord-Ost'tan çok daha farklı bir olayla karşı karşıyaydı insanlar. Görüşme talepleri kabul edilmedi, şartlar dinlenmedi, bölgeye gelmek isteyen Politskovskaya zehirlendi, Andrei Babitsky gözaltına alındı, rehinelerin aileleri uzaklaştırıldı ve katliam başladı. Okulun çatısı, üstüne inen Rus helikopterini taşıyamayınca çöktü ve çatı katındaki rehineler feci şekilde can verdiler. Bunun yanında okula yönelik tank ateşi başlamıştı. Basayev daha sonraki bir röportajında eğer bir operasyon olursa dışarı çıkmalarını ve çatışmayı rehinelerin bulundukları yerden uzak tutmaları emrini verdiğini söylüyor. Görülen o ki, buna fırsat verilmedi ve herkesi okul içinde öldürmeyi hedeflediği açıkça belli olan askerler operasyonu bitirdiğinde çoğu çocuk 300'ü aşkın insan yaşamını yitirmişti. Andrei Babitsky ile olan röportajında Basayev, böyle bir saldırı beklemediğine yemin ediyor ve şok olduğunu söylüyordu. Olayın ardından pek çok iddia ortaya atılmış ve bu olayın FSB'nin işi dahi olduğu söylenmişti. Sonraki sene bir açıklamada bulunan Basayev, asıl kimliğini gizleyen bir Rus ajanının savaşçıların arasına sızarak onları Kuzey Osetya'nın başkenti Terekkale'de (Vladikafkas) bir eylem yapmaya ikna ettiğini, bu şekilde eylemcilerin bölgeye sorunsuz girebildiğini fakat ajanın durumu itiraf etmesi üzerine tuzağa düşmemek için rotayı Beslan'a çevirdiklerini söylüyordu. Çelişkili açıklamalar olayın üzerindeki sır perdesini ağırlaştırırken, asıl önemli olan gerçek, hayatını kaybeden Oset çocukların bir daha geri gelmeyecekleriydi. Eylemi sona erdirmek için görüşme talep eden ama kabul edilmeyen Başkan Mashadov ve Dış İşleri Bakanı Ahmet Zakayev, Rus güvenlik(!) birimleri ve Basayev'e olayla ilgili ağır eleştirilerde bulundular. Mashadov savaştan sonra Basayev'i adil bir mahkemede yargılama sözü verdi ve Basayev de bunu kabul etti. Umuyoruz bu olayın ardındaki tüm gerçekler şüpheleri yok edecek bir biçimde gün yüzüne çıkar.

 İsveç TT Haber Ajansı ile olan röportajında Basayev, ona bu eylemleri yaptıran yaklaşımını şöyle açıklıyor:

 "Bugün, birçok insanın şahit olduğu bir şey vardır o da, gücün, resmi olamayan kanunlarının dünyada kanunun gücünden daha etkili olduğudur. Biz uluslararası kanunlar, insan hakları, demokrasi ve diğer şeylere ne kadar uymaya çalışırsak çalışalım, bunlardan hiçbiri bizi soykırıma karşı korumayacaktır. İnsanlar bize bu tür şeylerden bahsederken, 200 bin insanımız öldürüldü. Bugün bütün dünya, isteyerek veya istemeyerek, bizim kurallara uymamızı talep ediyor ve böylece de, soykırıma yardım ediyor. Bu bir kick box dövüşçüsü ile bir boksörün ringde dövüşmesine benziyor. Kick box'cu tekme atarken, hakem boksörün, boks kurallarında, tekme yasak olduğu için savunma amacıyla bile tekmesini kullanmasına izin vermiyor. Birçok insan, savaşta hayatta kalıp galip gelebilmek için düşmanın kullandığı silahların ve metotların aynısını kullanman gerektiğini bilir. Biz, burada doğu ya da batıya bir şeyler yapmaları için bakmak yerine kendimiz elimizden geleni yapmalıyız. Bu bize zarar veriyor ama stratejik olarak tek kazanma şansımız bu.(…) Her zaman söyledim, yine söylüyorum; eğer Putin uluslararası kanunlara uyarsa, biz de memnuniyetle uyarız. Kanunlar tüm tarafların uyması içindir. (…)Moskova tiyatrosu ve Beslan'daki okulda hayatını kaybedenlerin sorumluluğu, Putin'in üstündedir. Bizim tek yaptığımız Çeçenistan'da devam eden savaşa ve Çeçen soykırımına bir son verilmesi talebinde bulunmak için insanları orada tutmaktı. Oradaki insanları, kendi insanlarını öldürenler, Ruslardır, Rusçulardır."

 Nalçik Ayaklanması Ve Basayev

 Aslan Mashadov da dahil olmak üzere direniş liderleri, uzun bir zaman boyunca sorunun siyasi yoldan çözümü için tekliflerde bulunuyor, bu tekliflere karşılık verilmezse çatışma odaklarını çoğaltarak, savaşı yayacaklarını ilan ediyorlardı. Mashadov'un şehit edilmesinin ardından başa geçen ve beş çocuğu Ruslar tarafından katledilmiş, karısı işkence altında hayatını kaybetmiş olan Abdulhalim Sadullayev, 2005 Mayıs'ında Kafkas Cephesi'nin kurulduğunu ilan etti. Bu şekilde yerel yönetimlerin ve Ruslar'ın baskılarının hissedildiği bölgelerde gerilla savaşı için cepheler kurulacaktı. Bu haberin üzerinden çok geçmeden 2005'in 13 Ekim'inde yaklaşık 1000 kişilik çoğunluğu Kabardeyler'den oluşan bir grup, Kabardey- Balkar Cumhuriyeti'nin başkenti Nalçik'da belirlenen 13 hedefe karşı saldırı düzenledi. Saldırıdan sonra yayınlanan bir toplantının görüntülerinde baskının liderlerinden Anzor Astemirov, Şamil Basayev'in yanında görülüyordu. 1992'de Kafkas Halkları Konfederasyonu'nun silahlı gönüllülerinin liderliğini yapan Basayev'in, 13 sene sonra hala Kuzey Kafkasya'daki otorite ve saygınlığı ortadaydı. Devlet binaları, polis ve FSB merkezlerinden oluşan hedefler bu büyük saldırıyı hak edecek ne yapmıştı? Yıllarca işkence merkezlerinde hiç şaşırtıcı olmayan bir biçimde "vahabi" olduklarını ilan ettikleri ve aslında Ruslar'ın standartlarına göre "yeterince yönetilebilir olmayan" yani uyuşturucu-alkolfuhuş sarmalından kurtulmuş ve sayıları gittikçe artan milliyetçi ve dindar gençlere yönelik büyük bir baskı uyguluyorlardı. Sebepsiz yere kaybolan gençlerden haber alınamıyor, keyfi tutuklamalar yaşanıyor; sırf başörtülü oldukları için dayak yiyen hamile Kabardey kadınları, karakollarda sorguya alınan suçsuz kızlar, hakaret, işkence, tecavüz ve sürüp giden aşağılamalar sabrı tüketiyordu. Son dönemlerde FSB'den izin alınarak gidilen ve yalnızca Cuma günleri 15 dakikalığına açık kalmasına izin verilen camilerden çıkarılan cemaatin saçları haç şeklinde kazınıyordu. Bu baskılara karşı tam anlamıyla bir patlama yaşandı Nalçik'da. "Savaş meydanında" şehit olan 95 direnişçinin cesedi kalmış, az bir kısmı da geri çekilirken diğer eylemciler tarafından yanlarında götürülmüştü. Kokov rejiminin kurbanları için ölüm, o şekilde yaşamaktan daha fazla tercih edilir bir hal almıştı. Kısa bir süre önce 400 Kabardey bir bildiri yayınlayarak "Artık bu şartlarda yaşayamıyoruz, iltica talebimizi kabul edecek ülke var mı?" demişlerdi. Onların da sesleri stratejik çıkar hesapları arasında kaybolmuştu. Ufak çaplı ya da az sayıda polis ölümüyle sonuçlanan sabotaj eylemlerinin ardından, artık intikam hissiyle dolan Kafkasyalı gençlerin başkaldırısı için, Kafkas Cephesi'nin çağrısı sadece son nokta olmuştu. Artık, "adalet yoksa barış da yok" diyorlardı. Bununla beraber, doksanlı yılların başında, üzerinde "İlelebet Rusya'yla" yazan, Çar İvan Grozni'nin karısı Kabardey Prensesi Maria'nın heykelinin defalarca havaya uçurulduğunu, Abhazya'ya yönelik gönüllü hareketini bastırmak isteyen Kokov'a karşı sokaklara dökülen insanların KHK yanlısı gösterilerini ve Kokov'un olağan üstü hal ilan etmesine sebep olan protestolarını hatırlamak, Kabardey-Balkar'ın içinde taşıdığı direniş potansiyelinin yeni ortaya çıkmadığının anlaşılmasını da sağlar. Abhazya'daki işgal sırasında duvarlara "Psem Yıpe Nape" yani "Candan Önce Onur" yazan Adige savaşçıların bu hakaretlere sessiz kalmalarını beklemek için, Kafkasyalı doğasından bihaber olmak gerekir.

 

 Bugün artık Kafkasya'dan gelen haberlere baktığımızda rahatlıkla görülebilir ki, İnguşetya, Dağıstan ve onlar kadar olmasa da Kuzey Osetya ve Kuzey Kafkasya'nın başka bölgeleri Kremlin iktidarına karşı silaha sarılmış gerilla birliklerinin faaliyet alanıdır. Savcılar, bakanlar, üst düzey polisler, askerler, hatta devlet başkanları bile suikast ve sabotajların hedefi haline gelmişlerdir. Üstelik neredeyse Çeçenistan'daki çatışma yoğunluğuna yaklaşmak üzereler. Kafkasya'daki yerel yönetimler Kremlin'in gözüne girebilmek ve devamlılıklarını sağlayabilmek adına halka şiddet uygularken, rüzgar ekip fırtına biçmektedirler. Peki bundan sonra ne olacak? Herkesin aklında bu soru var. Şamil Basayev'in yalnızca Çeçenistan değil, tüm Kuzey Kafkasya'daki etkisi tartışılmaz ve bu, askeri bir dehanın kaybı. Ama sadece o kadar. FSB Başkanı Patrushev'in teslim olma çağrılarına Dokka Umarov, beklendiği gibi ret cevabı verdi: "Savaşın bitişi ya da bu sözde 'af' gibi Moskova'nın tüm duyuruları Kremlin rejiminin yalanlar arkasındaki gerçek durumu gizleme çabasıdır. Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti'nin silahlı kuvvetleri daha önce hiç olmadığı kadar organize ve motive olmuş durumda. Devlet başkanlığının emri ile iki yeni kanat oluşturuldu. Çeçen liderliğinin ve Kafkasya Mücahitlerinin 'silahlarımızı bırakma' ve 'affedilme' teklifine cevabı budur."

 Peki bundan sonra ne olacak? 42 bini çocuk 250 bin ölü, 185 bin yaralı, 27 bin sakat, binlerce kayıp ve 400 bin mültecinin ardından çıldırmanın eşiğine gelmiş, psikolojisi bozulmuş bu insanları ne sakinleştirecek ve yeni Beslanların önüne kim geçecek? İstatistikî rakamların her biri ağır bir trajedinin hikayesini taşıyor; ilk savaşta ailesinden 11 kişi katledilen, ikincisinde ise anne- babasını ve küçük kardeşini kaybeden Şamil Basayev'inkisi gibi, Aslan Mashadov'un deyimiyle halkın gözünde kendi canına acımadan savaşan bir kahraman olan Şamil'inkisi gibi… Ve uluslar arası toplum için bu rakamlar alışılmış matematik hesaplarından başka bir şey değil!

 Beslan'da yakınları ölenlerin oluşturduğu Beslan'ın Sesi Komitesi'nin lideri Ella Kesayeva başlarına umursamaz Ruslar yüzünden böyle felaketler geldiğini belirtiyor ve asıl suçluların Moskova'da aranması gerektiğini vurguluyordu. Geçtiğimiz sene, Rusya'da meydana gelen eylemlerin mağdurlarıyla ortaklaşa düzenledikleri bir basın toplantısında ise şunları söyledi: "Neden suçsuz insanlar öldürülüyor ve neden bu suçlar cezalandırılmıyor?(...) Hükümet, hata ve sorumluluklarının ortaya çıkmaması için bilinçli olarak Beslan'da geniş ve bağımsız bir soruşturma yürütmedi. Çeçenistan oldu, yüzbinlerce insan öldü, biz sustuk; Nord-Ost'da da hiç kimse korunmadı, bağırdılar ama duyulmadılar ve biz yine sustuk. Beslan olayı oldu, yine aynı şey. Hiç kimse suçlu değil. Hükümette suçlu yok, hep ödüllendiriliyorlar."

 

 "Rusya Kafkasya'yı kesinlikle kaybediyor çünkü biz orada kin ve nefretten başka bir şey çağrıştırmıyoruz" diyen Rus muhalif Novodvorskoya şöyle sesleniyor: "Beslan, Moskova, Krasnodar ve İrkutsk anneleri! Sizler şunu anlamalısınız, çocuklarınızı Devlet Başkanı Putin'den, ordudan, FSB'den, polisten ve her türlü güç biriminden korumalısınız. Ben, ordunun Çeçenistan'- dan çıkarılması için tamamıyla imza atmış bir şehre veya bölgeye Şamil Basayev'in dokunacağını düşünmüyorum. Bu, Kremlin'e güvenle gitmek için sigorta, ben şahsen şimdilik çocuklarımı okula bile göndermedim. Çünkü Beslan çanı, hükümete güvenen, sessizliği ile onun İçkerya'da, Beslan'da, Nord-Ost'ta ve Kremlin çekistlerinin(?) kanlı ellerinin ulaştığı diğer yerlerdeki suç eylemlerini onaylayan herkes için çalıyor. Onların soğuk kalpleri ve boş kafaları, Rusya için ortaçağ kabusuna geri dönüş yolunu açtı." Acaba Rus halkı, ona gerçekleri söyleyen bu sese ne karşılık verecek?

 Bugün, hiçbir gerçek alternatif mücadele alanı yaratılmadan silah bırakılır ve özgürlük umutları ebediyen sona ererse, Çeçen halkı, pazarda yaşlı kadınlardan bile haraç toplayan işbirlikçi zalim bir yönetimin elinde, Kremlin'den ne zaman ve nasıl geleceği belli olmayan cezalandırmalarla karşı karşıya kalacak ve en kısa zamanda mücadele etmesi için bir sebep kalmayana dek Ruslaştırılmaya çalışılacaktır.

 Ancak Rus halkı çocuklarını ahlaksız bir petrol savaşına göndermekten vazgeçtiğinde, ödediği vergilerin, sandıktaki oylarının ve ölümcül sessizliğinin gittikçe yakınlaşan küçücük bir coğrafyada nelere sebep olduğunu anladığında, Kafkasyalılar'ın, yüce bir erdemden çok daha fazlası olan özgürlük uğruna yaptıkları mücadele, kesin bir zaferle sonuçlanacaktır. Bu da ancak Rusya içerisindeki sivil, savaş karşıtı ve Rus halkının bu trajedi karşısında üstüne düşen sorumluluklarının bilincinde olan kesimlerle işbirliği sayesinde gerçekleşebilir. Bugün suni gündemlerle bölünmüş Türkiye'deki Kafkas diasporası, Abhazya savaşı sırasında vatanına yönelik, Şamil Basayev'in beklediği yaklaşımı göstermekten çok uzakta. Dünyadaki en kalabalık Kafkas diasporasının yanı başındaki bir avuç Çeçen mültecinin hali, bunun en acı ve açık örneklerindendir ya da Kabardey-Balkar'ın zindanlarında esir edilen gencecik bedenlerin karşısında, onlara yalnız olmadıklarını hatırlatacak, başka bir mücadele alanı yaratılmasında destek olacak ve haklarını savunacak bir topluluğun olmayışı da başka bir örnektir. 2. Dünya Savaşının ardından, Naziler karşısında zafer kazanan müttefikler toplama kamplarının kapılarını açtığında, Almanlar hiç de inandırıcı olmayan bir biçimde, içinde milyonlarca Yahudi'nin öldürüldüğü kamplardan haberlerinin olmadığını söylemişlerdi. Bizim ise, kapıların açılması için müttefiklere ihtiyacımız yok. Zira dünyanın bu insanlık ayıbı kara deliklerinin; seyyar ölüm vagonlarının, toplama kamplarının, kontrol noktalarının ve keyfiyetin hüküm sürdüğü her karış toprağın kapıları, soykırım suçlularının tüm engellemelerine rağmen sayısız fotoğraf, video kaydı ve tanıklıkla çoktan açıldı. Hiç kimse "bilmiyorduk, duymamıştık" diyemeyecek. Evet, geçmişte vatanlarını terk etmek zorunda bırakılmış, sürgün edilmiş bizler, Kafkasya'da olup bitenlerden sorumlu olduğumuzun farkına varmadıkça, sessizliğimizle onları umutsuzluk ve bitmek bilmeyen bir şiddet sarmalına doğru sürükleyen dünyanın, suçunu paylaşmaya devam edeceğiz.

 "Rusya Federasyonu ve Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti arasındaki silahlı çatışmanın sebebi Şamil Basayev olmadı, bu ayrılığın temelinde Basayev durmuyordu, bundan dolayı Rusya devlet adamlarının Şamil Basayev'in ölümü ile sanki problem çözülmüş gibi sevinmeleri kesinlikle asılsızdır. Rus propagandası, yüzyıllardır, daha sonra bizim özgürlüğe olan gayretimizi gizlemek amacıyla, Çeçenler'in milliözgürlük mücadelesini şu veya bu milli lider veya kahramanlara bağlamaya çalışıyor, ancak tarihi gerçekler bu düşünceyi yalanlıyor.

 Şamil Basayev, Çeçen halkının ve Kafkas halklarının üstün itibarını gören üstün bir Çeçen başkomutanı ve askeri komutan idi. Onun ölümü hepimiz için büyük bir kayıp. Hiç şüphe yok ki, Şamil Basayev Çeçen halkının ve tüm Kafkasya'nın kahramanlar panteonunda en saygın yerlerden birini ebediyen tutacaktır!" Şamil Basayev'in siyasi muhalifi, ÇİC Dış İşleri Bakanı Ahmet Zakayev

 "Bilindiği gibi, 9 Temmuz gecesi İnguşetya bölgesinde Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Yardımcısı, Devlet Savunma Komitesi Askeri Amiri Şamil Basayev hayatını kaybetti (İnşallah, şehit oldu!).

 Bu tartışmasız, Çeçenistan, Kafkasya mücahitleri ve zorbalığı, adaletsizliği, halkların ve insanların doğal hak ve özgürlüklerine baskıyı kabul etmeyen tüm insanlar için ağır bir kayıp. Mücadele arkadaşımız ve kardeşimiz Şamil, alelade bir insan değildi ve ardında gerçek bir mücahit, becerikli bir komutan ve Anavatanını seven biri olarak parlak ve uzun süreli bir anı bıraktı. Şamil, hiç tartışmasız Çeçen halk kahramanları arasında yerini alacak ve onun hakkında efsaneler, şarkılar, kitaplar yazılacak.

 Komünist imparatorluğun yıkılışının ardından Kafkasya bölgesinde parlayan hemen hemen tüm savaşlarda aktif olarak yer aldı, zayıfa desteğe ihtiyacı olana yardım konusunda acele etti. Onun bedeninde savaşlarda aldığı çok sayıda yara vardı, işgalciler ve yandaşları tarafından öldürülen aile bireylerinin ve yakınlarının ruhuna verdiği yaraların sayısını ise sadece Allah biliyor.

 Biz mücadele arkadaşları ile yaptığı sohbetlerinde kendi şahsi kayıplarını hemen hemen hiç hatırlatmayan Şamil, için her zaman önemli olan büyük acılar çekmiş çok sevdiği vatanının korunması oldu. Onun adalet anlayışı ve izin verdiği savaş metotları her zaman resmi Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti politikası ile aynı olmadıysa da, hiç şüphe yok ki Şamil cezalandırma isteği ile hareket etmedi. O uluslararası toplumun doğrudan göz yumması ile Kremlin tarafından halkının uzun yıllardır acımasızca yok edilmesine son vermek için kendi yol ve yöntemlerini aradı." Çeçenistan-İçkerya Cumhuriyeti Devlet Başkanı Dokka Umarov

 Şamil artık yok. Allah günahlarını affetsin ve sayısız trajedinin yaraladığı ruhunu dindirsin. Onun, "Kalkın, ayaklanın Kafkas gençleri!" diye başlayan şiiri, özgürlüğü uğruna vuruştuğu dağlarında yankılanıyor şimdi. Başka çare var mı?

 

 KAYNAKLAR

1. Çeçenistan: Yok Sayılan Ülke, Derleyenler Osman Akınhay, Özcan Özen, Everest Yay.

2. Çeçen Direniş Tarihi, Tarık Cemal Kutlu, Anka Yay. 

3. Yemin, Hasan Bayev, Literatür Yay. 

4. Neredesin Prometheus? , Cem Kumuk, Alfa Yay. 

5. Allah'ın Dağları, Sebastian Smith, Sabancı Üniversitesi Yay. 

6. Putin'in Rusyası, Anna Politovs Agora Kitaplığı 

7. Usman Ferzauli Röportajı, Kafkasya Forumu Dergisi, 2. Sayı

8. Savaş Yorgunu Bir Ülke-Kafkas Vakfı Çeçenistan Raporu, Kafkas Vakfı Bülteni, 8. Sayı 

9. Abhazya Abhazya'dır, Stanislav Lakoba, 23.04.1993, www.kafkas.org.tr 

10. Şamil Basayev ve Şura Hareketi, Tarık Cemal Kutlu, Kafkasya Yazıları, 7. Sayı 

11. www.bkd.org.tr , Biyografiler, Şamil Basayev 

12. www.kavkazcenter.com , - KavkazCenter, "Umarov'dan Şamil Basayev'in Şehadeti Hakkında Açıklama", 15.07.2006 - KavkazCenter, "Rus-Çeçen Savaşı Putin'in Hayatından Daha Uzun Sürecek", 19.07.2004 - KavkazCenter, "Mashadov Ateşkes Emri Verdi", 03.02.2005 - KavkazCenter, "Diktatör Bir Evsizmiş", 20.11.2003 - KavkazCenter, "Dokka Umarov: Düşman Canavarlaştıkça Güçleniyoruz", 08.08.2006 - KavkazCenter, "Münafıklar", 31.08.2004 - KavkazCenter, "ÇİC Parlamentosundan Açıklama", 11.07.2006 - KavkazCenter, "ÇİC Cumhurbaşkanı'nın Emri İle Kafkasya Cephesi Kuruldu", 17.05.2005 12.www.kafkas.org.tr , - Ajans Kafkas, "Zakayev: Şamil Basayev Şehit Oldu", 11.07.2006 - Ajans Kafkas, "Şamil Basayev'den İlginç Açıklama", 31.08.2005 - Ajans Kafkas, "Novodvorskoya: Çocuklarımızı Putin'den, FSB'den, Polisten ve Askerden Korumalıyız", 09.09.2005 - Ajans Kafkas, "İnguşlar Rus ve Rus Yanlılarından Bıktı", 22.06.2004 - Ajans Kafkas, "Çeçen Direnişçilerden 'Silahları Bırakın' Çağrısına Ret", 20.07.2006 - Ajans Kafkas, "Basayev: Tek Amacım Adalet", 08.08.2005 - Ajans Kafkas, "Basayev'de Türk Parmağı İddiası", 14.07.2006 - Ajans Kafkas, "Şamil Basayev: Kimse Allah'ın Müsaade Ettiğini Yapmama Engel Olamaz", 12.06.2005 - Ajans Kafkas, "Valeri Hatıjuko'dan Yakın Tarihe Işık Tutan Çok Önemli Açıklama...", 19.01.2005 - Ajans Kafkas, "Kuran Okuyan Öğrenciler Emniyete Götürüldü", 20.04.2005 - Ajans Kafkas, "Kabardey-Balkar'da Skandal! Tesettürlü Ve Hamile Bir Kadın Polis Tarafından Dövüldü...", 10.08.2005 - Ajans Kafkas, "Şenibe, Nalçik Saldırısını Radio Liberty'ye Değerlendirdi", 24.10.2005 - Ajans Kafkas, "Rusya Kafkasya'yı Kesinlikle Kaybediyor", 31.10.2005

13. www.jamestown.org, "Chechnya and the Northern Caucasus Without Shamil kf Basaev", Mayrbek Vachagaev



Yorumlar
Henüz yorum eklenmemiş. Yorum eklemek için tıklayın.